Tarım

Lale Yetiştiriciliği

date 26 Oca 2010 | category Tarım

Albenili çiçekleriyle laleler yüzyıllardır en sevilen süs bitkileri arasında yer almıştır. Zambakgiller (Liliaceae) familyasının Tulipa cinsini oluşturan bu bitkilerin, doğada kendiliğinden yetişen 100 kadar türü vardır. Anayurdu Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika olan bu türler, uzun melezleme çalışmalarıyla geliştirilmiş alımlı süs lalelerinin atalarıdır.
Bugün lale yetiştiriciliğinde dünyanın en önde gelen ülkesi Hollanda’da lale yetiştirme merakı ilk kez 17. yüzyılda başladı. 1630′larda aşırı lale tutkusu yüzünden yeni geliştirilen tek bir lale soğanına son derece yüksek fiyatlar ödendi. Yaklaşık beş yıl süren bu çılgınlık lale ticareti yapan bazı kişilere çok büyük servetler kazandırırken, bazılarının da varını yoğunu kaybetmesine neden oldu. Ülke ekonomisinin altüst olmasına yol açan bu salgın sonucu gene de Hollanda’da lale yetiştiriciliği sona ermedi. Buna benzer bir lale salgını Osmanlı İmparatorluğu’nda da yaşandı. 171830 yılları arasında, İstanbul’da saray çevresinde ve varlıklı kesimlerde yaygınlaşan lale yetiştirme merakı yüzünden, aynı zamanda yenilikçi hareketlerin de yaşandığı o dönem Osmanlı tarihine “Lale Devri” olarak geçti {bak. Lale Devri). Lale, ayrıca Türk süsleme ve el sanatına da girmiş; çini, minyatür, halı ve kumaşlarda motif olarak kullanılmıştır.
Laleler toprağın altında geliştirdikleri soğanlardan çoğaltılır. Her bir lale soğanı yukarı doğru uzanan bir sapın (gövdenin) ucunda çanak biçimli tek bir çiçek açar. Sapın toprağa yakın kesiminden ince uzun, bazen de enli ve kalınca iki yaprak çıkar. Çiçekler, öbür bitkilerin çiçeklerinin tersine tümüyle birbirinin aynı olan yani renkleri ve biçimleri birbirinden farklılaşmamış üç çanakyaprak ile üç taçyapraktan oluşur. Yuvarlak, sivri uçlu ya da fırfırlı kenarlı olabilen bu çiçek örtüyapraklarının renkleri beyazdan pembeye, turuncudan kırmızıya, açık sarıdan altın sarısına kadar değişir. Hatta “siyah lale” denen koyu mor çeşitleri bile vardır. Bazıları iki renkli alacalıdır, bazılarında ise taçyaprak ve çanakyaprakların tabanı siyah lekelidir.
Laleler yalnızca park ve bahçe süsleri olarak değil kesme çiçek ticaretinde de önemli bitkilerdir. Bu amaçla, uzun yıllardır sürdürülen yoğun melezleme çalışmaları sonucu büyüklü küçüklü ve renk renk yüzlerce lale çeşidi geliştirilmiş ve her birine çiçek biçimi,
sap uzunluğu ve çiçeklenme zamanı gibi özelliklerine dayanarak çeşitli adlar verilmiştir. Örneğin, zambak çiçekli lalenin adı aynı zambak gibi geriye kıvrık, sivri uçlu çiçek örtüyapraklarından gelir. Papağan lalesi denen çeşit ise kenarları püskül gibi kırtıklı çiçekleriyle tanınır. Kesme çiçek olarak yetiştirilen lale çeşitleri genellikle daha uzun boyludur. Çoğu 30 santimetreyi aşan uzunluktaki bu çeşitler arasında bazısı 5060 santimetreye ulaşır. Kaya bahçeleri için ise bazı cüce çeşitler geliştirilmiştir.
Anadolu’da doğal olarak yetişen 14 kadar lale türü vardır. Hollanda lalelerinin çoğunun Anadolu’dan götürülen türlerden geliştirildiği sanılmaktadır. Hatta lalelerin Latince bilimsel cins adı {Tulipa) da eskiden “sarık” anlamında kullanılan Türkçe “tülbent” sözcüğünden gelmektedir. Bu ad, çiçeklerin kapalı haldeyken sarığı andıran görünümü nedeniyle verilmiştir.
Laleler en iyi organik maddelerce zengin, ince kumlu topraklarda yetişir. Lale soğanları yaklaşık üçte ikisi toprağın altında kalacak biçimde, uçları yukarı doğru toprağa yerleştirilir. Önceleri pek sulama gerektirmez ama, yapraklanıp çiçeklenmeye yüz tuttuğunda düzenli olarak sulanmalıdır.

Organik Tarım Nedir

date 05 Tem 2009 | category Tarım

organik tarım nedirOrganik tarım nedir? Organik Tarım; Tarımsal üretimde kimyasal ilaçlar kullanmadan, elde edilen üründen tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.

 

 

Yazının AZ OLDUĞUNU SÖYLEDİKLERİ için Ek bilgi bulup ekliyorum, BUYRUN;

 

organik tarım

 

Organik Tarım; Kimyasal ilaç kulanılmadan yapılan ve tamamen doğal olarak ürünlerin yetiştirilmesini sağlayan bir tarım şeklidir.

Organik Tarım; üretimde kimyasal girdiii kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.

Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır. 

Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu’nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur.

Ancak “Yeşil Devrim” olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.’den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD’de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.

Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa’da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa’daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.

Avrupa Topluluğu’ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve “Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik” 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır.

“Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler” listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir “Teknik Dosya” hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır.

Organik Tarım

date 05 Tem 2009 | category Tarım
organik tarım

organik tarım

Organik Tarım; Kimyasal ilaç kulanılmadan yapılan ve tamamen doğal olarak ürünlerin yetiştirilmesini sağlayan bir tarım şeklidir.

Organik Tarım; üretimde kimyasal girdiii kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.

Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır. (Devamını Görmek için Tıklayın…)

Tarım Sigortası

date 22 Haz 2009 | category Tarım

Çoğu Siteyi gezdim ama tarım sigortaları il ilgili prim tablosunu göremedim. Sizler için araştırdım ve yazıyorum:

Bağkur 2926 Nolu Kanuna Dahil Tarım Sigortalıların Prim Tablosu
(01.01.2008 – 30.06.2008)

Bağkur hizmet ve faliyetlerinin yürütülmesini sağlayan en önemli kaynaklardan bir tanesi prim ve prime ilişkin kazançlardır. Bu nedenle Bağ-Kur’un hizmetlerini istenen seviyede yerine getirebilmesi için primleri düzenli olarak toplaması lazımdır. 2926 nolu yasaya göre primler dört ayrı dönem şeklinde ödenir. Bu dönemler, Mart ayı, Haziran ayı, Eylül ayı, ve Aralık ayıdır. (Devamını Görmek için Tıklayın…)