Cicekler Hakkinda Genel Konular

Çiçeklerin Gübrelenmesi

Bitkilerin beslenmesi kendileri için gerekli olan elementleri ya topraktan kökleri ile yada yapraktan almaları ile oluşmaktadır.  Besin elementlerinin insan ve bitki gelişimi için çok önemli görevleri vardır. İnsanlar ve bitkiler, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için besin elementlerini almak zorundadır.  Bu nedenle insan ve bitki arasında çok önemli bir bağ vardır. Bitki beslenmesinde her besin elementinin rolü farklıdır, bunların dengeli bir şekilde bitkiye uygulanması, insan beslenmesi açısından ise her besinin dengeli bir şekilde alınması gerekmektedir.

         Ticaret gübreleri bitkiler için mutlak gerekli olan besin maddelerini kapsayan kimyasal bileşiklerdir. Gübrelerin toprağa uygulanmasında yani gübrelemeden amaç, her yıl çeşitli yollarla topraktan uzaklaşan bitki besin maddelerini tekrar toprağa kazandırmak, böylece bitki gelişmesi için uygun koşulları toprakta sağlamaktır .

Hayvan ve insanın doğada var oluşu bitkisel üretime bağlıdır. Dengesiz ve kalitesiz gübre kullanımı zaman zaman bitkisel üretimde sorunlar yaratmaktadır.

Besin elementlerinin insan ve bitki üzerindeki görev ve fonksiyonları çok farklıdır. Azot; insan ve bitkide birçok biomolekülün yapısında yer alır. İnsan ve bitki gelişiminde önemli fonksiyonları vardır. Azot insan ve bitki için bir yapı taşıdır. Eksikliğinde insanlarda önemli hasarlar meydana gelir, bitkide ise vejetatif gelişim durur.

         Fosfor ve kalsiyum insanların büyümesi ve gelişimi için gerekli olan besin elementleridir. Kemiklerin sertleşmesinde, diş oluşumunda çok önemli görevlere sahiptirler. Eksikliklerinde raşitizm görülür, büyüme ve gelişme yavaşlar. Fosfor bitkide kök gelişimini ve hastalıklara karşı dayanıklılığı arttırır. Kalsiyum ise meyvenin olgunlaşmasını sağlar.

         Demir insanda hemoglobin taşınmasında etkin bir görev üstlenir. Eksikliğinde kansızlık meydana gelir. İnsanların gereksinimi olan demiri büyük oranda bitkilerden almaktadır.

         Çinko, büyüme, deride sağlamlık, immun sistemini ve iştahı arttırıcı etkilere sahiptir. Bitkide ise çinko, metabolizma olaylarını düzenleyen enzim sistemi için gereklidir.

İnsan sağlığı açısından hava, toprak, su ve bitki kirliliğinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Gübrelemenin bu ortamların kirlenmesine olan etkisinin bilinmesi; gübreleme-insan sağlığı ilişkileri yönünden büyük önem taşımaktadır. Gübreleme ile kirlenme olasılığının ortaya çıkabileceği en önemli biyosfer öğesi sudur. Sonuçta bitkiler bu kirlenmeden etkilenmektedir.

         Gübrelemenin su kirlenmesine etkisi gübre ile toprağa verilen bitki besin maddelerinin topraktan uzaklaşarak sulara karışması sonucu, içme ve kullanma sularında ve hayvansal besin üretiminde kullanılan sularda konsantrasyonun artması şeklinde olabilir. Bu konuda üzerinde en çok durulan iki besin maddesi azot ve fosfordur. Sonuçta sularda ötrofikasyon olayı  meydana gelmektedir.Gübreleme- su kirlenmesi ilişkisinden sonra üzerinde en çok durulan ikinci konu gübreleme-bitki kirlenmesi ilişkisidir.  Ancak bitkilerde kirlenme oluşturan elementlere özgü vejetatif organlarında morfolojik simptomlar göstererek bu yönde tüketiciyi önceden uyarmanın yanında verim ve ürün kalite öğelerinde depresyonlarda meydana getirmektedirler. İnsan ve hayvan beslenmesi açısından gerçekten büyük önemi olan protein, vitaminler, mineral maddeler gibi unsurların bitkideki miktarının gübreleme sonucu arttığını ve kalitelerinin yükseldiğini belirleyen pek çok sayıda araştırma yapılmıştır. Gübrelemenin kaliteyi yükselttiğinin genellikle kabul edilmesine karşın aşırı gübre kullanımı sonucu, sağlık açısından zararlı bazı maddelerin bitkide miktarının da arttığı ileri sürülmektedir.

Bu konuda üzerinde en çok durulan, sağlık açısından zararlı etkileri tartışılan nitrit ve sekonder aminlerin bitki bünyesinde oluşturdukları nitrosaminlerdir. Yüksek kanser yapıcı maddeler olarak bilinen nitrosaminler ile özellikle azotlu gübreler arasında bir ilişki kurulmamasına karşın yine hayvan ve insan sağlığı üzerine bazı  olumsuz etkileri söz konusu olan nitrat ve nitrit miktarının bitkide gübreleme ile artması bazı tereddütler yaratmıştır. Nitrat, insan ve hayvanlar için yüksek toksitesi olan bir unsur olmamakla beraber insanlarda her bir kg vücut ağırlığı için l5-70 mg nitrat azotu sınır olarak kabul edilmektedir. Bu konuda üzerinde daha çok durulan nitrittir. Bitkilerde genellikle serbest nitrite rastlanmamakta hasattan sonraki dönemde bakteriyel aktivite veya enzimatik aktivite sonucu bünyede nitrat nitrite dönüşmektedir. Nitrit nitrata oranla  çok daha toksik olup vücut ağırlığının her bir kg’ı için 20 mg nitrit azotu bünyede zehir etkisi göstermektedir. Bu nedenle bitkilerin nitrat dolayısıyla nitrit kapsamının yüksek oluşu sonucu bazı ülkelerde hayvanlarda nitrit zehirlenmesinden sık sık söz edilmektedir. Yine insanlarda görülen ve methemoglobinemia adı verilen hastalığın nitritin kandaki hemoglobin ile birleşmesi sonucu meydana geldiği bildirilmektedir. Bitkilerde nitrat başka bir deyimle nitrit birikimi üzerine doğal olarak daha çok azotlu gübreler dikkati çekmekte, özellikle sebzeler ve mer’alara uygulanan yüksek düzeydeki azotun bitkilerde nitrat ve nitrit yığılmasına neden olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bilinçli kullanılması koşulu  ile gübrelerin bu olumsuz etkileri söz konusu olmamaktadır.

         Ticaret gübresi tüketiminin bazı ülkelerde olağanüstü artması ve bu miktarların gelecekte daha da artma eğiliminde olması bu ülkelerde kullanılan gübre miktarı ile insan sağlığı arasında istatistiki bazı ilişkiler aranmasına neden olmuştur. Çoğu ülkelerde gübre tüketimi ile insan sağlığı arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilecek bir değerlendirme yapılmamakla beraber Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı tarafından bu konuda geniş kapsamlı bir araştırma yapılmıştır (Çizelge I).

Çizelge 1. Çeşitli ülkelerde gübre tüketimi, ortalama insan ömrü, çocuk ölümleri ve ulusal gelir (Karaçal, 1980).

Ülkeler

Gübre kullanım Kg/ekim alanıx (ha)

Kg/kişi

Kişi başına ekim alanı (ha)

Ortalama insan ömrü (Yıl)

Çocuk ölümü 1000 çocuk xx

Ulusal Gelir ($)

Y. Zelanda

507

131

0,27

71

17,7

1706

Avustralya

56

76

1,35

71

18,2

1620

ABD

52

49

0,95

71

22,9

2883

Hollanda

464

45

0,10

74

14,4

1265

İsveç

100

43

0,42

74

13,3

2204

İngiltere

200

28

0,13

71

19,6

1451

İspanya

37

24

0,66

70

34,6

594

Japonya

205

18

0,06

71

18,5

696

Çin

183

15

0,08

65-70

22,2

85

Şili

18

12

0,63

-

107,1

515

B.Ar. Emirlik.

96

8

0,08

50-55

110-130

130

Meksika

22

6

0,26

58-64

61

412

Malezya

13

5

0,36

57-65

50

250

Guatamala

13

4

0,34

50-60

92

291

Hindistan

4

1

0,33

45

140

86

Gana

0,3

0,2

0,67

40-45

150-170

245

Haiti

2

0,2

0,08

35-45

110-130

80

x = N-P2O5-K2O toplamı

xx=Doğan l000 çocuktan l yıl içinde ölenlerin sayısı


Çizelgeden de anlaşılacağı gibi bu ülkelerde kişi başına gübre tüketimi ile kişi başına düşen ulusal  gelir arasında lineer bir ilişkinin bulunduğu yani ulusal geliri fazla olan ülkelerin çok gübre kullandığı  görülmektedir. Buna paralel olarak gübre kulanımı ile ortalama insan ömrü arasında da bir ilişkinin bulunduğu; çok gübre tüketen ülkelerde insan ömrünün az tüketenlere oranla daha uzun olduğu anlaşılmaktadır.Yine bir yıl içinde, çocuklarda ölüm oranı, çok gübre kullananlarda , az kullananlara oranla çok düşük bulunmaktadır.

         Diğer sağlık koşulları yanında çizelgedeki değerlere bakarak çok gübre kullanan ülkelerde insan ömrünün kısaldığını, başka bir deyimle gübrelerin insan yaşamı veya yaşam ortamı üzerinde olumsuz etkisi bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Aksine az gübre tüketen ülkelerde insan ömrünün bu kadar kısa, çocuk ölümlerinin bu kadar fazla olmasını az gübre kullanımına, bunun sonucu olarak yetersiz besin maddeleri üretimine yani beslenme yetersizliğine bağlayabiliriz.

         Gübrelerin  insan sağlığına etkileri, bunların formları yanında topraktaki kimyasal ve biyolojik değişimlere bağımlıdır. Örneğin amonyum formunda verilen N nitrifikasyona uğramakta, nitrat daha sonra insanlarda methemoglobin hastalığına neden olmaktadır. Bazı gübreler ham maddelerinde  insan sağlığı için olumsuz elementler kapsayabilirler. Örneğin, ham fosfatlar, uranyum, flor, kadmiyum içermektedir. Uranyumun böbreklerde akümüle olması sonucu nefropati hastalığı meydana gelebilir. Flora ise dişlerde mine hastalığı (florosis) ve kemiklerde kalınlaşmaya neden olabilir. Kadmiyum ise akciğer, böbrek, idrar yolları, prostat kanserine ve böbrek yetmezliğine neden olmaktadır. potasyumlu gübrelerde K-4O izotoplardan ileri gelen bir miktar radyoaktivite bulunmaktadır. Sonuçta fosfor ve potasyumlu gübreler bir miktar radyasyon içerdiği için bunların radyasyon etkisi söz konusu olabilir. Bazı gübreler mikrobesin elementi içerdiği gibi bazı  gübrelere ise üretim aşamasında ağır metaller kontamine olmaktadır.

         Bir mikrobesin elementi olan manganez fazlalığında insanlarda manganez nörotoksitesi oluşabilmektedir. Çinko ise fazla alındığında tüm organları tutan kanserler, çeşitli deri hastalıkları nefes yollarında tahriş ve zatürree, nefes almakta güçlük, akciğerlerde su toplaması ve kanlı balgam oluşturma gibi hastalıklara neden olmaktadır. Bakır fazlalığı ise akut gastrid irridasyonlar ve karaciğer sirozu meydana getirir. Bor fazlalığı gastrointestinal irritasyonlar ve testis atrofisi hastalığı oluşturabilir. Demir fazlalığı hemokromatosize neden olabilir. Ayrıca gübrelerin üretimi aşamasında korozyonla gübreye ağır metaller bulaşmış olabilir. Bunların da insan ve çevre sağlığı yönünden önemi bulunmaktadır.

Çiçeklerin yetiştirilmesi

Balkon, bahçe ve evinizde çiçeklerinizi çeşitli yollarla yetiştirebilirsiniz…

En kolayı bir seraya gidip hoşumuza giden çiçekleri satın almaktır.

Eğer bir balkon veya bir bahçemiz varsa fazla sayıda bitki gerekir. Bu durumda çiçeklerimizi çeşitli metodlarla kendimiz yetiştirmemiz daha ekonomik olur. Çiçeklerimizi tohumla, çelik veya kök sürgünlerinden yetiştirebiliriz.

Tohumla yetiştirme

Tohumla bitki yetiştirmek biraz karmaşık bir iştir. Bütün tohumlar aynı şekilde ekilmez. Bitkisine göre ekim zamanı, ısı ve ortam farklılıkları gösterir. En çok mevsimlik ve iki yıllık çiçekler tohumdan yetiştirilir.

Dayanıklı mevsimlik çiçekler

Yıllık çiçeklerin bir kısmının tohumu Eylül ayında asıl yerine ekilir. Bunlar sonbaharda çimlenir ve soğuktan korkmadan kışı geçirirler. İlkbaharda gelişir ve çiçek açarlar. Bu cins çiçekler yer değiştirmekten hoşlanmazlar. Yalnızca sık fideler seyreltilir ve kalanlar oldukları yerde büyütülür.

Bu türler genellikle ilkbahar ve erken yaz döneminde açan cinslerdir ve çoğunlukla bir kere ekilince ertesi yıllarda tohumları dökülerek kendiliklerinden çıkarlar. Mevsimlik hezaran, sarı nergis, çörekotu, tatlı bezelye, bekâr düğmesi ve godetya bu tür çiçeklerdir. Bu türler nisan ayında ekilebilir ancak çiçek verimleri düşük olur.

Hassas mevsimlik çiçekler

Daha geç açan mevsimlik çiçekler ise tohumları Mart ayında sıcak bir yerde ekilerek yetiştirilir. Erken çiçek almak için bu şarttır. Dışarı ekilmek istenirse hava ısınıncaya kadar yani Nisan sonlarına kadar beklemek gerekir. Bu durumda çıkan fideler ancak yaz ortalarında çiçeklenir.

Birinci metod: Tohumlar 15–18 c. sıcaklıkta ve aydınlık bir yerde ekilir. Saksı veya en az 5 cm derinlikte tepsilere hazır torfla doldurulur. Tohumlar serpilir. İri tohumların üstü hafifçe örtülür. Toz gibi ince olanlar ise örtülmez, hafifçe bastırılır. Püskürteçle sulanır. Üzerine bir cam kapatılır. Kahverengi bir kağıt konur. Cam her gün çevrilir. Tohumlar çimlenince önce kağıt, bir kaç gün sonra da cam kaldırılır. Fideler gerçek yaprakları çıktıktan sonra küçük kese veya saksılara şaşırtılır.

İkinci metod: Tohumlar aynı şekilde saksıya ekilir. Üzerine şeffaf bir naylon torba geçirilir. Ilık ve gölge bir yere konur. Tohumlar çimlenince torba kaldırılır ve saksı aydınlık bir yere konur. Aynı şekilde fidelenir.

Begonya, camgüzeli, ateş çiçeği, petunya, aslanağzı, mine ve buz çiçeği böyle ekilir. Kadife, kral kızı, horozibiği ve kozmos gibi fazla hassas olmayan bazı mevsimlikler nisan ayında dışarıya ekilir. Fideler çıkınca asıl yerlerine şaşırtılır.

Tohumları dışarıda yetiştirme

Daha çok iki yıllık ve kalıcı çiçekler için uygundur. Bu cinsler ilk yıl yaprak ve kök geliştirir. Ancak ertesi yıl çiçek açarlar. Tohum ekmek için Mayıs ayı en uygun zamandır.

Hafif gölge bir yer seçilir. Yanmış gübre ile beraber kazılmış ve iyice işlenerek inceltilmiş toprağa tohumlar serpilir. Çok ufak tohumlar örtülmez, hafifçe bastırılır. İri tohumlar için toprakta çizgiler açılır. Fazla derin açılmamalıdır. Tohumlar bu çizgilere seyrekçe serpilir ve hafifçe örtülür. Tohumlar süzgeçli kova ile düzenli olarak sulanır. Çıkan fideler Eylül ayında istenen yerlere fidelenir.

İki yıllık çiçekler: Yüksük otu, ay gülü, çan çiçeği ve hüsnüyusuf.

Ömürlü çiçekler: Hasekiküpesi, ezan çiçeği, Acı bakla, ömürlü karanfil ve gülhatmi türleri böyle yetiştirilebilir.

Bütün bunlardan farklı şekilde ekilen tohumlarda vardır. Mesela hercai ve aslanağzı tohumları Ağustos sonuna doğru ekilir. Çıkan fideler 4–5 hafta sonra yerlerine şaşırtılır. Aslanağzı olduğu yerde de kalabilir

Süs Bitkileri Genel

Süs bitkilerinin tanımı yapılırken kaplar içinde ( salon ya da seralarda ) yetiştirilen bitkiler olarak tanımlansa da , gerçekte süs bitkilerine kesin bir tanımlama yapılamamaktadır. Yetişme koşullarına göre bitkiler iç ya da dış mekanda kullanılabilir. Örneğin; Akdeniz Bölgesin’de doğal ya da park ve bahçede kullanılan bir bitki (ficus elastica) , Ankara gibi farklı bir yetişme ortamında saksı ya da kap içinde iç mekan bitkisi olarak kullanılabilir. Bahçe çiceği olarak bilinen lale, nergis gibi soğanlı bitkiler, çakıllarla düzenlenmiş bir saksı içinde iç mekanda değerlendirilebilir.

Günümüz insanı, konforun artmasıyla yaşama mekanlarını daha kolay ısıtabilmekte ve havalandırma sistemleri ile donatabilmektedir. İyi koşullarla donatılmış mekanlar, tüm konforuna karşın dış mekandan ve doğadan arıtılmış, tamamen yapay çevreler olmak zorundadır.

Bitkiler, yapay olarak oluşturulmuş mekanları da doğal elemanlardan izler taşır.
Dekorasyonun tamamlayıcı unsurları olarak görev yapar. Modern teknolojinin yarattığı çelik yapılar, cam ,beton gibi masif yüzeyler arasında, yaşayan ve doğadan yansımayı taşıyan bitkiler , iç mekan organizasyonunda önemli yer tutar. Mevsimsel değişiklikleri yıl boyunca canlı olması ve çeşitli renklere bürünmesi gerek mimari formlar gerekse yaprak, çiçek, gövde özellikleri ile mekana hareketlilik kazandırır
İç mekanda kullanılan bitkilerle yapılan bir düzenleme ile bitkinin renk, koku,
form veya ölçü özelliklerinden yararlanılarak mekan, daha çekici ve farklı bir atmosfere sahip olur. Cansız malzeme ile yapılacak bazı işlevlerin canlı bir obje ile başarılması, doğal peyzajı, kapalı mekanlarda yaşatmaktadır. Mekanın işlevine bağlı olarak, mekanda istenmeyen objelerin gizlenmesi, keskin hatların yumuşatılması gibi özellikleri nedeniyle bitkiler , iç mekan düzenlenmesinde kullanılmaktadır.

Bitkiler gürültüyü filitre etmeleri, akustik kontrolü , tozu tutmaları, parlamayı ve
yansımayı önlemeleri ile ışığı kontrol altına almaları ve havayı oksijen üreterek
temizlemeleri nedeni ile ekolojik işlevlere de sahiptir.Özellikle ev, okul, hastane ve büro gibi mekanlarda kullanılması önerilen bitkiler, estetik katkıları ile birlikte sağladıkları oksijen ile daha az stresli mekanların oluşturulmasına yardımcı olur.

Tüm bitkilerin yetişebilecekleri, ışık, sıcaklık ya da nem gibi ekolojik koşullar birbirinden farklıdır. Örneğin ortamdaki sıcaklığın, bitkinin istediği sıcaklıktan az ya da fazla olması, onun çiçeklenmesi, büyümesi gibi yaşamsal sürecini etkilemektedir.

Bitkiler dinlenme dönemine ihtiyaç duyar. Ülkemizde bitkilerin dinlenme koşulları
kış aylarına rastlamaktadır.Bitkilerin kışın sıcaklık gereksinimi, yaza göre 5-10 derece
daha az olmaktadır. İşte bu dönemde bitkilerin odun kısmı olgunlaşır, tomurcuk oluşumu gerçekleşir.

Bitkilerde ertesi yıl iyi bir gelişme ve çiçeklenme olabilmesi için dinlenme döneminin sağlanması zorunludur. Bitkiler kışın da aynı yüksek sıcaklıktaki mekanlarda
bulundurulduğunda , dinlenme dönemine giremez. Bunun sonucunda odun kısımları
olgunlaşamaz, tomurcuk oluşumu güçleşir, bitkiler cılız kalır.
Bitkinin yaşlı veya genç oluşu ile sıcaklık gereksinimi arasında da sıkı bir ilişki
vardır. Genç bitkiler , yaşlı bitkilere göre daha yüksek sıcaklık ister. Ancak yaşlı bitkiler, ani oluşan sıcaklık değişimlerine daha hassastır. Sıcaklıktaki ani değişimler, bitkilerde solmalara, yaprakların düşmesine ve hatta ölümlere neden olur. Burada dikkat edeceğimiz bir konu da sıcaklığın tek başına etkinliği yanında diğer ortam koşullarının da etkisinin olmasıdır. Ortamdaki nem, ışık da sıcaklıkla birlikte bitkileri etkilemektedir.

Bir bitki için nemli ortamda çok uygun olan sıcaklık, aynı bitki için kuru bir ortamda çok fazla olabilir.

İç mekan bitkilerinin yaşayabilmeleri, büyüyebilmeleri ve gelişebilmeleri için
zorunlu etmenlerden biri hava nemi ve sudur. Bitkiler, kökleri aracılığıyla suda erimiş
besin tuzlarını alırlar. Kökler aracılığıyla alınan besin maddeleri bitkilerin üst aksamına su ile taşınır. Bitkiden su, terleme yoluyla dışarı atılır. Bu dışarı atım işlemi, bitkinin bulunduğu ortamdaki orantılı hava nemi ile doğrudan ilişkilidir. Havanın içerdiği nem düşük ise terleme fazla olur. Bir bitkinin gereksinimi olan nem miktarı; bitkinin bulundurulduğu yerin orantılı nemine, sıcaklık ve ışık durumuna, bitkinin cins, yaş ve büyüklüğüne ve sonunda mevsime , bitkinin gelişme dönemine bağlı olarak değişir.

Terleme hızını etkileyen başlıca etmenler; güneş ışığı, havadaki nem miktarı,
sıcaklık, rüzgar, topraktaki su ve hava basıncıdır. Bitkilerin terleme yoluyla kaybettiği su ile kökler tarafından alınan su arasında denge vardır. Ortam koşulları, bitkinin kökleriyle almış olduğu su miktarından daha fazla terleme yapmasını durumunda bitkinin yapraklarında sarkmalar, pörsümeler , sararmalar ve kurumalar gözlenir. Bu koşulların sürmesi halinde ise bitki tümüyle canlılığını yitirir.

Sıcaklık ve ışık şiddeti kış ayları süresince yaz aylarına göre daha düşük olduğundan , bitkilerin terleme hızları da düşüktür. Bu süre içerisinde,bitkiler, suya daha az gereksinim duyar. Düşük sıcaklıktaki yerlerde bulundurulan bitkilerin , daha sıcak
yerlerde bulundurulan bitkilere oranla su gereksinimleri daha azdır.
Bitkinin bulunduğu yerin orantılı nemi ile su gereksinimi arasındaki ilişki ise,
nemin yüksek olması halinde bitkinin terleme hızı düşük olacağından, su gereksinimi de az olacaktır, buna karşılık, kuru hava esintisi olan sıcak yerlerde bulundurulan bitkilerin su ihtiyacı fazladır.

Yüksek orantılı nem, yüksek sıcaklık ve şiddetli ışıktan kaynaklanan olumsuz etkiyi azaltarak bitkide dengeli bir gelişme sağlar. Bu nedenle iç mekan süs bitkileri
yetiştiriciliğinde orantılı nemin önemi büyüktür. Tropikal kökenli bitkilerin nem ihtiyacı
% 80’in üzerinde, diğer bitkilerin nem ihtiyacı ise %60-70’tir.

Bitkiler fotosentez yapabilmek, büyüyüp gelişmek için ışığa ihtiyaç duyar. İç
mekan bitkilerinin çoğu en iyi ışık alan yerlere konulmalıdır. Bir bitkinin ışığa ihtiyacı
farklı zamanlarda farklı düzeylerdedir. Bitkiler gelişme dönemlerinde bol ışığa, buna
karşın dinlenme döneminde az ışığa ihtiyaç duyarl. Bir bitkinin belirli gelişim
dönemlerinde ışığa olan gereksinimi çok olduğu gibi,genç ve yaşlı bitkiler arasında ışığa dayanabilme açısından da farklar bulunmaktadır.

İç mekan süs bitkilerini ışığa gereksinimleri açısından, güneşli, aydınlık, yarı
gölge ve gölge yerlerde yetiştirilen bitkiler olmak üzere sınıflandırabiliriz.
Güneşli ortam isteyen bitkiler, genellikle güneye bakan pencerelerde veya yazın
bahçede doğrudan güneşli yerlerde kullanılır. Ancak aşırı güneşli ortamda hafif
gölgeleme yapılabilir.

Aydınlık ortamda yetişen bitkiler ise doğrudan doğruya ve sürekli güneş ışığı
almayan yerlerde yetiştirilen bitkilerdir. Bu bitkilerin doğu veya batı penceresinin hemen arkasında bulundurulmaları uygundur.

Yarı gölge yerleri seven bitkiler ise hafif veya çok hafif güneşli yerlerde bulundurulmalıdır.

Gölge koşullarda yetiştirilen bitkiler ise, güneş almayan yerlerde ve seranın iyice
gölgelenmiş yerlerinde bulundurulmalıdır. Bitkiler yetersiz ışığa karşı tepkilerini, normalden daha ince gövde ve güneş ışığına doğru yönelen uzun sürgünler üzerinde soluk renkli, cansız yapraklar oluşturarak gösterir. Bu durum görüldüğünde bitkilerin daha iyi ışıklanması sağlanmalıdır. Bunun yanında fazla ışık isteyen bitkiler, gölge ortamda kaldıklarında yapraklarda sararma ve dökülmeler görülür. Normale göre daha açık renkli yaprakların varlığı da ışık azlığının bir sonucudur. İç mekanlarda bulundurulan süs bitkileri genelde kapalı mekanlarda tek taraftan ışık aldıklarından ışığa doğru bir yönelim gözlenir. Bunun için bitkiler ara sıra kendi etraflarında çevrilmelidir.

Bitkiler, kışın az güneşli günlerinden uzun günlere geçişte güneş ışınlarından
etkilenir. İlkbaharda tüm bitkilerin sararması ve haşlanması, bitkilerin biraz gölgelemeye ihtiyaç duyduğunun göstergesidir. Bunun yanında güneş ışığının yetersiz olduğu durumlarda, Yapay ışık, kullanılmalıdır. Yapay ışık güneş ışığına benzerse de, 4-5 saatlik güneş ışığına eşdeğer bir ışıklanma için aynı süre yapay ışık kullanılması yeterli olmaz. Sağlıklı bitki yetiştirmek için 12- 16 saat yapay ışıklandırma yapmak gerekir.

Yapay ışıklandırma da floresans tüpler kullanılır. Yapay ışıklandırmaya ihtiyaç
gösterebilecek bitkiler arasında Afrika menekşesini alabiliriz. Burada dikkat edilecek
konu ise, yapay ışık altında yetiştirilen bitkilerde yeterli hava neminin sağlanmasına da özen gösterilmelidir. Bunu da saksıların altına, içi su dolu bir kap koymakla
sağlayabiliriz.

ÇİÇEKLİ SALON BİTKİLERİ

ÇİÇEKLİ SALON BİTKİLERİ

Yaprakları için yetiştirilen salon bitkilerinin çoğu tabii ortamlarında çiçek açar,hatta meyve verenleri de vardır. Ancak ev şartlarında bu nadiren görülür.

İç mekanda çiçeklenebilen salon bitkileri ise bulunduğu yere farklı bir hava getirir.Adeta bahçeyi evimize taşır. Özellikle kış aylarında çok pahalı olan kesme çiçeklerin yerine? alacağımız mevsimlik bir kaç saksı çiçekli bitki evimizi haftalar boyu süslemek için idealdir.

Bu bitkiler birkaç gruba ayrılır.

Gerçek ev bitkileri

Mum çiçeği, gardenya, Afrika menekşesi, cam güzeli, begonya türleri, anthurium, phalaenopsis ve bromeliad türleri gibi bitkiler oda ısısında gayet güzel yetişir ve açar. Ömürlerini ev şartlarında memnuniyetle geçirirler.

Bir çok kaktüs cinsi de evde kalıcı olarak yetiştirilebilir.

Soğanlı ve rizomlu bitkiler: Frezya, gelin soğanı (ixia), amaryllis,gloxinia, soğan begonyaları ve kaladyum  gibi soğanlılar? türüne göre uygun mevsimlerde ev şartlarında yetiştirilebilir,çiçek açar ve mevsimi geçtiğinde kurur. Saklanan soğanları ertesi yıl tekrar dikilebilir.Klivya gibi bazı soğanlılar ise kalıcı yapraklara sahiptir.

Lale, sümbül, nergis,safran ve sıklamen gibi  daha çok dışarıda yetişen soğanlar ise? serin bir yerde yetiştirilir. Tomurcuklandığı zaman içeri alınarak, çiçekleri açıp bitene kadar? manzara ve güzel kokuları ile evi şenlendirirler.

Limonluk Bitkileri de diyebileceğimiz Açelya, sineralya, onbiray çiçeği, çanta çiçeği ve kalanşo gibi bitkiler gerçekte iç mekan bitkisi değildir. Bunlar en iyi 10-15 c. ısıda yetişir. Çiçekli dönemlerinde iç mekana alınır,çiçekleri geçtikten sonra tekrar kapalı ama ısıtılmayan bir ortama çıkarılırlar. Bir kısmının ömrü zaten çiçek açtıktan sonra sona erer. (sineralya, çanta çiçeği)

Çiçekli salon bitkileri yapraklılardan daha hassas ve ışık istekleri daha fazladır. Çiçekli dönemlerinde bol su ve düzenli beslenmeye ihtiyaç duyarlar. Hastalık ve zararlılara daha fazla maruz kalırlar. Böyle durumlar çabuk fark edilerek gerekli ilaçlama yapılmalıdır.