MeyveciLik | Seite 3

Gül Resimleri

Çiçek Resimleri & Çiçek Çeşitleri & Çiçek isimleri & Şifalı Bitkiler & Bitkileri Tanıyalım

gül


Şeftali

ŞEFTALİ YETİŞTİRİCİLİĞİ
  şeftalinin ana vatanının Doğu Asya ve Çin olduğunu
  düşünülmektedir.Oradan İrana gelmiş, Yunanlılar ve
  Romalılar MÖ 1000 yıllarında bu meyveyi tanımışlardır.
  Ülkemizde şeftali yetiştiriciliği birkaç ilimiz dışında
  tüm illerde yapılabilmektedir. Şeftali
  yetiştiriciliğinin yapıldığı bölgeler içerisinde Marmara
  Bölgesi başta gelmektedir.
  İklim İstekleri Devamını Okumak için Tıklayınız…


Nar

NAR YETİŞTİRİCİLİĞİ
  Nar çok yıllık, çalı formunda bir bitki olup çok
  kuvvetli bir kök sistemine sahiptir.Bitki çok
  gövdeli ve sık dallıdır. Çiçekleri erkek-dişi ve
  erdişi olup küre şeklinde iri bir meyvesi vardır.
  üstten hafif basık olan bir ılıman iklim
  bitkisidir. Nar, C vitamini, demir ve potasyum
  yönünden zengin bir meyvedir.Tadı: Tatlı, mayhoş,
  ekşi gibi çeşitli dir. Nar bitkisinin adaptasyon
  kabiliyeti yüksektir. Genelde tropik ve suptropik
  iklim bitkisi olmasına rağmen, -10 oC’ye kadar
  dayanabilmektedir

çeşitli iklim ve toprak koşullarında yetişip , bakımı
  kolaydır. dalında uzun süre kalabil mesi ve depoda
  muhafaza edilebilmesi pazarlamassı için kolaylık sağlar
  bir meyve türüdür.Ülkemizin bir bölümü narın anavatanı
  içinde bulunmakta ve üretimi yapılmaktadır.
  2. İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ
  A-İklim İsteği
  Nar yıllık ortalama 500 mm lik yağış istemekle
  birlikte bu
  yağışın çoğuna ilkbaharda ihtiyaç gösterir. Yazın
  yağan
  yağmurlar meyve kalitesini bozmakta, olgunluğa
  yakın dönemde yağan yağmurlar meyve kabuğunu
  çatlatmakta olup, bu zamanda iyi sonuç
  vermemektedir. Meyve oluşumu döneminde kuru hava
  koşulları en kaliteli mey venin oluşmasını
  sağlayarak pazar değerini arttırmaktadır. Nar bir
  güneş bitkisidir, bahçe tesisinde ve yeterli
  ışıklan ma koşullarına dikkat edilmelidir.

B- Toprak İsteği
  Nar toprak isteği bkımından fazla seçici değildir.
  Silisliçakıllı, kumlu, kireçli, killi ve ağır killi gibi
  çeşitli toprak tiplerinde nar yetiştiricili
  yapılabilmektedir. Tuzluluğa orta derecede
  dayanıklıdır.Toprak alkali veya asit olabilir. Bazı
  meyvelerin aksine aşırı toprak nemine dayanıklıdır.
  Narda optimal gelişmekuru ve sıcak hava koşullarına
  karşılık derin geçirgennemli ve serin topraklarda
  görülmektedir.
  YETİŞTİRME TEKNİĞİ
  A- Çeşit seçimi
  Nar yetiştiriciliğinde, çeşit seçimi oldukça önemlidir.
  Çeşit seçiminde dikkat edilen konular: bölgeye adapte
  olmuş o yörenin iklimine, hastalıklara dayanıklı, verimi
  iyi, meyveleri insanların göz zevkine ve damak tadına
  uygun ve taşımaya dayanıklı olması gibi özelliklere göre
  seçim
  yapılır. Çeşit seçiminde ticari amacına göre sofralık
  yada endüstri çeşitlerinin yetiştirilmesine
  karar verilmelidir.Ayrıca, bu çeşitlerin meyvelerinde
  irilik kabuk rengi ve kalınlığı, dane rengi, yumuşak
  çekirdeklilik, sululuk gibi özellikleri ihtiyaca cevap
  verebilmelidir. Yurt içinde sevilen nar çeşitleri hafif
  mayhoş veya tatlı çekirdeksiz ve iri meyveli olanlardır.
  Avrupa ya ihracat için özellikle kabuk ve dane rengi
  kırmızı ve mayhoş çeşitler seçilmelidir. Arap ülkelerine
  ihracat için ise tatlı narlar tercih edilmelidir. Ayrıca
  nar suyu veya nar ekşisi elde etmek için yine kırmızı
  daneli ve ekşi mayhoş narlar uygumdur.
  B-Bahçe Tesisi

Toprağın nar yetiştiriciliğine uygunluğuna bakıldıktan
  sonra tesviyesi yapılmalıdır. Öncelikle yaz aylarında
  pulluk tabanını kırmak için dipkazan çekilir.Daha sonra
  pullukla derin sürüm yapılır.
  Sonbaharda döneminde ise 40-60 cm derinlik ve çapta
  dikim çukurları açılır.çukurlar üst toprak ve yanmış
  çiftlik gübresi karışımıyla doldurulur, yabancı otlar
  temizlenir.Narda dikim aralıkları 2 m ile 6 m arasında
  olmalıdır. Bunun yanında kapama nar bahçelerinde en
  yaygın olarak kullanılan
  dikim aralıkları 2.5 x 4 veya 3 x 4 m dir. Sıralar kuzey
  -güney doğrultusunda olursa güneş vehavalanma daha iyi
  olacaktır. Nar bahçesi, doğrudan çelikle yada köklü
  fidanlarla kurulabilir. Ancak, çeliklerin doğrudan
  bahçeye dikilmesi çeşitli bakım güçlükleri ve verim
  kayıplarına yol açacağından nar çeliklerinin bir
  fidanlık parselinde köklendirilip bir yıl süreyle burada
  bakımları sağlandıktan sonra boylama yapılarak bahçeye
  dikilmeleri daha iyi sonuç verecektir.
  Nar fidanları sonbaharda yaprak dökümünden başlayarak
  kış ayları boyunca ve erken ilkbaharda dikilebilir.
  Kışları çok soğuk geçmeyen bölgelerde sonbahar dikimi
  daha uygundur. Dikim yapılırken fidanın çelik kısmında
  tırnak kalmışsa kesilir. Zayıf sürgünler alınır, fazla
  uzun kökler kısaltılır. Sürgünün 50-60 cm den tepesi
  alınır. Sürgün yeterince boylanmamış, zayıf gelişmişse
  dikimden hemen sonra 2-3 göz üzerinden kesilerek gelecek
  yıl için kuvvetli sürgün oluşumu sağlanır. Sonra daha
  önce toprak - gübre karışımı doldurulmuş çukurdan
  fidanın çelik kısmının tamamı toprak içinde kalacak
  kadar karışım alınır. Fidan buraya yerleştirilerek
  tekrar aynı toprak gübre karışımı ile takviye yapılır.
  Fidan diplerindeki toprak ayakla iyice bastırılır. Can
  suyuvermek üzere etrafına küçük bir çanak yapılır. Çok
  rüzgarlı bölgelerde karşılıklı iki herek çapraz olarak
  fidana yaklaştırılarak bağlanır. İyi bir nar fidanında
  kök sistemi kuvvetli teşkil etmiş olmalıdır.
  Son olarak hazırlanan çanaklara en az yirmişer lt. can
  suyu verilerek dikim tamamlanır,hava yağmurlu da olsa bu
  can suyunun verilmesi gerekmektedir.

Bakım
  A-Toprak İşleme
  Genç nar bahçelerinde ilk yıllar derin toprak işleme
  aletleriyle iki yönlü sürüm yapılır. Daha sonraki
  yıllarda iş genişliği az dar olan bahçe traktörleriyle
  ve diskli tırmık rotovatör, kazayağı gibi toprağı yüzlek
  işleyen aletlerle sürüm yapılabilir. Ağaç dipleri
  gerekirse el aletleriyle çapalanabilir. Yabani ot
  kontrolünde istenirse ot öldürücü ilaçlarda
  kullanılabilir.
  B-Gübreleme
  Her türlü gübrenin uygulanmasında toprağın fiziksel ve
  kimyasal yapısı ağacın durumu iyi gözlenmeli, toprak ve
  yaprak analizi yaptırdıktan sonra gübre uygulamasının
  yapılması en doğrusudur.Narlarında organik gübrenin
  gelişme, verim ve kaliteye önemli ölçüde etkisi
  bulunmaktadır. Narlara verilecek çiftlik gübresi iyi
  yanmış olmalı ve dekara 2-3 ton sonbahar-kış aylarında
  bütün bahçeye kaplayacak şekilde verilmeli ve çapa ile
  toprağa karıştırılmalıdır. Nar için yeşil gübreleme
  yapılması da yararlı sonuçlar verir. Bunun için bakla,
  fiğ gibi bitkiler nar
  bahçesinin tamamına ekilir. Ekimi yapılan bitkilerin
  çiçeklenme dönemlerinde bahçe
  sürülerek bitki toprağa karıştırılır. Bu bitkilerin
  toprağı azotça zenginleştirmesi bakımından da olumludur.

Azot nar için önemli bir maddedir. Azotlu gübre sürgün
  gelişimi ve meyve büyümesini etkiler. İlk yıllarda ağaç
  başına 50 - l00 gr saf azot (amonyum sülfat) olarak (250
  - 500 gr) verilmesi oldukça iyi sonuç vermektedir.Tam
  verime geçtikten sonra bu miktar ağaç başına 200 - 300
  gr (amonyum sülfat) olarak, (l - l,5 kg)olmalıdır.Azotlu
  gübreler erken ilkbahar ve yaz aylarında
  olmak üzere 2 dönem verilmektedir. Yukarıda belirtilen
  miktarın 2/3 ü mart ayında l/3 ü
  ise haziran-temmuz aylarında verilmelidir. Gübrelemeden
  sonra ağaç hemen sulanmalı yada önce çapa ile toprağa
  karıştırılmalıdır.Fosforlu gübreler ise narın çiçeklenme
  meyve tutumu ve kök gelişmesini etkiler. Narların fosfor
  ihtiyacı tam verim çağında l00-200 gr saf fosfor (trible
  süper fosfat) olarak yaklaşık (250 - 500 gr) olarak
  belirlenmiştir. Fosforlu gübreler kış aylarında
  dal uçlarının ulaştığı bölgelerde 20 - 30 cm derinlikte
  ağaç çevresinde açılan 4 - 6 adet çukura verilerek üzeri
  kapatılır
  C- Sulama
  Nar yetiştiriciliğinde yağışların yeterli olmadığı her
  dönemde sulama zorunludur. Sulamanın az ve sık yapılması
  gerekir. Genel olarak şubat - mart aylarında odun
  gözlerinin sürmesinden eylül - ekim aylarında meyve
  oluşumuna kadar sürekli olarak toprak nemi korunmalıdır.

Özellikle odun gözlerinin sürmesi çiçek tomurcuklarının
  oluşması,tohum bağlaması ve meyve gelişimi dönemlerinde
  olmak üzere 3 dönemde yeterli toprak nemi mutlaka
  sağlanmalıdır. Bahçenin toprak yapısına göre sulama
  aralığı 7-10 gün olmalı Ancak yaz aylarında sulama
  sıklığı ve miktarı artırılmalıdır.

Meyvelerin son olgunlaşma döneminde hasattan 10-15 gün
  önce sulama kesilmelidir.Sulamaya devam edildiği
  taktirde narlarda büyük sorun olan kabuk çatlamalarını
  görülür. Nar bahçelerinde genelde çanak usulü sulama
  uygulanır. Mümkün ise modern sulama sistemlerinden olan
  damla sulama alttan sulama, sızdırma usulü sulama
  sistemleri uygulanmalıdır. Bu sistemlerin ilk yatırım
  giderleri fazladır. Uzun vadede ise işçiliksiz ekonomik
  az su kullanımı gibi büyük faydalar sağlamaktadır.
  D- Budama
  Şekil budaması ilk 2-3 yıl içinde ağaçlar verime
  yatmadan önce yapılır. Dikimden sonra dipten çıkan
  kuvvetli 3-4 sürgün ana gövde olarak seçilir ve tepeleri
  50-60 cm kesilerek alçak taçlanmaları sağlanır. Ana
  gövdelerden çıkan birinci ve ikinci dallarda da 2.-3.
  yıllarda tepe alma yapılarak taç teşkili tamamlanır.
  Verim Budaması: Narlar genel olarak 2. ve 3. yıllardan
  itibaren meyve vermeye başlarlar. Narlar verime
  yattıktan sonra meyve verecek dallarda uç alma
  yapılmamalıdır. Bu dönemde seçilen 3, 4 gövde dışında
  çıkan dip sürgünlerin sürekli olarak temizlenmesi
  sağlanmalıdır. Ayrıca taç kısmında görülen obur dallar
  dipten kesilip, taç teşkili için gerekirse uç alınarak
  dallanması sağlanmalıdır. Sık taç meydana gelmiş ise
  güneşlenme ve havalanmayı sağlamak için genel bir
  seyreltme yapılmalıdır. Budamada zayıf kurumuş,
  hastalıklı dallara öncelik verilmelidir.
  Geliştirme Budaması: Narların verimlilik süreleri
  çeşitli şartlara göre değişmekle birlikte ortalama 20 -
  30 yaşlarına kadar sürer. Ancak kök boğazından yeni
  çıkan sürgünlerle nar l00 yılı aşkın bir süre
  verimliliğini sürdürebilir. Bu durumda yaşlı gövdeler
  dipten kesilerek yeni sürgünlerin oluşumu teşvik edilir.
  Bu sürgünlerle aynı yollarla yeni gövdeler teşkil
  edilerek ağaç gençleştirilir. İstenirse gençleştirme
  işlemi her yıl her ağaçtan l-2 gövde kesilerek kademeli
  olarak yapılır. Bu şekilde bahçeden kesintisiz olarak
  ürün alınması mümkün olabilir.
  E- Hastalık ve Zararlılarla Mücadele

En önemli hastalık bazı mantarların nar meyvelerinde
  çürümelere sebep olmasıdır. Bazı klasik kültürel
  işlemler uygulanarak hastalıklar büyük ölçüde
  önlenebilir.Olgunluğa yakın bir dönemde fungusit
  uygulaması yapılması depolanacak meyvelerin uzun süre
  çürümelerini engellemektedir.
  Narların en önemli zararlıları sıçanlardır ve özellikle
  tatlı narlarda ve olgunluğa yakın dönemlerde zarar
  verirler. Yaprak bitleri, nar beyaz sineği, unlu bit,
  kabuklu bitler, kırmızı örümcekler, Akdeniz meyve
  sineği, nar içi kurdu, toprak altı zararlıları gibi
  genel zararlılarda narlarda görülür.
  Hasat Ambalajlama ve Depolanması
  A-Hasat
  Nar hasatı, çeşitlere ve bölgelere göre değişsede
  genellikle ağustos sonunda başlayıp kasım ortalarına
  kadar devam eder. Narın çiçeklenme dönemi uzun
  olduğundan dolayı olgunlaşması farklı zamanlarda olur.
  Bu yüzden nar hasadının 2-3 defada yapılması gere kir.
  Hasatsonbahar erken donlarından ve yağışlardan önce
  bitirilmelidir.Hasat sırasında meyveler üzerinde 1-2 mm
  uzunluğunda sap kalacak şekilde makasla kesilmelidir.
  Özellikle hasat esnasında meyveleri yere düşürmekten ve
  darbelerden korunması meyve çürümesini önleyeceğinden
  dolayı kalitesi artar. Kasalara dizilirken iki sıradan
  fazla dizilmemelidir.
  B- Ambalajlama
  Narların seçme ve boylamasının elle yapılması daha uygun
  olup meyveler birbirine değmeyecek şekilde
  paketlenmesine dikkat etmek gerekmektedir.
  C- Depolama
  Narlar meyve kabuğunun özel yapısı dolayısıyla çeşitli
  koşullarda 4 - 6 ay süreyle depolanabilir. Narların
  depolanmasında en emin ve en az kayıpla ulaşılacak
  başarı modern soğuk hava depolarıdır. Sıcaklık ve nisbi
  nemi ayarlanabilen bu depolarda 1-2o C’de %85-90 nisbi
  nemle meyveler muhafaza edilebilirler.


Muz

MUZ TARIMI

1. ANAVATANI, YAYILIŞI, DÜNYA VE TÜRKİYE’DE
  ÜRETİMİ
  Muz, Güneydoğu Asya’dan çıkmıştır. Anavatanı Güney
  Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya
  arasında kalan adalardır.[1] Muzu ilk kültüre
  alanların balıkçılar olduğu sanılmaktadır.
  Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından
  yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı
  başlamıştır.[2] Muzla ilgili ilk eser M.Ö. 600-500
  yıllarına aittir ve Hindistan’da bulunmuştur. Muz
  bitkisi ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır’la
  ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi
  olarak, Mısır’dan Alanya’ya getirilmiştir. O
  yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen
  Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930′lu
  yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla
  yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde
  sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya
  ilçeleri ile çevresinde Musa Cavendish dediğimiz
  bodur muz üretimi yapılmaktadır.
  Dünya Üretimi : Dünyadaki muz üretimi en fazla
  Asya kıtası ülkelerinde yapılmakta, bu kıtayı
  sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika,
  Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir.
  Dünya muz üretimi 1975 yılı istatistiklerine göre
  37 milyon tondur. Ekiliş alanı ise 29.150.000
  dekardır.
  Türkiye Üretimi ve Tüketimi: Muz ülkemizde Anamur,
  Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros
  dağlarının koruduğu mikroklimalarda, çok sınırlı
  alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim
  miktarı azdır. 1994 de 12.000 dekar alanda 30.000
  ton iken 2000 yılında 20.000 dekar alan ve 80.000
  ton üretime ulaşmıştır. Ülkemizin yıllık muz
  tüketimi ise 400.000 ton civarındadır.
  MUZUN BAZI ÖZELLİKLERİ
  2.1. Tüketim Alanları
  Muz yukarda anılan özellikleri yanında çiğ olarak
  yenebilen en güzel meyvelerden biridir. Meyve
  salataları arasında da yer alır. Muz yeşil iken
  pişirerek de yenilir.
  2.2. Diğer Özellikleri
  Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodiziyak
  olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda
  ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan
  elyafdan ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat
  örüldüğü biliniyor. Muz liflerini Afrika’daki
  yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapım
  ında kullanıyor. Avrupa’da gemi halatı, oto
  döşemeleri yapımında kullanılıyor. Muz gövde
  sinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü
  bir kan kesicidir.

MUZUN SİSTEMATİĞİ VE ÖNEMLİ ÇEŞİTLERİ
  3.1. Muzun Sistematiği
  Kültürü yapılan muz, Scitamineae takımı, Musaceae
  ailesi, Musa cinsine girer. Bu cinste çok sayıda
  partenokarp meyve veren klonlar vardır. Tek
  Çeneklidir.
  3.2. Muzun Önemli Çeşitleri
  3.2.3. Ticari Olarak Yetiştirilen Önemli Klonlar
  3.2.3.1. Gross Michel (AAA)
  Ticari önemi en fazla olan muz çeşidi Gross Michel
  ‘dır. 5,4 - 6 metreye kadar boylanabilen bu muzun
  meyveleri çok lezzetlidir. Dona ve ulaşıma diğer
  muz çeşitlerine göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde
  azman muz veya çikita olarak adlandırdığımız
  muzlar bu gruptaki muzlardır.
  3.2.3.2. Cavendish Grubu (AAA)
  Ticari muzların en bodur olanıdır. 2,5 - 3 metre
  boyunda olan bu muzun meyveleri ince kabuklu ve
  lezzetlidir. Çin kökenli olan bu muz ülkemizdeki
  en yaygın muz çeşididir.
  BOTANİK ÖZELLİKLERİ
  4.1. Kök
  Muz kökleri toprak altında bulunan ve esas gövdeyi
  oluşturan yumrudan ve yumrunun daha çok üst
  taraflarından çıkar. Bu çıkış dörder adetlik
  gruplar halindedir. Muz kökleri 5-8 mm. çapında ve
  uzunlukları boyunca aynı kalınlıktadırlar. Bu
  kökler yumrudan biraz uzaklaşınca kendilerinden
  daha ince yan kökler meydana getirirler. Bunlar da
  4-5 mm. çapa ulaşır ve aynı kalınlıkta kalırlar.
  Kılcal kökler bu yan kökler üzerinde bulunur. Muz
  köklerinin dış kısmı koyu kahverengi, siyaha
  yakın, iç kısmı ise beyazımtrak krem rengindedir.
  Kılcal köklerin ise görünüşü beyazdır.
  Muzda meydana gelen kök sayısı bitkinin sağlık
  durumuna bağlıdır. Bir yumru 200-300 ve daha fazla
  kök meydana getirebilir. Ülkemizde kökler en fazla
  ilkbahar mevsiminde meydana gelir. Uygun şartlarda
  kökler, 5 m. yanlara ve 75 cm. derinliğe kadar
  gidebilir. Köklerin çoğunluğu 15-40 cm.
  derinliktedir. Bununla birlikte 140 cm. derinliğe
  kadar inen köklere de rastlanmıştır. Muzun kökleri
  kısa ömürlüdür.
  4.2. Gövde
  4.2.1. Gerçek Gövde
  Toprak altı gövdesi veya yumru da denir. Çok
  yıllıktır. Gerçek gövde aslında bir rizomdur. Yani
  toprak altındaki gövdedir. Yedek besin deposu
  görevini de görür. Kuru madde miktarı fazladır.
  4.2.2. Yalancı Gövde
  Buna toprak üstü gövdesi de denir. Yalancı gövde
  toprak üzerinde sanki yaprak saplarının
  birleşmesinden meydana gelmiş bir kütük gibidir.
  Bodur muzlarda gövdenin boyu 1,5-2,25 m.ye kadar
  çıkar. Üst kısmında dört bir tarafa açılmış
  yapraklar bulunur. Yeni yapraklar gövdenin orta
  kısmından meydana gelirler. Yalancı gövde
  yeşilimtrak görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir
  örtü ile kaplanır. Elle dokunulduğu zaman bu
  beyazlık ele bulaşır.
  Yalancı gövde, yapraklarını tamamladıktan sonra
  meyve salkımını andıran bir tomurcuk (hevenk, dal)
  oluşturur. Bu olaya muz üreticileri “muz doğurdu”
  demektedirler. Tomurcuk olayı bir defa
  gerçekleşmekte ve daha sonra görevini
  bitirmektedir. Meyvesini vermiş olan yalancı
  gövde, muzun hasadından sonra, yanında bırakılacak
  olan fidenin beslenmesi için kesilmemeli, yerinde
  bırakılmalıdır. Sadece tepesinden (yaprakların
  ayrıldığı bölgeden) vurulmalı, kesilen kısım da
  toprakta organik gübre olarak bırakılmalıdır.
  Yerinde bırakılan yalancı gövde, yanındaki fideyi
  besleyecek, zaman içinde pörsüyerek, çökecektir.
  Bir sonraki onarma döneminde bu kısım toprak
  altına gömülerek, ayrışması hızlandırılarak,
  toprağın organik madde içeriğinin zenginleşmesi
  sağlanmalıdır.
  4.2.3. Yapraklar
  Muzun yaprakları ilk çıkışta boru şeklindedir.
  Sonra uç kısmı yavaş yavaş açılarak karakteristik
  muz yaprağını oluştururlar. Muzun yaprakları
  büyüktür. Yaprak uzunluğu 2 m. ve genişlik de
  genellikle 60-90 cm. olabilir. Yaprak sapı
  daralmış kanal görüntüsünde ve alt tarafı
  yuvarlaktır. Yaprak ayasında ortada toprağa bakan
  kısmı bükey, yukarı bakan kısmı ise yalancı
  gövdeye doğru oluklu bir ana damar vardır. Ana
  damara dike yakın bir açı ile ve birbirine paralel
  olan yan damarlarla bağlıdır. Bu yan damarların
  arası yaprak yüzeyini meydana getirir. Rüzgarlı
  havalarda bu yan damarlar ana damara kadar
  yırtılır ve yaprak dilim dilim olur. Yapraklar
  yeşil görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir madde
  ile örtülürler. Yaprağın uç kısmında, yaprak ucu
  denen bir kısım vardır. Bu yaprak uzama olanakları
  ararken yaprak ayasının gideceği yolu açmak için
  kullanılan bir organdır. Yaprak oluşumu
  tamamlanınca düşer.
  Yaprak üzerinde, damar aralarında, sapında ve
  kınında stoma dediğimiz gözenekler bulunur. Sap ve
  kında milimetrekarede 6-7 tane, ayada 160-170 tane
  stoma (gözenek) vardır. Ayanın alt kısmında üste
  göre 4-5 misli fazla stoma vardır.
  4.2.4. Tomurcuk ve Çiçekler
  Muzda tomurcuk, çiçekler ve meyve salkım
  şeklindedir. Meyve salkımının gelişmesi bir çok
  haftayı bulur. Ticari çeşitlerde bir yandan
  çiçekler topluluğu meydana gelirken, bunları örten
  mor renkli brahtelerin oluşturduğu konik kitle
  yere doğru eğilir. Çiçekler topluluğundan oluşan
  konik kitlenin aşağı doğru eğilmesi ve altındaki
  çiçek tomurcuklarının farklılaşma düzenine göre,
  eğilme olayından bir iki gün sonra brahteler
  kalkmaya, geriye doğru kıvrılarak kuruyup düşmeye
  başlarlar. Bu farklılaşma düzeni içinde meyve
  elleri (taraklar) ortaya çıkar.[1]
  Bir fide büyüyüp bütün yaprakları açıldıktan sonra
  (ortalama 14-20 ay) topu andıran. Mor renkli
  yaprakçıkların (Brahte) örttüğü tomurcuk (muz
  çiçeği) meydana gelir. Tomurcuk hızlı büyür ve
  brahteler sırayla açılarak altlarında ikişerli
  sırayla (tarak) çiçekler görülür. Muz
  salkımlarında 3 çeşit çiçek bulunur. İlk açılan
  brahtelerin altlarında çıkan çiçekler dişi çiçek
  olup daha sonra muza dönüşürler. Dişi çiçeklerin
  muza dönüşmesi için döllenme olması gerekmez. Bu
  nedenle muzlara bu özelliklerinden dolayı
  partenokarpi denir. Kuruyan stigmalar hasada kadar
  dökülmeden meyve ucunda kalabilirler. Salkımdaki
  çiçek sayısı ne kadar fazla olursa, salkım
  ağırlığı da o kadar fazla olacaktır. Salkımdaki
  dişi çiçek sayısı sıcaklığa bağlı olup, sıcak
  aylarda artar, soğuk ve ılık aylarda azalır.
  Dişi çiçeklerin hemen altında çift organlı
  çiçekler bulunur. Bu çiçeklerden oluşan meyveler
  küçük ve kalitesizdir. Çift organlı çiçeklerin
  hemen altında ise erkek çiçekler bulunur. Bodur
  muzlarda erkek çiçekleri örten brahteler meyve
  sapına bağlı kalır ve genellikle açılmazlar.
  Salkımdaki tarak sayısı kaynağı yalancı gövdede
  olan dişi çiçek sayısına bağlıdır. Dişi çiçek
  sayısı da sıcaklıkla ilgilidir. Dişi çiçeğin
  oluştuğu anda iklim ne kadar soğuk olursa tarak
  sayısı da o kadar az olur. Parmak büyüklüğüne ise
  toprak verimliliği, kullanışlı su ve fotosentez
  derecesi gibi etmenler etkili olmaktadır.
  4.2.4.1. Salkımların yetişme süresi: Haziran
  ayında çiçeklenen muzların hasadı en kısa 76 gün,
  en uzun ise 110 gün sonra olmuştur. Temmuz ayının
  ilk haftasında çiçeklenen muzlar ortalama 124 gün,
  son haftasında çiçeklenen muzlar ise ortalama 138
  gün sonra hasat olgunluğuna gelmiştir. Ağustos
  ayının ilk haftasında oluşan çiçekler 27 aralık
  ile 18 ocak tarihleri arasında hasat olgunluğuna
  (ortalama 153 gün) erişmiştir. Bu süre ağustosun
  2., 3. ve 4. Haftalarında oluşan çiçeklerde sıra
  ile 162, 164 ve 173 gün olmuştur.
  Ortalama 13 tarak yöre için optimal bir rakamdır.
  Diğer ülkelerde Musa cavendishii muzunun optimal
  tarak sayısı hakkında bir literatür bulunmamıştır.
  Salkım başına ortalama 262-266 adet parmak sayısı
  tesbit edilmiştir.
  4.2.5. Meyve
  4.2.5.1. Meyve Gelişmesi
  Taraklar üzerinde bulunan meyveler karşıdan
  bakıldığında sağdan sola doğru gelişirler ve çift
  sıralı, satranç şeklinde dizilmişlerdir. Bu
  nedenle gelişme devresi sonunda parmaklar 5 köşeli
  ve sağdaki meyveler daha iri olur. Her tarakta
  10-26 parmak bulunur. İlk taraklarda parmak sayısı
  fazla ve meyveler iridir. Uca doğru gidildikçe
  meyveler sayıca azalır ve küçülürler.
  4.2.5.3. Meyve Bileşimi ve Değişimi
  Muz meyvesi % 70 oranında su, önemli miktarda
  karbonhidratlar ve az miktarda protein ve yağ
  içerir.[6]
  Olgun muz meyvesi şekerce zengindir ve kolay
  sindirilir. Çocukların beslenmesinde fazla
  kullanılır. Bağırsak bozukluklarında ve özellikle
  çocuklara verildiğinde içerdiği şekerler
  kolaylıkla ve hastalığı kötüleştirmeden
  sindirilir. Oysa diğer kaynaklardan gelen şekerler
  hastalığı şiddetlendirirler. Muz ayrıca karaciğer
  gelişmesi için de çok yararlıdır. Yapısında
  bulunan fenol aminler muzun sindiriminde olumlu
  durumu sağlayan bileşiklerdir. Bunlar mide
  salgısını azaltır ve düz kasları uyarırlar
  (Seratonin), damarları büzücü etki yaparlar.[7]
  MUZUN İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ
  5.1. İklim İstekleri
  Muz, nemli, tropik iklimlerin bitkisidir. 30°
  Kuzey ve 30° Güney enlemleri arasında kalan
  bölgenin uygun alanlarında, tarımı rahatlıkla
  yapıldığı halde, bunun dışında kalan yerlerde
  istediği sıcaklığı bulamaz. Denize
  yakınlık-uzaklık ve denizden yüksekliğe göre bu
  enlemler dışında kalan bazı yerlerde de
  yetiştirilmektedir. Akdeniz bölgesinde muz yetişen
  yerlerimiz 36-37 enlem derecelerinde Toros dağları
  tarafından korunmuş, dağların eteklerindeki
  mikroklima yerlerdir. Buna rağmen muz bahçeleri
  zaman zaman soğuktan zarar görmektedir. Muz
  yetiştiriciliği bakımından önemli iklim faktörleri
  sıcaklık, yağış, rüzgar ve doludur.
  5.1.1. Işık
  Muzun doğal ortamı tropikal bölgelerde yüksek
  boylu ağaçların altıdır. Yarı gölgede bulunurlar.
  5.1.2. Sıcaklık
  Yıl boyunca aylık ortalama 26-27 sıcaklık ister.
  15-16 °C’nin altında gelişme gerilemekte, 2-3
  °C.de zararlı olmaktadır. O°C ve hemen altındaki
  sıcaklıklarda üst kısım ölmekte, -4 °C’nin altında
  tatlı gövde zarar görmektedir. Sıcaklık 10-15
  dakika süre ile -1,5 ile -2 °C dereceye düşerse
  şiddetli zararlanmaya neden olur.
  5.1.3. Nem
  Muz yüksek sıcaklık yanında, yüksek neme de
  ihtiyaç duyar. Oransal nem % 60’dan aşağı
  düşmemelidir. Ancak bazı hastalıkların yayılmaması
  ve muzda gelişmenin devam etmesi açısından % 90
  ‘ın üzerindeki doygun nemin de ortamda olmaması
  gereklidir.
  5.1.4. Yağış
  Aylık yağışın 120-150 mm. olduğu yerlerde muz
  sulanmaya ihtiyaç duymayabilir. Muz
  yetiştiriciliğinde hava nemi de önemli olup % 60’
  ın altına düşmemelidir. Yıllık ortalama 2.500
  mm’lik bir yağış bütün aylara dağılmış olmalıdır.
  Aksi halde sulama yapılması gerekmektedir.
  5.1.5. Rüzgar
  Çok büyük yapraklara sahip muz bitkileri şiddetli
  rüzgardan zarar görmektedir. Daha şiddetli
  rüzgarlar yalancı gövdenin kırılmasına yani
  ağaçların yıkılmasına neden olur.
  5.2. Toprak İstekleri
  Muz yetiştiriciliği için en iyi topraklar; derin,
  besin maddelerince ve humusça zengin, geçirgen,
  iyi havalanan, hafif bünyeli (Kumlu-Tınlı) ve
  hafif alkali, killi Tınlı, Kumlu karakterdeki,
  derin topraklardır. Toprak taşsız, iyi işlenmiş
  olmalıdır.
  Muz bitkileri toprak ve su tuzluluğuna çok
  hassastır. Bu nedenle bahçe tesisi yapılacak yerin
  toprağı ve kullanılacak suyun tuzluluğu mutlaka
  analiz ettirilmelidir. Ancak yine de organik
  maddece zengin, orta bünyeli, drenaj sorunu
  olmayan ve hafif asidik (pH=6) olan topraklarda
  daha iyi gelişir.

MUZ BAHÇESİ KURULMASI, SULAMA, GÜBRELEME, BAKIM,
  BUDAMA
  6.2. Fide Sağlanması
  Muz doku kültürü ile, tohumla, yumru parçasıyla ve
  dip sürgünleri ile üretilmektedir.
  Ülkemizde yaygın şekilde yapılan fide sağlanması,
  muzların toprakaltı yumrusundan çıkan dip
  sürgünleriyle yapılmaktadır.
  6.3. Bahçe Yerinin Dikime Hazırlanması
  Muz bahçesi yeri olarak genellikle kuzeyi kapalı,
  soğuktan korunmuş yerler seçilir. Muz bitkileri,
  genel olarak güneye bakan, hafif eğimli yerlerde
  iyi gelişmektedir.
  6.4. Dikim Zamanı, Fidan Seçimi ve Dikim
  Aralıkları
  6.4.1. Dikim Zamanı: Ülkemizde muz dikimi iklim
  durumuna göre Mart-Mayıs ayları arasında yapılır.
  Örtü altında Eylül dikimi güzel sonuçlar
  vermektedir.
  6.4.2. Dikim Aralıkları: Tek sıra dikim için genel
  olarak 3 * 1,7 m. aralıkları önerilebilir.
  Bütün dikimlerde sıraların kuzey-güney
  doğrultusunda yapılması en iyi güneşlenmeyi
  sağlayacaktır. Kuzey-güney doğrultusundaki dikim,
  doğu-batı doğrultusundaki dikime göre en az % 10
  verim artışı sağlamaktadır.
  6.5. Dikim
  6.5.1. Normal Dikimler: Fidanlar yeni kurulacak
  muz bahçesine sokulmadan önce bahçe girişinde
  yapılacak olan ilaçlı su havuzunda en az bir saat
  kadar bekletilerek, kök bölgesindeki nematodların
  ölmesi sağlanmalı, ayrıca anadan ayrıldığı yara
  yerlerinin hastalık yapmaması, çürümemesi için
  uygun bir sistemik fungusitle ilaçlanması, yeni
  tesise nematod bulaştırmama ve sağlıklı fidan
  dikme yönlerinden yararlı olacaktır. Tesisin
  girişinde bir yere geçici olarak yapılacak yarım
  metre derinlikte, 2 metreye 1 metre boyutlarında,
  dikdörtgen şeklinde bir çukurun yüzeyine döşenecek
  bir plastik örtü ile bu havuz yapılabilir.
  İçerisine sistemik kök çürüklüğü ilaçlarından ve
  nematod ilaçlarından eklenerek ilaçlı su sağlanmış
  olacaktır. Hazırlanan ilaçlı su, daha sonra can
  suyu olarak, yeni dikilen fidelerin diplerine
  dökülebilir.
  Dikim çukurlarına toprak analizi sonucu önerilen
  miktarlarda gübre konmalıdır. Toprakta organik
  madde, N,P,K gibi elementler yeterli bulunmuşsa
  uygulanacak ortalama miktarlar aşağıda
  verilmiştir.
  Dekara ortalama 10.000 kg. meyve verimi alınacağı
  göz önüne alınarak, dekara 8.000 kg iyi yanmış
  kaliteli çiftlik gübresi, 58 kg. Azot, 30 kg.
  Fosfor ve 130 kg. Potasyum sağlayacak şekilde
  kimyasal gübre, sezona dağıtılarak verilmelidir.
  6.6. Sulama
  Muz yapraklarının geniş olması dolayısıyla terleme
  yoluyla çok miktarda su tüketir, sürekli nemli
  toprak ister. Bitki besin maddelerini bol miktarda
  almak için toprağın nemli olması gerekir. Bir çok
  meyve ağacı ile karşılaştırıldığında daha yüzeysel
  bir kök sistemine sahiptir. Topraktaki su miktarı
  tarla kapasitesine düştüğü zamanlarda, topraktan
  su alma yeteneği azalır. Topraktaki su eksikliğine
  çok çabuk fizyolojik tepki gösterir. Aşırı sulama
  muz köklerine zarar verir. Toprağı çoraklaştırır
  ve bazı yerlerde toprağın taşınmasına neden olur.
  Bütün bu nedenlerden dolayı muz bahçeleri azar
  azar, fakat sık sık sulanarak, su sıkıntısı
  çekmeleri önlenmelidir. Mümkün olduğunca haftada
  3-4 sulama yapılmalıdır.
  6.6.2. Damlama Sulama:
  Özellikle sulama suyunun yetersiz olduğu yerlerde
  meyve kalitesi üzerindeki olumlu etkileri
  nedeniyle damla sulama yöntemi kullanılmalıdır.[1]
  Suyun, ağacın etrafındaki belirli noktalara
  damlatılmak suretiyle verilmesine damlama sulama
  denir. Sulama ile gübrelemenin birlikte
  yapılabildiği (fertigasyon) bu sulama sistemi,
  tarımda verimi ve kaliteyi artıran en önemli
  sistemlerden biridir. Bu arada bu sistemde, sulama
  suyu içerisine istenen gübre miktarını ayarlayan
  aletler de geliştirilmiştir. Bu sulama sisteminde
  sulama, tarlanın her tarafına eşit bir şekilde
  uygulanır. Sulama ve gübreleme tek noktadan
  kontrol edilebilir. Böylece işçilik masrafları
  düşer. Etkili kök bölgesi daima ıslak tutulabilir
  ve gerekli su miktarı ayarlanabilir.
  6.6.3. Sprink Sulama
  Son dönemlerde örtü altı muz üreticiliğinde
  önerilen bir sulama sistemidir. Muz bitkileri
  arasına tek sıra halinde serilen damlama hortumu
  kalınlığında bir hortum ve bu hortum üzerine
  belirli aralıklarla yerleştirilmiş 30-40 cm.
  yükseklikte toprağa gömülü çubuklar ve çubukların
  üzerinde mini fıskiyeler şeklinde yapılan sulama
  şeklidir. Toprağa gömülen çubukların üzerindeki
  mini fıskiyeler 1,5 - 2 metre yarıçapında bir
  alanı (3 metre genişlik) eşit bir şekilde
  sulamaktadır. Bu da muzların kök bölgesinin geniş
  bir şekilde sulanması demektir. Damlama sulama
  sisteminde damlama hortumu çevresinde yayılan
  kökler, sprink sistemde çok daha geniş bir yüzeye
  yayıldıkları için, ağacın gelişmesi çok daha güçlü
  olabilmektedir. Yine damlamada olduğu gibi, sprink
  sistemde de sıvı veya eritilmiş mineral gübreler
  rahatlıkla uygulanabilir. Kök gelişmesini çok daha
  geniş bir yüzeye teşvik ettiği için, damlama
  sulamadan daha cazip olan sprink sulama sistemi,
  kuru havalarda ortam nemini de yükselterek olumlu
  katkıda bulunacaktır. Ayrıca toprak yüzeyine
  serilen bitki artıklarının ayrışma sürecini de
  hızlandıracaktır.
  6.6.4. Sisleme
  Örtü altı muz üretiminde, sera çatısına, içten,
  belli aralıklarla yerleştirilen sulama boruları ve
  bu borulara yerleştirilen sisleme veya fog
  (dumanlama) memeleri ile yapılan bir sulama
  biçimidir. Bu sistemin asıl amacı sulama değildir.
  Ama sulama ihtiyacının karşılanmasına destek
  vermektedir. Bu sistem, uygulandığı bahçelerde
  kışın don zararına karşı korunma amacıyla
  kullanılabilir. Ortalama 15-16 oC sıcaklıkta olan
  yer altı suyu, memelerden sis şeklinde bahçe
  içerisine verilince, ortam sıcaklığını da kendi
  sıcaklığına yaklaştırarak don zararının meydana
  gelmesini önleyecektir. Bu uygulama aynı şekilde
  yazın meydana gelen yüksek sıcaklıkların zararını
  da önlemektedir. Zaman zaman 40-45 oC’ye kadar
  çıkan yaz sıcaklarının yakıcı etkisi, yine 15-16
  oC olan yer altı suyunun memelerden sis şeklinde
  verilmesiyle ortadan kaldırılabilmektedir. Öğle
  saatlerinde ortalama 2 saat süreyle
  uygulanabilecek sislemeyle, aynı zamanda ortam
  nemi yükselmekte ve bitkilerin istediği uygun
  ortam sağlanmaktadır.
  Ayrıca sislemeyi belli bir sıcaklık ayarına bağlı
  termostat takılarak çalışacak otomatik bir sistem
  geliştirilmiştir.
  6.7. Gübreleme
  6.7.1. Organik Gübreleme
  Muz bitkisi topraktaki organik maddeyi oldukça
  yüksek oranlarda ister. Bunun nedeni doğal
  ortamdaki muzun, yüksek boylu ağaçların altında,
  dağınık güneş altında, çürümüş yaprakların
  üzerinde yetişmesidir.
  Organik gübre toprak sıcaklığını yüksek tutarak,
  salkım oluşumundan hasada kadar geçen süreyi
  kısaltmakta ve fidelerin kışın soğuktan zarar
  görmesini engellemektedir.
  Çiftlik gübresi kullanımında gübrenin iyi yanmış
  olmasına dikkat edilmelidir. Çiftlik gübresinin
  taze olması, iyi yanmaması sonucu, içinde bulunan
  yabancı ot tohumları, nematodlar ve tuz, bahçe
  içine taşınacaktır. İyi yanmış çiftlik gübresinde
  yabancı ot tohumu, nematod bulunmaz. Bu arada
  üzerinden 1-2 yağmur veya su geçirilirse toprak
  için zararlı olan tuzu da yıkanmış olacaktır. Bu
  nedenle, çiftlik gübresinin zararlı etkilerinden
  kurtulmak için, üretici, kullanacağı çiftlik
  gübresini en az 3 ay öncesinden alarak, bahçesinin
  bir kenarında yanmasını ve yıkanmasını sağlaması
  yararlı olacaktır. Ayrıca, organik gübre seraya
  sokulmadan önce yığın haline getirilip methil
  bromid veya benzeri bir fümigant ile ilaçlanırsa
  (tüp patlatma) çok iyi bir dezenfeksiyon yapılmış
  olacaktır.
  Organik gübre muzlarda bakım zamanı (Şubat-Mart
  aylarında) ve kışa girmeden (Kasım ayında)
  verilmelidir. Onarma zamanı verilen organik gübre
  mutlaka toprakla iyi bir şekilde karıştırılmalı,
  kışa girmeden verilen organik gübre ise toprak
  yüzeyine yorgan gibi serilmelidir.
  6.7.2. Mineral Gübreleme
  Muz bitkisi hem yeşil aksamın gelişme döneminde,
  hem de meyve gelişme döneminde yoğun şekilde besin
  isteyen bir bitkidir. Bu besinler genellikle en
  iyi topraktan muzlara verilebilir. Muz
  yetiştiriciliğinde sadece organik gübre uygulaması
  yeterli değildir. Ek olarak mineral gübre
  uygulaması da yapılmalıdır. Mineral gübre olarak
  özellikle Azot, Fosfor, Potasyum, Kalsiyum ve
  Mağnezyum gübrelemesinin yapılması gereklidir.
  6.7.2.1. Azot (N)
  Muzun azot ihtiyacı da fazladır. Özellikle yeşil
  aksam gelişmesi için azot gereklidir.[2] Yavru
  bitkilerin gözüktüğü ve büyümenin başladığı ilk üç
  ay içerisinde azot çok önemlidir. Gelişmenin
  başladığı ve atak haline geçtiği ilkbaharın ilk
  aylarında çok fazla azot kullanır. Bu dönemde
  hayat dönemi boyunca kullanacağı azotun büyük bir
  kısmını kullanır. Azot kullanımı ile kuru madde
  miktarı arasında doğrusal bir ilişki vardır. Azot
  kullanımı arttıkça kuru madde miktarı azalır.
  6.7.2.2. Fosfor (P)
  Muzun fosfor ihtiyacı, azot ve potasyuma göre daha
  az olmakla birlikte, kök gelişimi ve bitki besin
  maddesi alım kapasitesini artırarak salkım
  oluşumunu güçlendirmesi, tarak sayısını artırması
  yönünden çok önemlidir. Subtropik iklim
  koşullarında fosforun alımı, oldukça geniş zaman
  aralığında gerçekleşir. Fosforun topraktan iyi bir
  şekilde alınabilmesi için ortamda yeteri kadar
  suyun bulunması gerekir. Ayrıca doğumdan tahminen
  bir ay kadar önce uyguladığımız fosfor
  takviyesinin (2 sefer MAP) tarak sayısını
  artırdığı tesbit edilmiştir. Fosfor muz bitkisi
  için çok önemli değildir. Uygulamada bu elementin
  eksikliğine kolaylıkla rastlanmaz. Eksiklik
  belirtisinde yaprak kenarları ölerek testere dişi
  görünümü alır. Fosfor yeteri kadar ortamda varsa
  tarak sayısı ve dolayısıyla her taraktaki parmak
  sayısı artmaktadır. Ama fazla miktardaki fosfor
  uygulamaları da parmakların oluşmasına ters etki
  yapmaktadır. Ortamdaki fosfor fazlalığı, hem tarak
  sayısını azaltmakta, hem de taraktaki parmak
  sayısını azaltmaktadır.
  Sağlıklı bitki kökleri de beslenme ortamındaki
  fosfatı önemli ölçüde tüketebilme
  yeteneğindedirler.[3] Yine Fosfor meyve verimini
  artırmakta, ancak aşırı fosfor gübrelemesinde ise
  verim azalmaktadır.[4] Fosfor uygulanan
  topraklarda çinkonun demir ve alüminyum
  oksitlerince bağlanması ile bitkinin gelişmesini
  artırması sonucu, bitkinin çinko konsantrasyonu
  kritik düzeyin altına düşerken, bitkide fosfor
  toksisitesi görülebilmektedir, öte yandan
  bitkilerin çinko noksanlığı gösterdiği durumlarda,
  ortama fosfor katılması, bitkide fosfor
  toksisitesi gösterdiği gibi çinko noksanlığının da
  şiddetini de artırmaktadır.[5]
  Bitkilerin fosfor alımını, mağnezyum düzeyi de
  önemli ölçüde etkilemektedir. Düşük düzeyde
  mağnezyum, fosforun kökten alımını önemli ölçüde
  azaltarak, fosforun yukarı taşınmasını
  engeller.[6]
  Bitkinin fosfor ihtiyacının en fazla olduğu
  doğumdan bir, bir buçuk ay önceki döneminde,
  bitkinin fosfor ihtiyacının yeterince
  karşılanması, tarak ve parmak sayısının artmasını
  sağlayacaktır. Bölgemizde genellikle 11-12 olan
  tarak sayısını 15-16’ya çıkartmak, fosfor
  ihtiyacını zamanında ve yeterince karşılayarak
  mümkün olabilir.
  6.7.2.3. Potasyum (K)
  Potasyum, muz bitkileri için çok önemlidir.
  Özellikle salkım oluşumu ve gelişimi için gerekli
  bir besin maddesidir. Potasyum bitki büyümesini
  çabuklaştırır ve verimini artırır. Yeterli
  potasyum ile beslenen bitkilerde salkım ağırlığı
  artar, parmaklar daha büyük olur ve meyvenin
  pazarda daha uzun süre dayanması, hastalık ve
  zararlılara dayanıklılık artar. Potasyum, bitki
  metabolizmasında fotosentez sonucu elde edilen
  ürünlerin, faydalı olacağı bölgelere taşınmasını
  sağlar. Su dengesini ayarlar. Potasyum, azot ile
  birlikte ürünü artırır ve düzenli meyve tutumu ve
  olgunlaşmasında önemlidir.[7]
  Potasyum eksikliğinde uçlardan başlamak üzere
  yapraklar sararır. Bu sararma o kadar hızla
  gelişir ki, çoğu zaman uçtan başlayarak yaprağın
  2/3 ‘ü ölür. Çok az potasyum alan bir bitkinin
  meyveleri şekilsiz olur. Böyle bir salkımda çok az
  sayıda parmak oluşur. Çiçeklenme zamanında iklim
  koşulları uygun olmaz ise yine bu gibi salkımlar
  oluşur.
  Meyvede yüksek düzeyde potasyum alımı sadece
  düzgün meyve şekli ve olgunlaşma ile meyveye tad
  ve lezzet sağlamasından başka, meyve lezzet ve
  çeşnisinde ana öğe olan toplam asitlik üzerinde de
  olumlu rol oynayıp, çeşniyi önemli derecede
  etkilemektedir. Düşük potasyum seviyesi ise,
  lezzetsiz ve yavan meyve tadına neden
  olmaktadır.[8]
  6.7.2.4. Çinko (Zn)
  Muz bahçelerinde en çok görülen bitki besin
  elementi eksikliklerinden biri de Çinko’dur. Bu
  element eksikliğinin nedeni genellikle Fosfor
  fazlalığından kaynaklanır. (Ek Resim 26. Muzda
  Yaşlı Yapraklarda Çinko Eksikliği), (Ek Resim 27.
  Muzda Genç Yapraklarda Çinko Eksikliği)
  Muz bitkisinde en çok eksikliği görülen
  mikroelement çinkodur. Çinko eksikliğinde bitki
  bodurlaşır. Yapraklar küçük ve dar olup, ikinci
  damarlar arası sarı-beyaz şeritler halindedir. Bu
  görünüm daha sonra sarı-yeşil şeritlere dönüşür.
  İkincil damarlara paralel olan sarı şeritlerde
  uzun, kahverengi ölü benekler belirir. Bu gibi
  bitkilerde oluşan salkımların parmakları küçük ve
  normal kıvrık şeklinden daha kıvrık olup, en
  belirli özellik de parmak uçlarının açık yeşil
  olmasıdır. Fazla miktarda kireçleme veya toprakta
  fosfor fazlalığı çinko eksikliğine neden olabilir.
  Fazla derecede nematod salgınına uğramış
  bahçelerde çinko eksikliği benzeri belirtiler
  görülebilir. Çinko eksikliğinde bitki bodur kalır,
  yapraklar küçük ve dar kalırlar.
  6.7.2.5. Bakır (Cu)
  Bakır bitkilerde özellikle dokularda ligninleşme
  prosesine katılmakta ve bitkilerin generatif
  büyümesinde önemli rol üstlenmekte, polen oluşumu
  ve döllenme prosesleri ve dolayısıyla tohum ve
  meyve oluşumunu sağlamakta ve bitkiler bakır
  beslenmesinden doğrudan etkilenmektedir.
  6.7.2.6. Mangan (Mn)
  Mangan, bitkide fotoliz olayını, dolayısıyla
  fotosentezi etkileyerek protein ve lipid
  sentezlerine katılır ve böylece birçok enzim
  faaliyetlerini etkiler. Özellikle hücreleri toksik
  oksijen radikallere karşı koruyan superoksit
  dismutez enzim yapısında rol oynar ve sonuçta
  bitkilerin büyüme ve gelişmelerini etkiler. (Ek
  Resim 29. Muzda Mangan Fazlalığı-Yaprakta)
  6.7.2.7. Demir (Fe)
  Demir, bitki dokularında genellikle 50-200 ppm.
  arasında bulunur. Sayısız redoks reaksiyonları,
  enzim faaliyetleri, klorofil sentezi ve klorofil
  oluşum unu dolayısıyla protein ile fotosentezi
  etkileyen önemli bir mikroelementtir
  Genellikle topraklardaki kalsiyum fazlalığı demir
  alımını engeller. Demir eksikliği olan yapraklarda
  damarlar yeşil kalır, ancak damar araları sarı
  dır. Eksikliğin ilerlemesi halinde tam sararma ve
  sonra da kuruma görü lür.
  6.7.2.8. Kalsiyum (Ca)
  Ca eksikliği gösteren bitkilerin Ca içeriği azdır.
  Çoğunlukla kuru madde de % 0.5′in altında
  bulunur.[10] Kalsiyum, mağnezyum ve potasyum içe
  rikleri, topraktaki kil ve organik madde ile
  ilişkilidir. Bu nitrat, sülfat ve klor ile
  ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Kalsiyum
  eksikliğinde önce genç yapraklar aşağıya veya
  yukarıya doğru kırılır ve yaprak oluşması azalır.
  6.7.2.9. Mağnezyum (Mg)
  Mağnezyum eksikliğinde yapraklar uçlarından ve
  kenarlarından başla mak üzere yavaş yavaş
  sararmakla beraber orta kısımları yeşil kalır.
  Etki altında kalan dört ve beşinci yapraklardır.
  Yaprak sapları ana gövdeden koparak yaprağın
  ömrünün kısalmasına neden olur. Fosforun aksine
  genç piçler yaşlı rizomlardan kalsiyum ve
  mağnezyum absorbe ettikleri için yaşlı rizomlar bu
  elementlerce fakirdirler. Bu nedenle eğer yaşlı
  piçler dikimde kullanılacak ise kalsiyum ve
  mağnezyum için önlem alınmalıdır.
  6.7.2.10. Kükürt
  Kükürt eksikliği başta Natal olmak üzere diğer
  ülkelerde de görülmektedir. Çok eksik olursa
  kalite bozulur. Bu eksiklik süper fosfat, potasyum
  klorür yerine potasyum sülfat veya azot kaynağı
  olarak da amonyum sülfat uygulamak ile
  giderilebilir.
  6.7.2.11. Bor
  Muzda ender görülen eksikliklerden biri de Bor
  eksikliğidir. Özellikle yaşlı bahçelerde görülür.
  (Ek Resim 30. Muzda Yaprakta Bor Eksikliği), (Ek
  Diğer mikro element eksiklikleri muz
  yetiştiriciliğinde pek önemli değil dir.
  Diğer mikro elementlerden bakır, manganez, demir,
  bor ve molibden eksikliği muz bahçelerinde pek
  görülmemektedir. Analizler göstermiştir ki muz
  bitkisi manganezi de topraktan fazla miktarda
  almaktadır. Bu da bitkiye ve kök oluşumuna zararlı
  olabilir. Uygun miktarda kireçleme manganezin daha
  fazla alınmasını önler.
  6.7.2.12. Bitki Besin Elementleri Arasındaki
  İlişkiler
  Bitki besin maddeleri arasında toprak içinde
  bitkilerin besin alımı yönünden çok ciddi
  rekabetler veya teşvikler vardır. Bu nedenle
  gübreleme proğramlarının hazırlanması ve
  uygulanmasına çok dikkat edilmelidir. Bitki Besin
  Maddesi yığılmalarının en çok söz konusu olduğu
  sera alanlarında, toprak analizi yaptırmaksızın,
  sağlıklı bir gübreleme proğramı uygulamak mümkün
  değildir.


Turunçgiller

TURUNÇGİLLER HANGİ İKLİMDE YETİŞİRLER

Prof.Dr. Mahmut AYFER
  Prof.Dr. Selahattin İREN
  Prof.Dr. Neşet KILINÇER
  Prof.Dr. Turan GÜNEŞ
  Yurdumuz, dünya turunçgil üretim alanının en kuzey
  sınırın dadır. Bu nedenle, turunçgil yetişen tüm
  bölgelerimizde, zaman zaman dondurucu düşük
  sıcaklık zararları görülür. Şu halde turunçgil
  yetiştiriciliğinde başarının ilk ve en önemli
  koşulu, bahçeleri, don tutmayan, ya da çok az don
  tutan yörelerde kurmaktır. Ayrıca bahçe yerinin
  soğuk havaya ve soğuk rüzgarlara açık yönlerde
  olmamasına dikkat edilmelidir.Bazı turunçgil tür
  ve çeşitlerinin soğuğa dayanımları da farklıdır,
  örneğin, limonlar dondurucu düşük sıcaklıklara çok
  dayanıksızdır.
  Portakal ve altıntoplar ise limonlardan biraz
  daha dayanıklıdırlar. Mandarinler ve özellikle
  Satsuma mandarini (Rize mandarini) belirtilen
  türler ve çeşitler arasında düşük sıcaklığa en
  dayanıklı olanlarıdır.
  Ayrıca, soğuk bölgelerde, toprak özellikleri
  elverişli ise, üç yapraklı portakal ağacı
  üzerine aşılı turunçgil fidanı kullanmak daha
  yararlıdır.
  Bazı turunçgil çeşitleri de, iklim ve toprak
  istekleri bakımından seçicidir. Ancak uygun
  koşullarda yeterli ve kaliteli meyve verirler.
  Örneğin Yafa portakalı, Mersin yöresi kıyı
  kuşağında üstün kaliteli meyve vermektedir.
  TURUNÇGİLLER HANGİ TOPRAKLARI SEVERLER?
  Turunçgiller, gevşek yapılı, verimli, orta
  derinlikte, süzek tokraklarda daha iyi yetişir.
  Turunçgil ağaçlarının kökleri yüzlektir ve
  çoğunlukla toprağın 60 - 65 santimetre
  derinliğine kadar yayılırlar. Dolayısıyla
  turunçgilleri derin olmayan topraklarda
  yetiştirmek mümkünse de, sulama ve gübreleme
  gibi uygulamaların tam zamanında ve gereği gibi
  yapılmasına özen göstermek gerekir. Suyun çok
  güç sızdığı ağır ve yapışkan çok killi topraklar
  sulama gübreleme gereksinimini arttırır. Üst
  toprağı gevşek, süzek ve kolay işlenebilir
  yapıda, alt toprağı da suyu tutacak derecede
  killi olan ve taban suyu yüksekliği bu- metrenin
  altında kalan yerler turunçgil yetiştiriciliğine
  çok elverişlidir.
  TURUNÇGİLLERDE TÜR VE ÇEŞİT SEÇİMİ
  Yeni turunçgil bahçeleri, bölgeye en iyi
  uyabilen, dış satıma ve aynı zamanda iç pazar
  isteklerine elverişli, standart biçimde
  kurulmalıdır. Kolay pazar bulmanın temel koşulu
  da budur.
  Portakallar arasında WASHiNGTON NAVEL portakalı
  erkenci çeşitlerin en iyisidir. Kalitesi,
  özellikle Antalya ve Muğla (Fethiye, Köyceğiz,
  Marmaris) yörelerinde daha iyidir. Bunun bir
  kardeşi olan THOMSON daha düzgün ve pürüzsüz
  kabuklu, fakat daha az sulu ve daha açık
  renklidir. YAFA portakalı ise iklim ve toprak
  istekleri ba-
  bakımından seçicidir.özellikler Mersin yöresinde
  iyi yetişir. elverişsiz koşullarda meyveler çok
  iri ve susuz, meyve kabuğu çok pürüzlü kalın ve
  kaba olur . Ağaçların verimi azalır VALANCIA geç
  olgunlaşan bir çeşittir (özellikle Mart ayın:
da)
  limon çeşitleri arasında en erken olgunlaşan ve
  daha çokta,
  dış satımda değerlendirilen .INTERDONATA’dır.
  LAMAS limonu Intcrcionata’dan sonra olgunlaşır
  ve Yatak limonu bittiği dönemde tüketilir.
  İTALYAN çeşidi La-mas gibi, kısa süreli
  muhafazaya elverişlidir. KÜTDÎKEN çeşidi uzun
  süre muhafaza edilir ve yurt içi limon
  gereksinimini karşılar.
  Mandarin çeşitlerinden SATSUMA, ihraç edilmesi
  ve soğuğa dayanıklı olması nedenleriyle daha
  yüksek kaliteli olur. Özellikle batı Akdeniz ve
  Ege kıyılan için uygun çeşittir. Bu arada
  CLEMANTÎ.NE de kaliteli, erkenci ve dış satıma
  elverişli bir çeşittir.
  Altıntoplar, sıcağa en fazla gereksinim gösteren
  turunçgil türüdür. Bu nedenle erken toplamaktan
  sakınmalıdır. Sıcak yörelere dikilirse kalite
  daha yüksek olur. MARSH, SEEDLESS ve THOMSON en
  iyi çeşitlerdir.
  TURUNÇGİL BAHÇESİNİN KURULMASI
  a) Bahçe Yerinin Seçimi
  \Turunçgil yetiştiriciliğinde başarının ilk
  koşulu, bahçenin en az don olan yörede
  seçilmesidir. Yüksek verim ve kaliteli ürün bu
  yerlerden sağlanabilir.
  Sürekli ve yeterli bir suyun varlığı ise
  turunçgil bahçeleri için çok değerli bir
  olanaktır. Orta derinlikte, hafif yapılı, kumlu,
  killi, iyi havalanır, geçirgen ve verimli
  topraklarda turunçgil meyveleri bol ve yüksek
  kaliteli olur. Kurutucu sıcak veya dondurucu
  soğuk rüzgarlara açık ve şiddetli fırtınalara
  dönük yerlerde turunçgil meyveleri çok zarar
  görür.
  b) Bahçe Yerinin Hazırlanması
  Düz alanlar, pullukla derince sürülür. Meyilli
  veya dalgalı bahçeler düzlenir veya teraslanır.
  Sulama tava veya karık yöntemi ile yapılacaksa,
  toprağın tesviyesi daha çok önem kazanır. Üst
  toprağın taşınması gerekebilir. Engebeli
  bahçelerde yağmurlama usulü sulama daha
  elverişlidir. Suyun göllenmemesi sağlanmalıdır.
  Dikim aralık ve mesafeleri, türe, çeşide,
  toprağın tipine, anaca ve yörenin iklim
  özelliğine bağlı olarak değişir. Genel olarak,
  portakal ve altıntoplarda 6-8 metre, limonlarda
  7 - 8 metre ve mandarinlerde 4 - 6 metre aralık
  ve mesafeye ihtiyaç vardır.
  c) Fidan Dikimi
  En iyi turunçgil fidanı, kökü 4-5 yaşında, iyi
  gelişmiş sağlam ve sağlıklı olandır. Fidanların
  daima en iyisi satın alınmalıdır.
  Fidanların en uygun dikim zamanı, genellikle
  Mart sonundan, Mayıs sonuna kadarki ilkbahar
  dönemidir. Erken dikilen fidanlar erken gelişir
  ve soğuklara daha dayanıklı olurlar. Fazla don
  tutmayan bölgelerde sonbahar fidan dikimleri de
  başarılıdır. Aslında turunçgil fidanları, hemen
  her mevsim dikilebilir.
  Dikimde fidan köklerinin kuvvetli güneş
  ışınlarına veya rüzgarlara bırakılmamasına büyük
  özen göstermek gerekir. Çünkü kökler çok
  hassastır, hemen kurur ve ölürler. Nemli
  tutulmaları zorunludur. Bu nedenle fidanlar
  topraklı sökülür. Çuvala sanlı olarak veya
  teneke ve plastikler içinde yetiştirilip
  satılır. Topraksız fidanlar nemli sandık veya
  balyalar halinde taşınmalı, hemen
  dikilmeyecek-lerse gölge bir yerde
  hendeklenmeli, üzerleri toprakla kapatılıp
  sulanmalıdır. Kurumanın önlenmesi için,
  yaprakların hemen hemen tamamı sökümle birlikte
  kopanlmalı ve fidanlar kesinlikle su içinde
  bırakılmamalıdır.
  Daha önce, çeşitli şekillerde açılmış çukurlara,
  dikim tahtaları kullanılarak dikilen fidanlar
  hemen sulanmalıdır. Fidanların çok derine
  dikilmemelerine büyük özen gösterilmelidir.
  Biraz yüksek dikmek, derin dikmekten daha
  iyidir. Aşı yeri tamamen toprağın üstünde
  kalmalıdır.
  Yeni dikilmiş fidanların sulanmasına özen
  gösterilmelidir. Fidanın etrafına yaklaşık
  120-130 santimetre çapında açılacak yalak,
  gerektiği zaman bol su ile doldurulmalı ve
  toprağın nem durumu titizlikle izlenmelidir.
  İlk yıllarda güçlü bir dal sisteminin oluşmasına
  yardımcı olunmalı, budama ile fazla kesimlerden
  kaçınmalı, iyi bir gelişmenin sağlanması ve dal
  kırılmalarının önlenmesi isteniyorsa, bir ilâ
  iki yaşındaki ağaçların meyveleri irileşmeden
  koparılmalıdır.
  TURUÇGİLLERİN BAKIMI
  a) Turunçgillerin Su İstekleri
  Turunçgil ağaçlan, yüksek kaliteli bol ürün
  verebilmek v büyüyüp gelişebilmek için, toprağın
  her zaman nemli olmasını isterler. Özellikle
  çiçeklenme ve meyve bağlama dönemlerinde
  turunçgil ağaçlan suya çok duyarlıdırlar. Su
  noksanlığı halinde önce çiçek ve meyvelerin,
  sonra yaprakların, daha sonra da dalların zarar
  göreceği unutulmamalıdır. Fazla nem de
  meyvelerin iri ve sulu olmalarına, kabuğun ince
  kalmasına ve tadının azlığına neden olur.
  Bahçeye su verme zamanının gelip gelmediğine,
  ağaçların susuzluk nedeniyle gösterdiği
  solgunluk belirtilerine bakarak karar verilir.
  Ancak solgunluk belirtisi hissedilir edilmez
  suyun hemen verilmesi gerekir. Çünkü biraz
  gecikilirse meyvenin büyümesi yavaşlar ve verim
  azalır. Bazı tecrübeli yetiştiriciler ağaç
  diplerinin, 10 -15 santimetre derinliğinden
  aldıkları toprağa bakarak sulama zamanını
  oldukça doğru biçimde belirleyebilirler. Son
  yıllarda, biri köklerin en fazla dağıldığı
  derinliğe, diğeri de sadece bazı köklerin
  inebildiği daha derin yerlere yerleştirilmiş iki
  tansiyometre ile, bahçenin sulanma zamanı tam
  olarak belirlenebilmektedir.
  Uygulanacak sulama yönteminin seçimine suyun
  miktarı, bahçenin düz, eğimli veya engebeli
  oluşu ile, toprağın yapısı büyük ölçüde etki
  eder. Bahçe, dikimden evvel suyun düzenli bir
  biçimde dağılmasına uygun şekilde düzeltilmiş ve
  tavalara ayrılmışsa, su bu tavalar içine
  verilebilir. Veya her iki ağaç sırası arasına,
  çoğu zaman geniş tabanlı üç karık açılıp su bu
  karıklara salınır. Karığa verilecek su, tüm
  bahçe toprağını kök derinliklerine kadar
  ıslatacak* miktarda olmalıdır.
  b) Turunçgillerin Budanması
  Turunçgiller genellikle, fazla budamaya
  gereksinim göstermez. Dallar sıklaşıp
  birbirlerini gölgelemeye başlayıncaya kadar kuru
  dalların ayıklanması ile hastalıklı ve obur
  dalların kesilmesi yeterlidir, ilke olarak,
  şekil budaması uygulayarak ağaçların normal
  şekil ve büyüklüğünü almalarına yardımcı olunur.
  Çünkü fazla budamalar ağacın hem verimini ve hem
  de gelişmesini olumsuz şekilde etkilemektedir.
  Kök zararları, don, ilaç etkileri ve hastalık
  veya zararlılar nedeniyle sürgün gelişmesinde
  durma, yaprak dökülmeleri ve dal kurumaları
  olmuşsa, kuvvetli bir sürgün gelişmesine kadar
  hiçbir kesim yapılmamalıdır. Yapılan
  araştırmalar göstermiştir ki, iyi gelişen
  sağlıklı bahçelerde yapılan fazla budamalar,
  ürünü azaltmaktadır. Şu halde, yaşlı bahçelerde
  dalların sıklaşmasını ve birbirini gölgelemesini
  önlemek için, her yıl veya iki yılda bir
  yapılacak hafif dal seyreltmeleri çok
  yararlıdır. Ancak limon ağaçlarının her yıl
  budanması gerekir ve bu uygulama limonların iri
  olmasını sağlar.
  En uygun budama zamanı kış sonudur, ilkbahar
  sürgün gelişmesi başlamadan önce budama
  tamamlanmalıdır. Budamanın sonbaharda veya
  şiddetli soğuklar geçmeden kışın yapılması
  sakıncalıdır. c) Turunçgillerin Gübrelenmesi
  Turunçgülerden en fazla verim ve en yüksek
  kalitede ürün elde edilebilmesi için, iyi bir
  gübrelemenin yapılması zorunludur. Toprağa hangi
  gübrelerin ne miktarda verileceği, denemelerle
  ve yaprak analizleriyle anlaşılır. Etkin ve
  ekonomik bir gübreleme.için yaprak analizleri
  yaptırmamız zorunludur. Bu analizi yapan
  kuruluşlar, hangi gübreleri, ne zaman ve ne
  miktarda kullanacağımızı da önermektedirler. Bu
  arada toprak analizleri yaptırmak da yararlıdır.
  Bu amaçla en yakın tarım kuruluşları ile
  işbirliği yapılmalıdır.
  Eğer bahçemizin yaprak analizleri yoksa, ağaç
  başına hangi gübreden ne kadar verileceğini
  aşağıdaki tabloya bakarak kararlaştırabiliriz:
  Azotlu gübre olarak amonyum sülfat kullanılır.
  Belirtilen miktarlara uyarak, birinci gübreleme
  Ocak ayının sonlarında yapılır, ikinci gübreleme
  Mayıs ortasında başlar, Haziran başına kadar
  sürdürülür. Son gübreleme ise Haziran biterken
  başlatılır ve Temmuzun sonunda tamamlanır.
  Fosforlu gübre olarak Trible Süper Fosfat
  kullanılır. Bu gübre Ekim - Kasım ayı içinde
  çiftlik gübresi ile 2 yılda bir verilir.
  Potasyumlu gübre olarak potasyum sülfat
  kullanılır. Bu gübre Ekim - Kasım ayı içinde,
  çiftlik gübresi ile 2 yılda bir kullanılır. .
  Çizelge 1. Akdeniz Bölgesinde Turunçgillerde
  Ağaç Başına Verilecek Gübre Miktan ve Zamanı:
  Fidandikiminden
  sonra geçen yol sayısıAzotlu
  gübreler(gram)Fosforlu gübrePotaslı
  gübre Çiftlik gübresi
  1. gübreleme- 2. gübreleme- 3.gübreleme
  (gram)(gram)(kg)

1. Yıl………….. 250………………
  125………….. 125
  …………………—-………—-…….—-
  2. Yıl………….. 500………………. 250
  ………….
  250………………..——……..—–…..—-
  3. Yıl……………750 ……………….375
  …………..375
  4. Yıl ………….1000
  ……………….500………….. 500
  ………… ………360 ……—…….40 .
  5. Yıl ………….1250……………….
  605…………. 625
  6. Yıl ………….1500……………….
  750………….. 750………………….
  540…. 600 ….60
  7. Yıl…………. 1750……………….
  875…………… 875
  ………………..—-…….—-…….—
  8. Yıl………….. 2000 ………………1000
  ……….. 1000…………………720
  ….800.. …80
  9. Yıl………….. 2250…………….. .1125
  …………1125
  ………………..—-…….—-……—
  10. Yıl…………. 2500…………….. 1250
  ………….1250……………….. 900..
  1000.. 100
  11. Yıl…………. 2750
  ……………..1375…………. 1375
  ………………..—……—…….—
  12. Yıl ………….3000
  ……………..1500………….
  1500………………..1000.. 1200.. 120
  Kaynak: R. Pamir ve Ş. Göral, Turunçgillerde
  Gübreleme, Turunçgiller Araştırma Enstitüsü
  Yayını, Antalya 1981′den değiştirilerek
  alınmıştır.
  Çiftlik gübresi her ağaca yaş başına 10 kg.
  hesabı ile ve iki yılda bir. Ekim ve Kasım ayı
  içinde verilir. Ancak fidan dikimi sırasında
  fosforlu ve potaslı gübrelerle birlikte çiftlik
  gübresinin temel gübre olarak verilmesine özen
  gösterilmeli ve unutulmamalıdır.
  Oniki yaşdan itibaren verilecek gübre miktarı,
  12′inci yıldaki miktarın aynıdır ve bu miktarda
  her yıl aynen devam edilir.
  Ayrıca, bakır, demir, manganez, çinko ve bor da
  ağaçların gelişmesi ile meyve verim ve
  kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu
  konularda da ilgili tarım kuruluşlarından bilgi
  alınabilir.
  Gübreler, meyveye yatmış bahçelerde sıralar
  arasına serpilmelidir.
  Turunçgillerde, meyve iriliği, kabuk kalınlığı,
  kabuğun düzgünlüğü ve rengi .meyvenin su oranı,
  besin maddelerinin yetersizliği veya
  fazlalığından çok etkilenir, Örneğin fazla azot
  meyveyi küçültür. Sofralık olarak pazarlanacak
  kaliteli ürün oranını düşürür. Meyve suyunu
  artırdığı için işlenmeye elverişli meyve oranını
  yükseltir. Meyve miktarı artar, fakat kalite
  düşer. Fazla potas meyvenin iri olmasını sağlar.
  Bu, bazen kaliteyi bozar. Bu nedenle bir kural
  olarak bahçeye verilecek potas miktarı azot
  miktarına eşit hesaplanır. Meyveler çok küçükse,
  azottan fazla potas kullanılabilir. Fazla fosfor
  da meyvenin kalitesiz ve kaba olmasına neden
  olur.
  d) Bahçe Toprağının İşlenmesi
  Genellikle, Şubat sonu ve Mart başlarında yani
  kış yağışlarından sonra, toprak diskle hemen
  işlenir ve bu işlem düzenli biçimde sürdürülür.
  Özellikle büyümenin hızlı olduğu Mayıs sonuna
  kadarki dönemde, yabani otların gelişmesine
  imkân verilmemelidir. Turunçgil ağaçları yüzlek
  köklü olduğundan toprağın işlenmesi sırasında
  köklerin kopmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca
  yüzlek toprakların mümkün olduğu ölçüde az
  işlenmesine özen gösterilmelidir. Yabani otlarla
  da, çeşitli ilaçlar kullanarak mücadele
  etmelidirler.
  TURUNÇGİL HASTALIKLARI VE BUNLARLA SAVAŞ
  Turunçgiller çeşitli hastalıklardan dolayı zarar
  görürler. Bu hastalıklar turunçgillerin kök,
  gövde, dal, yaprak ve meyvelerinde olur. Yeşil
  ve mavi çürüklükler de meyvelere zarar verir.
  Turunçgillere zarar veren başlıca hastalıkları
  şöylece açıklayabiliriz :
  a) Faraziler Olmayan Zararlılar
  Bunların en önemlileri don, susuzluk, demir,
  çinko ve bakır noksanlıklarıdır.
  Turunçgil türleri dona karşı hassastır.
  İçlerinde nispeten en dayanıklı olanı
  mandarindir. Sonra sırası ile turunç, portakal,
  greypfurt, limon gelir. Dona karşı bahçelerin
  korunması gerekir.
  Susuzluk, turunçgil ağaçlarının meyvelerinde
  çatlamalara neden olur ve bu yüzden yapraklan
  iyi gelişemez. Sulamalar zamanında yapılmalıdır.
  Kökte fazla rutubet, kök çürüklüklerini
  kolaylaştırır. Derin dikme sonucunda toprağın
  altındaki gövde kısmı ikinci bir kök sistemi
  teşkil eder ve böyle ağaçların ömürleri çok uzun
  olmaz. Dikimin uygun yapılması gereklidir.
  Demir noksanlığı yapraklarda sandan beyaza kadar
  anormal renk değişikliklerine neden olur. Çinko
  noksanlığı ülkemizde en önemli zararlı
  durumundadır. Çinko noksanlığında yapraklarda
  orta ve yan damarlar boyunca yeşil bir bölge ve
  bunun dışında ise jenk açıklığı görülür. Bakır
  noksanlığına bakirli ilaçların kullanılmadığı
  bazı bahçelerde rastlanır. Bakır noksanlığı
  nedeniyle meyvelerde ve kabuk içinde zamk
  lekeleri oluşur, sürgünlerde boğum aralan şişer,
  kıvrılmalar görülür.
  Çeşitli zararlara yol açan eksik gıda maddeleri
  usulüne göre, ya yaprağa püskürtülmeli, ya da
  kökten verilmelidir. Daha fazla bilgi için bölge
  tarım teşkilatlarına başvurulmalıdır.
  b) Dal ve Gövde Hastalıkları
  Dal ve gövde hastalıktan, ülkemizde en önemli
  turunçgil hastalığıdır. Bunlarında en önemlileri
  Uçkurutan ile Sürgün ve Yaprak Yanıklığıdır.
  Uçkurutan hastalığına yakalanan ağaçlarda
  sürgünler uçlardan itibaren gerîye doğru
  kururlar. Hastalık, dallara Sodyum Hidroksit
  sürülmek suretiyle kolayca anlaşılabilir. Bu
  taktirde hastalıklı dokular kırmızı renge
  dönerler. Mücadele için hastalıklı dallar
  kesilerek imha edilmelidir. Kesilen kısımların
  üzerine bir aşı macunu sürülür. Sürgün ve yaprak
  yanıklığı, bakteriyel bir hastalıktır. Hastalık
  taze sürgün ve yapraklarda yanıklık yapar.
  Sürgünler üzerinde uzunluğuna kahverenkli
  lekeler oluşur. Bu hastalığa karşı da hastalıklı
  dallar kesilip yakılarak mücadele edilir.
  c) Turunçgil Virüs Hastalıktan
  Başlıca Turunçgil Virüs hastalıkları; Göçüren,
  Kavlama, Palamutlaşma, Gözenek, Cüceleşme,
  Taşlama ve Tıkanıklıktır.
  Bu virüs hastalıkları, türlerine göre ağaçlarda
  cücelik, sararma, çalılaşma, gövde ve dallarda
  kabuk kavlamaları, anormal çukurluklar, kabuğun
  iç kısmında diken gibi çıkın tılar ve
  zamklaşmaya neden olurlar. Aşı yerlerinde şişme,
  yapraklarda küçülme, kıvrıl ma, mozayik lekeleri
  meydana getirirler. Ayrıca hastalık, meyvelerde
  döküme, şekil bozukluğuna, küçülmeye, renk
  bozukluğuna, sertleşmeye de neden olur.
  Virüs hastalıklarına karşı mücadele için tamamen
  virüs-süz damızlıklardan aşı kalemi almak,
  çekirdekten iyi cins turunçgil ağacı yetiştirmek
  gerekmektedir. Viıüslü ağaçlar sökülerek
  yerlerine sağlıklı fidanlar dikilmelidir.
  Göçüren hastalığı görüldüğü takdirde, bu gibi
  ağaçların derhal sökülüp yakılması, bu virüsü
  taşıyan zararlılarla kimyasal müca dele
  yapılması, uygun ve sağlıklı ağaç kullanılması
  ve dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi gerekir.
  TURUNÇGİL ZARARLILARI VE BUNLARLA SAVAŞ
  Turunçgillerin ülkemizdeki başlıca zararlıları
  ve bunlarla mücadele yöntemleri şöylece
  özetlenebilir.
  a) Limon Sıçanı
  Limon sıçanları ülkemizin turunçgil yetiştirilen
  bölgelerinde ve özellikle Ege bölgesinde bütün
  turunçgil tür ve çeşitlerinde önemli ekonomik
  zararlara neden olurlar. Limon sıçan larının
  kuyruğu vücudundan daha uzundur. Vücut uzunluğu
  15-20 santimetre, kuyruk uzunluğu ise 19-22
  santimetre kadardır. Sert tüylerinin rengi kızıl
  kahverengi, karnı ise kirli beyaz veya limon
  rengindedir. Vücut ağırlıkları ortalama 150
  gramdır. Genellikle geceleri beslenirler.
  Limon sıçanları meyve ağaçlarının gövde ve
  dallarını kemirir, kabuklarını soyarlar ve bu
  dalların kurumalarına neden olurlar. Daha sonra
  meyve döneminde ağaçlardaki limon, portakal,
  mandarin ve turunçların kabuklarım kemirir ve
  etli kısımlarını tamamen yerler. Ayrıca
  depolarda bulunan narenciye ürünlerine de aynı
  şekilde zarar verirler.
  Limon sıçanlarına karşı çeşitli tipte kapanlar
  kullanılarak mücadele yapılabilir. Ancak en
  etkili yöntem zehirli yemlerle yapılan
  mücadeledir. Bu amaçla 100 kg buğday 2.5 litre
  su ile nemlendirilir, üzerine 2.5 kg eritilmiş
  vazelin yağı döküldükten sonra 2.5 kg çinko
  fosfür ilave edilerek iyice karıştırılır.
  Böylece hazırlanan zehirli yem, güvenli bir
  yerde, beton veya kağıt zemin üzerinde
  kurutulur. Zararlıların bulunduğu yerlere küçük
  kümeler halinde bırakılır.
  b) Örümcekler (Akarlar)
  Bunların en önemlisi Kırmızı Örümcek olup, Ege
  ve Akdeniz Bölgelerinde bulunmaktadır. Çok
  küçük, oval, kırmızı renkte bir zararlıdır.
  Vücudu üzerinde ufak kabarcıklar bulunur,
  bunlardan uzun kıllar çıkar.
  Kırmızı örümceğin limonu tercih ettiği
  söylenirse de, tüm turunçgillerde zararlıdır.
  Yapraklarla, meyve ve genç sürgünlerde
  beslenirler. Beslendikleri yerlerde şekil ve
  renk bozukluklarına neden olurlar. Çok miktarda
  örümceğin bulunduğu yapraklar gümüşi renkten
  kahverengine kadar değişen çeşitli renkler
  alırlar. Meyveler grimsi san renge dünüşürler.
  Yaprak ve erken meyve dökümüne neden olurlar.
  Ağaçta kalan meyveler de cılız kalırlar. Sürgün
  faaliyeti zayıflar.
  Örümceklerle mücadelede ilaç kullanılırken çok
  dikkatli olmak gerekir. Bugün ülkemizde
  biyolojik savaş en etkili biçimde turunçgil
  zararlılarına karşı uygulanmakta, parazitlerden
  ve yararlı böceklerden en üst düzeyde, yine
  turunçgil bahçelerinde faydalanılmaktadır. Bu
  nedenlerle rasgele yapılacak ilaçlamalar, mevcut
  “Yararlı - Zararlı” böcek dengesini
  bozacağından, ileride ortaya daha büyük sorunlar
  çıkabilir. Bu nedenle ilaç kullanımından önce
  uzmanlara danışılması yararlı olur.
  c) Kabuklu Bitler ve Koşniller
  Bu böcekler turunçgillere önemli zararlar
  verirler. En önemli türleri şunlardır:
  Turunçgil Kırmızı Kabuklu Biti
  Turunçgil yetiştirilen bölgelerimizde çok yaygın
  ve önemli bir zararlıdır. Kırmızı bir kabuk
  altında yaşar ve kolayca tanınabilir. Çoğunlukla
  yapraklar ve meyveler üzerinde bulunurlar.
  Yaprakların ve meyvelerin, sararmasına,
  kurumasına ve dökümüne neden olurlar. Savaş
  yapılmazsa ince dallar ve sürgünlerde de
  kurumalar görülür. Genel olarak ağaç zayıflar ve
  ürün azalır. Ayrıca ürünlerin pazar değerleri de
  geniş ölçüde düşer.
  Turunç Virgül Kabuklu Biti
  Dişinin kabuğu, midye kabuğu şeklinde uzunca,
  oval 2 - 3 milimetre kadardır. Virgül şeklinde
  görülen kabuğa ağacın hemen her yerinde
  rastlanır. Rengi koyu kahverengidir.
  Yumuşak Vücutlu Koşnil
  San veya açık kahverenkli, oval ve yassı bir
  böcektir. Boyu 3 - 4 milimetredir. Gruplar
  halinde yapraklarda ve dallarda bulunur.
  Beslendiği yerlerde renk değişmelerine neden
  olurlar. Ballı madde çıkarırlar, yaprak ve
  meyveleri kirletirler.
  Yıldız Koşnili
  Kirli beyaz veya kırmızımtrak kahverenginde, 3 -
  4 milimetre uzunluğunda ve 2-3 milimetre
  genişliğindedir. Vücudundaki çıkıntılar nedeni
  ile Yıldız Koşnili adı verilmiştir. Üzeri mum
  salgısı ile örtülüdür.
  Bitki dal ve yapraklarını emerek zayıf
  düşürürler. Ayrıca ballı madde salgılayarak,
  yaprak ve meyveleri kirletirler.
  İncir Mumlu Koşnili
  incirlerin önemli bir zararlısı plan bu koşnil
  turunçgillerde de zararlıdır.
  Küre şeklinde 4 - 5 milimetre uzunlukta, 3 - 4
  milimetre eninde ve 2 - 3 milimetre yükseklikte
  kirli beyaz, grimsi pembe renklidir. Böcek
  ezilince kırmızı renkli bir sıvı çıkar, bu
  nedenle kanlı balsıra adı da verilir.
  Bitkinin zayıflamasına ve ballı madde de
  salgılayarak yaprak ve meyvelerin kirlenmesine
  neden olur.
  Turunçgil Unlu Biti
  Oval, 3 - 5 milimetre uzunlukta turuncu, san
  veya açık kahverengi, üzeri un gibi beyaz salgı
  maddeleri kaplı bir böcektir.
  Turunçgil Unlu’ biti, meyve yaprak ve dallarda
  beyaz kümeler halinde beslenir. Böceğin yoğun
  olduğu bahçelerde meyve dökümleri görülür.
  Meyveler cılız kalırlar. Yaprak ve meyvelerde
  lekeler görülür. Ayrıca ballı madde salgılarlar.
  Bu ballı maddeler üzerinde bazı mantarların
  gelişmesi sonucu gerek yapraklar ve gerekse
  meyvelerde is şeklinde kararmalar görülür.
  Ülkemizde turunçgillerde zararlı olan kabuklu
  bit ve koşnillerin pek çoğuna karşı biyolojik
  mücadele başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
  Bu zararlılara karşı ilaçlı mücadelede dikkatli
  olmak, çok zorunlu olmadıkça ilaç kullanmamak ve
  böylece bahçelerdeki yararlı böcekleri korumak
  gerekmektedir.
  Kabuklu bit ve koşnillerin pek çoğuna karşı
  bugün başarılı bir şekilde petrol yağlan (Beyaz
  yağlar) ile mücadele yapılmaktadır. Bu yağlar
  faydalı böceklere de fazla zarar
  vermediklerinden, her zaman tercih edilmelidir.
  98 litre suya 2 litre Beyaz yağ kanştınlarak
  ilaç hazırlanır. Hazırlanan ilaç iyice
  kanştınldıktan sonra, bekletilmeden
  kullanılmalıdır. İlaçlama mutlaka günün serin
  saatlerinde yapılmalı, sıcaklık gölgede 32
  dereceyi geçince ilaçlamaya son verilmelidir.
  Aksi takdirde ağaçlarda ilaç yanıkları görülür.
  Bahçede kükürtlü ilaç kullanılmışsa beyaz
  yağların kullanılabilmesi için en az 30 gün
  geçmesi gereklidir, ilaçlamadan önce özellikle
  yaz aylarında ağaçların sulanması icap
  etmektedir. Bu yapılmazsa ağaçlarda ilaç
  yanıkları görülebilir.
  ilaçlamaya ağacın iç kısmından başlanmalı, tüm
  dal ve yaprakların iyice ıslanmasına dikkat
  edilmelidir. Ağacın her tarafının ilaçla
  ıslanmasına özellikle özen gösterilmelidir.
  Hacın etkisi açısından, ilaçlama zamanının
  tayini önem taşımaktadır. Böceklerin yeni döl
  meydana getirdiği zaman ilacın etkisi yüksek
  olmaktadır.
  21 d) Akdeniz Meyve Sineği
  Turunçgillerin önemli bir zararlısıdır. Tüm
  Akdeniz ülkelerinde bulunmaktadır.
  Turunçgillerden başka elma, armut, ayva,
  şeftali, kaysı ve Trabzon hurmasında da zarar
  yapmaktadır. Meyvelerin çürümesine ye
  sararmasına neden olurlar.
  Akdeniz meyve sineği 5 milimetre uzunluğunda
  küçük bir sinektir (Şekil: 3). Bu sineğin
  kurtlan (larvaları) 6-8 milimetre uzunluğunda,
  bacaksız ve beyaz renklidir.
  Yumurtadan çıkan kurtlar meyve etinde
  beslenirler. Olgunlaşan kurtlar meyveyi
  terkederek toprağa geçerler. Bu zararlıların
  erginlerine karşı, mücadele, henüz yumurtlamadan
  önce yapılmalıdır.
  Son yıllarda bu zararlılara karşı, özellikle
  büyük ve kapama bahçelerinde, cezbedici (çekici)
  maddeler kullanılarak sıra veya dal ilaçlaması
  yöntemi uygulanmaktadır. Böylece hem daha az
  ilaç kullanılmakta ve hem de ilaçların yararlı
  böcekler üzerine etkileri azaltılmaktadır.
  22
  ilaçlamaya meyveler sararmaya yüz tuttuğu zaman
  başlanır ve hasada 20 gün kalıncaya kadar devam
  edilir. Normal bir ağaca 150 gr ilaç kullanılır.
  c) Siyah Turunçgil Yaprak Biti
  Turunçgiller üzerinde görülen değişik türden
  yaprak bitkilerinin en önemlisidir. Siyah ve
  kızıl - kahverenginde ve 2 milimetre boyundadır.
  Çoğalma gücü çok yüksektir. İlkbahar ve
  Sonbaharda daha çok görülür. Ege ve Akdeniz
  Bölgelerinde yaygın olarak bulunur.
  Yaprak biti, yaprakları emer, onların
  sararmalarına, kurumalarına ve kıvrılmalarına
  neden olur. Ayrıca çıkardığı ballı maddeler
  üzerinde bazı mantarların gelişmesi ile de,
  yaprak larda kirlenme ve kararmalar görülür.
  Fakat en korkulan zararı, bazı virüs
  hastalıklarını taşıması ve bu-laştırmasıdır.
  Siyah Turunçgil yaprak biti 30 derece sıcaklığın
  üzerinde gelişemediği için, yaz ayla rında
  Akdeniz Bölgesinde zararlı değildir. Ancak
  ilkbaharda zarar yapabilir. Akdeniz bölgemizde
  bu zararlının doğal düşmanı olan pek çok yararlı
  böcek bulunmaktadır. Özellikle bazı gelin
  böcekleri çok etkilidir. Bu nedenle zorunlu
  kalınmadıkça kesinlikle ilaçlama yapılmamalı ve
  bu zararlı, doğal düşmanları ile baskı altında
  tutulmaya çalışılma lıdır. ilaçlamaya çok
  zorunlu
  durumlarda başvurulabilir, Sadece zararlının
  bulunduğu ağaç ve dalların ilaçlanması bir
  dereceye kadar faydalı böcekleri
  koruyabilir.Ayrıca faydalı böceklere daha az
  zararlı ilaçlının seçilmesine de özen
  gösterilmelidir.
  TURUNÇGİL MEYVELERİN HASADI
  Turunçgil meyveleri henüz yeşil renkli iken de
  toplanabilmektedir. Bu nedenle uluslara rası
  olgunluk standartlarında, özellikle meyve suyu
  oranları dikkate alınmıştır, örneğin limon,
  mandarin ve altıntoplarda, hatta bazı
  portakallarda belli ölçülerde yeşil renkli mey
  velerin pazarlan-ması uygun görülmüş ancak su
  kapsamları da belirlenmiştir.
  Birleşik Milletler, Avrupa Ekonomik Komisyonu
  (UN-ECE) tarafından belirlenen en az su oranları
  şöyledir :
  Limonlarda % 25, Satsuma Mandarinde % 33,
  Clemantine Mandarininde % 40, diğer
  mandarinlerde % 33, Thomson göbekli
  portakallarda % 30, Washington göbekli porka
  llarda % 33,diğer portakallarda % 35,
  Altıntoplarda % 35.
  “-
  Turunçgil meyveleri en az bu belirtilen
  oranlarda su bulundurdukları zaman ağaçlardan
  koparılabilir.
  Hasat (Derim), sofralık olarak pazarlanacak
  yüksek kaliteli çeşitlerde meyve saplan makasla
  kesilerek yapılmalıdır. Makas kullanılmayacaksa,
  meyve avuç içine alınıp hafif döndürüldükten
  sonra yukarı doğru itilerek koparıl-malı,
  çekerek alınmamalıdır. Turunçgil meyvelerin
  kabuklan, hasat zamanında ve özellikle erkenci
  çeşitlerde olağanüstü körpe, gevrek ve
  gergindir. En küçük basınca karşı duyarlıdırlar.
  Zedelenir, berelenirler. Daha sonra da
  buralardan çürümeye başlarlar. Bu nedenle
  toplayıcılar bir yumurta eller ve taşır gibi
  meyveleri çok dikkatli tutmalıdırlar. Aynı
  zamanda meyveler yüksekten dökülmemeli ve
  çarpmamalıdır. Toplama kapları ve taşıma
  kasaları keskin kenarlı ve çatlak olmamalıdır.
  Makasla kesilen meyvelerde de dışarı taşan sap
  parçası taşıma ve işleme sırasında birçok
  meyveyi zedeleyebilir.
  Kasalar özenle taşınmalı ve içindeki meyveler
  bir gece veya 24 saat bekletilip biraz
  soldurulmalı, kabuk yüzeyindeki gerginlik
  kaybolduktan sonra boylama ve diğer işlem lere
  geçilmelidir. Turunçgil meyvelerimizin yabancı
  ülkelere çürük ulaşmalarının başlıca nedeni,
  hasada gereken önemi vermememizdir.