Tarla Bitkileri | Seite 4

Gül Resimleri

Çiçek Resimleri & Çiçek Çeşitleri & Çiçek isimleri & Şifalı Bitkiler & Bitkileri Tanıyalım

gül


Tritikale

KIRAÇ ARAZİLERE UYGUN ALTERNATİF BİR TAHIL

“TRİTİKALE YETİŞTİRİCİLİĞİ”

Dr. Sami SÜZER

1.      Tritikalenin Önemi :

Tritikale bitkisi, buğday x çavdar melezinden ABD, Polonya, Kanada ve Meksika gibi bir çok ülkede uzun süre devam eden ıslah çalışmaları sonucu marjinal, fakir tarım alanlarından dekardan alınan verimi artırmak suretiyle, hızla artan Dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirilmiştir. Tritikale elde edilmesinde yapılan melezlemede ana bitki olarak buğday ve baba bitki olarak çavdar kullanılmaktadır. Bu melezleme sonucu elde dilen döller, kromozom sayılarına göre tetrapoloid, hekzoploid veya oktoploid yapıda olabilir. Bugün başarılı olan tritikale tipleri, makarnalık buğday ile çavdar melezinden elde edilen hekzoploid (2n=42) genotipe sahip olan sekonder amfidiploidlerdir. Tritikalenin kıraç, marjinal alanlara adaptasyonu ve verim potansiyeli A ve B genomuna sahip makarnalık buğday ebeveyninden, soğuk, asitli, tuzlu topraklarda yetişebilme özelliği R genomuna sahip çavdardan gelmektedir. Buğday ile arpanın verimli ve kaliteli yetişmediği tarla koşullarında tritikale yüksek verim potansiyeline sahiptir. Tritikale buğday ile arpaya göre biotik ve abiotik stress koşullarına daha fazla dayanıklıdır (Süzer, 2003).

Tritikale tane ürünü olarak çoğunlukla hayvan beslenmesinde, bazen de hasıl olarak kaba yem üretimi ve otlatma için de yetiştirilmektedir. Özellikle tanesi kanatlıların beslenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır(Belaid, 1994). Tanesinin yemlik kalitesi mısır, buğday ve arpa ile eşit kalitededir (Azman, 1997; Preiffer, 1992). Dünyadaki toplam 2.9 milyon ha tritikale ekim alanın % 80’ni kışlık, %20’si yazlık olarak yapılmaktadır (Bağcı ve Ekiz, 1993).

Tritikale son yıllarda kaliteli buğday unuyla karıştırılarak pasta, bisküvi, ekmek, kek ve makarna yapımında da kullanılabilmektedir(Elgün vd., 1996; Bağcı, 2001).

2. Tritikale Çeşitleri:

Tritikalenin buğdayda olduğu gibi kışlık, fakültatif ve yazlık tipleri bulunmaktadır. Türkiye’de Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca üretim izinli olan tritikale çeşitleri ve tohumluğunun temin edilebileceği Enstitü isimleri aşağıda verilmiştir. Tritikale tohumlarında azda olsa yabancı tozlaşma olduğundan iki-üç yılda bir üreticiler tarafından tohumlukları yenilenmelidir. Başlıca tritikale tohumlukları şunlardır:

·         Tatlıcak-97, Konya, Bahri Dağdaş Milletlerarası Kışlık Hububat Araştırma Merkezince geliştirilip, üretim izni alınmıştır, kışlık ve fakültatiftir.

·         Melez-2001, Konya, Bahri Dağdaş Milletlerarası Kışlık Hububat Araştırma Merkezince geliştirilip, üretim izni alınmıştır, kışlık ve fakültatiftir.

·         Karma-2000, Eskişehir, Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsünce geliştirilip, üretim izni alınmıştır, kışlık ve fakültatifitir.

·         Presto, Eskişehir, Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsünce geliştirilip, üretim izni alınmıştır, kışlık ve fakültatiftir.

·         Tacettinbey,  Adana, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesince geliştirilip, üretim izni alınmıştır, yazlıktır, Akdeniz ve Ege sahil kuşağı için uygundur.

3.      Tritikalenin Bitkisel Özellikleri:

·         Tritikale, makarnalık baba ebeveynden gelen özellikler ile yetersiz yağış alan kurak tarım alanlarına iyi uyum gösterir ve diğer tahıllara göre birim alandan daha yüksek tane verimi vermektedir.

·         Tritikale, baba ebeveyn çavdar bitkisinden kötü yetişme koşullarına mukavemet özelliklerini aldığı için;

¨       Tuzlu tarım alanlarında,

¨       Bor fazlalılığı yani toksitesi olan arazilerde,

¨       Molibden, çinko gibi mikro besin maddesi noksanlığı görülen tarlalarda,

¨       Bazı hastalıkların görüldüğü problemli tarım alanlarında buğday ve arpadan daha iyi sonuç vermektedir.

·         Bu gibi problemli alanlarda buğday ve arpa ancak 200-250 kg/da tane verimi verirken, tritikaleden 400 ile 500 kg/da arasında tane verimi alınmaktadır.

·         Tritikale bitkisinin boyu yetişme koşullarına da bağlı olarak 110-120 cm, başak renkleri fizyolojik olumda çeşide göre açık sarıdan, kahverengiye kadar değişir.

·         Üretimi Ülkemizde her geçen yıl artmaktadır.

·         Hayvan yemi olarak  dane, kaba yem üretiminde büyük potansiyele sahiptir.

·         Otlatma amacıyla triticale ekilebilir.

·         Dane amber renkli, uzun orta büyüklükte ve unsu yapıdadır.

·         Hazmolur protein ve lisin miktarı buğday ve arpadan daha yüksektir.

·         Danede protein oranı %12-14,

·         Hektolitre ağırlığı 70-75 kg/Hl,

·         Bin dane ağırlığı 34-39 gr,

·         Erken hasat olumuna gelir,

·         Dane dökmez,

·         Harman olma kabiliyeti iyidir,

·         Demir, çinko, molibden gibi mikro besin maddeleri noksanlığına karşı arpa ve buğdaydan daha toleranslıdır.

·         Kışa ve kurak koşullara toleransı iyidir.

·         Yaprak hastalıklarına tarla koşullarında toleranslıdır.

4.      Tritikalenin Yetiştirilmesi:

Tritikale her tür toprak koşulunda yetişmesine rağmen, özellikle kıraç koşullarda buğdaya ve arpaya göre daha verimli olmaktadır. Tritikale tarımında toprak hazırlığı buğday bitkisinde olduğu gibidir. Azaltılmış toprak işlemesi ve sürdürülebilir tarım ilkeleri doğrultusunda pamuk, mısır, ayçiçeği, gibi yazlık ürünlerin hasadından sonra bitki artıkları tarlada goble disk ile iyice parçalanıp toprağa karıştırılarak 10-12 cm derinlikte yüzeysel işlenmiş bir tohum yatağı hazırlanır. Gerekirse tarla yüzeyi tırmık yardımıyla düzgün hale getirilir. Tritikale, Anadolu’nun iç bölgelerde ve Trakya’da ekim ayında, Akdeniz-Ege sahil kuşağı ile Güneydoğu Anadolu’da kasım ve aralık aylarında ekilebilir. Dekara 20 kg civarında tohum yeterli olmaktadır. Normal hububat mibzeri ile 5-6 cm derinliğe ekim yapılabilir. Ekim öncesi tohumluklar sistemik ilaçlarla sürme gibi hastalıklara karşı ilaçlanmalıdır.

4.1. Gübreleme:

            Tritikale tarımında en doğru gübreleme önerisi, toprak analizi sonuçlarına göre yapılabilir. Genel bir gübreleme önerisi olarak dekardan 600 kg ve üzeri dane verimi hedeflendiğinde, kuru koşullarda 12 kg/da, sulu koşullarda 14 kg/da saf azot yeterli olmaktadır.

           

 4.2. Tritikale Tarımında Kuruda ve Suluda Kullanılacak Gübre Dozları:

Tritikale tarımında yeterli ve dengeli bir gübreleme için kuru ve sulu şartlarda uygulanabilecek gübre form ve dozlarının çeşitli seçenekleri aşağıda Çizelge 1’ de belirtilmiştir. Fosforlu gübrelerin ekimden önce toprağa verilmesi, bitkiler tarafından  ileri ki gelişme dönemlerinde kolay ve yeterli alınmasını sağlar. Azotlu gübrelerin tiritikale üretiminde ideal uygulanması üçe bölünerek yapılır. Kuruda birinci uygulamada üçte biri ekimden önce veya ekimle birlikte Amonyum sülfat (%21) veya 18-46-0 ile 20-20-0 kompoze gübrelerinden birini kullanarak dekara 20-23 kg, ikinci uygulamada diğer üçte biri Şubat ayı sonunda üre formunda 8-10 kg/da , son üçte birlik kısımda Mart ayı sonu veya Nisan ayı başında Amonyum nitrat (%26) formunda olmak üzere 16-18 kg/da hesabıyla tarlaya verilmesi uygundur. Sulu koşullarda ise dekardan alınması hedeflenen verim daha yüksek olduğundan kuru koşullarda kullanılan gübre miktarların üzerine 2-3 kg/da daha ilave edilebilir.

Çizelge 1. Tritikale tarımında kuru ve sulu şartlarda toprağa uygulanabilecek gübre form ve dozlarından bazı seçenekler.

Uygulama

No

Uygulama

Zamanı

Gübre

Formları

Dekara

Uygulanacak Gübre Miktarları (kg/da)

1

Ekimde

A.Sülfat (%21 N) ,

18-46  veya 20-20

 

20-23

 

23-26

2

Şubat sonu

Üre (% 46 N)

8-10

10-12

3

Mart sonu

A.Nitrat (% 26 N)

16-18

18-20

4.3. Tritikale Tarımında Yabancı Ot Mücadelesi:

            Tritikale tarımında yabancı ot mücadelesi özellikle yabancı otların 2-4 yaprak olduğu erken devrede yapılması çok önem taşır ve yapılması % 20-30 oranında daha fazla verim alınmasını sağlar. Hızlı gelişme yeteneğine sahip yabancı otlar özellikle Mart ayının ikinci yarısında faydalı tarla alanını hızla kaplar ve tritikale bitkisinin gelişmesini engelleyerek ve bitki besin maddelerine ortak olarak önemli oranda zarar yaparlar.

            Tritikale tarımında yabancı ot mücadelesi aynı buğday tarımında olduğu gibi kültürel tedbirlerle  ve kimyasal yöntemlerle yapılmaktadır. Kimyasal yol ile yabancı ot kontrolünde  tarlada bulunan yabancı ot türüne göre seçilecek herbisitler, ekim sonrası veya çıkış sonrası ilkbaharda otların 2-4 yaprak devresinde kullanılabilir.

4.4. Hasat ve Depolama:

                Tritikale hasadı, normal buğday hasadı için ayarlı biçer döğer ile yapılabilir. Bitkiler hasat olumuna geldiğinde gündüzleri sabah çiğ kalkınca saat 10′dan sonra buğday gibi normal yükseklikten hasadı yapılır.  Buğdayla yaklaşık aynı zamanda hasat yapılmaktadır. Hasatta danelerdeki rutubet %12’nin altında olması, emniyetli bir depolama için gereklidir.  Tahılların tümünde olduğu gibi ürün depoları temiz olmalı, depo içi sıcaklık 28 oC altında ve ürün rutubeti %12’nin altında olmalıdır.

5. Sonuç:

                Tritikale tarımında yüksek verim alabilmek için iyi bir toprak hazırlığı, zamanında ekim, toprak analizine dayalı bir gübreleme, doğru bir yabancı ot mücadelesi ve zamanında hasat yapılmalıdır. Tritikale tarımı konusunda karşılaşacağınız sorunların çözümü konusunda Araştırma Enstitüleri ile Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine danışılması önerilir. ÜRÜNÜNÜZ BOL VE KAZANCINIZ BEREKETLİ OLSUN.

Yararlanılan Kaynaklar:

Azman, M.A., Çoşkun, B., Tekik, H. Ve Aral, S. 1997. Tritikalenin yumurta tavuğu

rasyonlarında kullanılabilirliği. Hayvancılık Araştırma Dergisi, 7,1:11-14.

Bağcı, S.A. ve Ekiz, H. 1993. Tritikale’nin insan ve hayvan beslenmesinde önemi. 1.

Konya’da Hububat Tarımının Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu. Sayfa: 135-

156. 12-14 Mayıs 1993. Konya.

Bağcı, S.A. 2001. Alternatif Bir Tahıl Tritikale. Konya Ticaret Borsası Dergisi. 10:22-29.

Belaid, A. 1994. Nutritive and economic value of triticale as a feed grain for poultry.

CIMMYT Economics Working Paper, 94-01. CIMMYT, Mexico, D.F.

Elgün, A., Türker, S. Ve Bağcı, S.A. 1996. Paçal yapımında tritikalenin yumuşak buğday

yerine kullanılması. Un Mamülleri Dünyası, 4-10.

Pfeiffer, W.H. 1992. Triticale improvement strategies at CIMMYT: Exploting adaptive

patterns and end-use orientation. In:Proceedins, 7th Regional Wheat Workshop for

Eastern, Central and Sothern Africa.



Mısır

 

MISIR HAKKINDA GENEL BİLGİ

Mısır bitkisinin ortaya konmuş yabani formu bulunmadığından orijini henüz tam olarak saptanamamıştır. Mısırın orijini konusunda çeşitli teoriler ileri sürülmekle birlikte bu teorilerin hiç biri tam olarak kabul görmemiştir.

Günümüzde üretimi yapılan hibrit çeşitler ilk olarak Amerika’da yapılan ıslah çalışmaları sonucunda elde edilmiş ve 1800’lü yıllarda Avrupa’ya, Güney Amerika’ya , Afrika’ya ve Avustralya’ya götürülmüştür.

Yaygın Çeşitleri

Ülkemizde 1984 yılında tohumluk üretiminde özel sektör kuruluşlarının faaliyetine izin verilmesi ve 1987 yılında tohumluk dağıtımında devlet tekelinin kaldırılması ile tohumculuk teknolojisinde hızlı bir gelişme gözlenmiştir. Günümüzde yerli ve yabancı çok sayıdaki firma tarafından yüzlerce hibrit mısır çeşidi üretilerek piyasaya sunulmaktadır. Çeşit sayısının çokluğu mısır üreticilerine seçim zorluğu yaratmaktadır. Farklı bölgelerdeki tüm üreticiler için en uygun olarak tanımlanabilecek tek bir çeşit söz konusu olamaz. Her üretici kendi koşullarına uyan en iyi çeşidi seçmek durumundadır. Çeşit seçiminde olgunlaşma süresi, koçan özelliği, yatmaya hastalık ve zararlılara, soğuk ve sıcağa dayanıklılık, ekim sıklığına tepki ve verim gibi faktörler dikkate alınmalıdır.

Mısır çeşitleri, her biri içinde farklı tipleri içeren, yedi grup (çeşitler grubu ) altında toplanırlar. Bunlar aşağıda gösterilmiştir.

BOTANİK ADI İNGİLİZCE ADI TÜRKÇE ADI

Zea mays indentata Sturt. dent corn At dişi mısır

Zea mays indurata Sturt. flint corn Sert mısır

Zea mays amylaceae Sturt. flour corn Unlu mısır

Zea mys sacharata Sturt. sweet corn Şeker mısır

Zea mays everta Sturt. pop corn Patlak (cin) mısır

Zea mays ceratina Kulesch waxy corn Mumlu mısır

Zea mays tunicata Sturt Pop corn Kavuzlu mısır

Ekolojik İstekleri

Toprak İstekleri

Mısır tarımı için en uygun toprak tipi, su tutma kapasitesi, besin maddesi depolaması, işlenme kolaylığı, iyi drenaj ve havalanma özelliği dolayısıyla siltli-killi topraklardır. Bunun yanında sahip olduğu dezavantajları en aza indirmek, avantajları iyi değerlendirmek ve gerekli iyileştirme uygulamalarını yapmak koşuluyla diğer toprak tiplerinde de mısır tarımı yapılabilir.

İklim İstekleri

Mısır ılıman ve tropik bölgelerde tarımı yapılan bir bitkidir. Farklı iklim koşullarına adapte olmuş ticari üretimi yapılan pek çok mısır tipleri mevcuttur. Mısırın yayılma alanı Kuzey yarım kürede, Kanada’da 58o kuzey enlemlerinden, Güney Afrika’da 35-40o güney enlemlerine kadar uzanır. Diğer yandan deniz seviyesinden daha alçak yerlerde ve dört bin metre yüksekliklere kadar olan yerlerde mısır tarımı yapılabilmektedir.

Mısır bitkisinin en iyi geliştiği bölgeler en az 120 donsuz güne ve ortalama 2100-2200 Günlük Gelişme Derecesine sahip yörelerdir. Suyun bol ve sıcaklığın ılıman olduğu orman-mer’a iklimlerinde en yüksek verim düzeylerine ulaşılır.

Mısır bitkisi 10-11 oC ‘de çimlenmeye başlayabilir. Toprak sıcaklığı 5-10 cm derinlikte 15 oC’ye ulaştığı zaman çimlenme hızlanır. Mısır bir sıcak iklim bitkisi olmasına rağmen aşırı sıcaklık isteyen bitki değildir. 38 oC’nin üzerinde bir kaç gün devam eden sıcaklıklar bitkiye zarar verir. Mısır bitkisinin sıcak gecelerde iyi geliştiği sanılmakla birlikte, sıcak ve rutubetli gecelerde iyi bir gelişme görülmez. Genel olarak mısır için en uygun koşulların soğuk geceler, güneşli günler ve orta sıcaklık olduğu söylenebilir. Sık sık bulutlu havaların oluşması ve düşük ışıktan dolayı fotosentezin azalması nedeniyle tropik iklimde mısır verimi subtropik iklimdekine göre daha düşük gerçekleşir. Bitkinin gelişmesi için optimum ve minimum bağıl nem değerleri sıcaklık ve alınabilen su miktarına bağlı olmakla birlikte genel olarak %50 ve altına inen bağıl nem koşullarında bitki olumsuz etkilenir. Özellikle tozlanma döneminde ortaya çıkan düşük hava nemi tane bağlamayı aksatır ve su kayıplarını arttırır. Ülkemizin iklim verileri dikkate alındığında düşük sıcaklık, yüksek sıcaklık ve düşük bağıl nem koşullarının hakim olduğu yöreler dışında kalan bölgelerde uygun çeşit ve sulamayla rahatlıkla mısır üretimi yapılabilir.

Yetiştirme Tekniği

Toprak Hazırlığı

Mısır tarımında toprak işleme tohum yatağının hazırlanması, yabancı ot kontrolü, bitki gelişimini kolaylaştırcak toprak koşullarının sağlanması, anızın parçalanması ve topraktaki suyun düzenlenmesi amaçları için yapılır. Toprağın gereginden fazla işlenmesi bir fayda sağlamadığı gibi, ekonomik ve fiziksel zararlara yol açabilir.

Mısır tarımında toprak işleme uygulamaları ilk sürüm ve ikileme işlemleri olarak sıralanabilir. İlk sürüm, çim yatağını parçalamak, anızı toprağa karıştırmak, yabancı otları yok etmek ve pulluk tabanını kırmak için yapılır. İlk sürümde genellikle dipkazan, kulaklı pulluk, çizel pulluk ve diskli pulluk gibi aletler kullanılır. İkileme, pullukla sürümden sonra tohum ekimine kadar yapılan tüm toprak işlemlerini kapsar. İkileme tohum yatağını bastırmak, gevşetmek veya inceltmek, bitki kalıntılarını kesmek ve yabancı otları yok etmek gibi amaçlar için yapılır. İkileme işleminde freze, goble, diskaro, yaylı kültivatör, tarla kültivatörü, dişli tırmık, tapan ve merdane gibi aletler kullanılır.

Dünya’da mısır tarımında başlıca 3 toprak işleme metodu kullanılır. Bunlar klasik toprak işleme, azaltılmış toprak işleme ve sıfır toprak işleme (toprak işlemeden ekim) metodlarıdır. Her motodun diğerlerine göre bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır.

Ekim

Mısır ekiminde önemli konular ekim zamanı, ekim derinliği ve ekim sıklığıdır. Ekim Zamanı : Genel olarak ekim zamanı yetiştiricilik yapılacak yörenin yükseltisine göre değişmektedir. Ülkemizde alçak yörelerde (örneğin Çukurova) en uygun ekim zamanı Nisan ayı başlarıdır. Orta va Doğu Anadolu gibi yüksek bölgelerde ise Mayıs ayı başında yapılan ekim genellikle iyi sonuç verir. Erken ekimin verim arttırıcı etkisi bulunmakla birlikte, erken ekim yaparken bazı önlemlerinde birlikte uygulanması gereklidir. Aksi taktirde erken ekim fayda yerine zarar getirebilir.

Ekim Derinliği: Mısırda ekim derinliği iklim ve toprak koşullarına göre değişir. Mısır genellikle 2 ile 7,5 cm derinliğe ekilir. Toprak yüzeyinin kuru ve sıcak olması durumunda ekim derinliği arttırılabilir. Örneğin kuru topraklarda, tohumu daha nemli bir ortama bırakmak için killi topraklarda 7,5-8,5 cm, siltli topraklarda 10-11,5 cm ve kumlu topraklarda 12,5 cm derinliğe ekim yapılabilir. Toprak rutubeti ve sıcaklığının yeterli olduğu topraklarda ve uygun ekim zamanında ideal ekim derinliği 5 cm’dir.

Ekim Sıklığı: En uygun ekim sıklığı kullanılan çeşide, ekim zamanına, yetiştirme amacına, yükseltiye, iklime, sulama miktarına ve toprağın durumuna göre değişir. Sık dikim koçan bağlamayan bitki sayısını ve yatmayı arttırır, tane/sap oranını düşürebilir. Ayrıca sık dikim yapılan tarlada bitkinin su ve gübre gereksinimi artar. Çok seyrek ekim ise birim alandan alınan ürün miktarının azalmasına neden olur.

Mısır ekiminde serpme, ocak usulü ve sıraya ekim yöntemleri kullanılır. Serpme ekim yöntemi genellikle dağlık kesimlerde ve küçük arazilere uygulanır ve dekara 10-11 kg gibi çok yüksek miktarda tohumluk kullanılır. Ocak usulü ekimde çıkış daha düzenli olur. Sıraya ekim ise elle veya ekim makinaları ile yapılabilir. En uygun ekim yöntemi ekim makinaları ile sıraya yapılan ekimdir.

Bakım

Mısır bitkisinde sulama, gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele dışında önemli diğer bir bakım işlemi yabancı ot kontrolüdür. Mısır bitkisinde ilk 3-5 hafta yabancı ot kontrolu bakımından kritik bir dönemdir. Araştırma sonuçları boyu 15-20 cm’e ulaşan yabancı otların mısır verimini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır.

Yabancı ot kontrolünde temel prensip, yabancı otun çıkışını engellemek veya çıkış sırasında kontrol ederek bitkiye vereceği zararı en aza indirmektir. Kültürel mücadele ve kimyasal herbisitle mücadele yabancı ot kontrolünde uygulanan temel metotlardır.

Kültürel mücadele, uygun ekim nöbeti, toprak işleme, ekim metodu ve bunlarla birlikte herbisit kullanımı ile yapılır. Kimyasal mücadele ise, yabancı ot tohumlarının çimlenmesini engelleyen, kontakt etkiyle yabancı otları öldüren veya fizyolojik olarak hormon sistemini bozarak gelişmesini durduran çok farklı yapıdaki herbisitlerin kullanılmalarıyla yapılır. Yabancı ot türlerinin hepsini kontrol edebilecek tek bir herbisit bulunmamaktadır. Bu nedenle farklı herbisitler kombine edilerek karışım halinde veya ayrı ayrı ve farklı zamanlarda uygulanabilirler.

Mısır tarımında başarılı bir yabancı ot kontrolü ancak erken (ekimden önce) bir planlamayla mümkün olur. Bu amaçla tarlanın yabancı ot haritası oluşturularak tarlanın hangi bölümlerinde, hangi yabancı ot türlerinin mevcut olduğu belirlenir.

Sulama

Mısır bitkisi yılın en sıcak döneminde yetişen bir bitki olduğundan su tüketimi fazladır. Ancak bunun yanında mısır tarla bitkileri arasında suyu en etkili kullanan, yani birim su ile en fazla kuru madde üreten bir bitkidir.

Mısır bitkisi için faydalı su, yetişme döneminde yağan yağış miktarından toplam evaporasyon, yüzey akışı ve sızan su miktarı çıktıktan sonra kalan su miktarıdır. Ülkemizin Doğu Karadeniz gibi istisna bölgeleri dışında mısır yetiştirilen bölgelerinde bitkinin gelişme döneminde düşen yağış miktarı, maksimum verim elde etmek için yeterli değildir. Geniş mısır ekim alanlarının bulunduğu güney ve batı bölgelerimizde yüksek sıcaklık ve radyasyon ile düşük rutubet toprak yüzeyinden ve bitkinin yapraklarından fazla miktarda su kaybına yol açmaktadır. Bu bölgelerde yüksek bir verime ulaşabilmek için bitkinin gereksinme duyduğu suyu sulama yoluyla vermek zorunludur. Özellikle entansif (yoğun) tarım (kaliteli tohumluk, yeterli gübre kullanımı, hastalık ve zararlılarla mücadele vb. bakım işlemleri) şeklinin uygulandığı koşullarda, yüksek üretim maliyetlerini karşılayarak ekonomik bir üretim yapabilmek için iyi hazırlanmış bir sulama programı ile mısır bitkisi uygun aralıklarla ve yeterli miktarlarda sulanmalıdır. İyi bir sulama programı bitkinin su ihtiyacını karşılamak için ve zaman ve ne kadar su verilmesi gerektiğini gösteren bir planı içerir. Sulama programı hazırlanırken bölgenin iklim ve toprak koşulları, bitkinin görünümü, gelişme dönemi ve kök derinliği gibi faktörlerin dikkate alınması gerekir. Bunun yanısıra sulamada su kalitesi ve uygulanacak sulama metodu da büyük önem taşımaktadır. Sulama metodu yöre ve çiftlik koşullarına uygun olmalıdır. Geniş ekim alanları için en uygun sulama damlama sulama sistemidir.

Hastalık ve Zararlılarla Mücadele

Dünyada mısır bitkisinde az veya çok zarara neden olan 400 den fazla zararlı türü bulunmaktadır. Bitkinin farklı gelişme dönemlerinde görülen mısır zararlıları 5 grupta incelenebilir.

- Fidede beslenen zararlılar : Bunlar bitkinin ilk 5 haftalık döneminde fide ve köklerde beslenerek bitki sıklığını ve sağlığını bozarlar. Başlıcaları; tel kurtları (Tenebroides ve Agroites spp.), bozkurt veya kesici kurtlar ( Agrotis spp.) ve mısır maymuncuğu (Tanymecus dilaticollis Gyll.) dur.

- Yaprak ve yaprak helozonunda beslenen zararlılar: Bunlar bitkinin sapa kalkma döneminde yaprak helezonunda beslenerek bitkiye zarar veriler. Başlıcaları; güz tırtılları (Spodoptera frugiperda), şark (Asya) mısır kurdu (Ostrinia nubilalis Hübner), mısır yeşil kurdu (Heliothis armigera Hbn) dur.

- Tepe ve koçan püskülünde beslenen zararlılar: Bunlar koçan püskülünün tamamını keserek bitkiye zarar verirler. Başlıcaları; mısır kök kurtları (Diabrotica spp), mısır yeşil kurdu (Heliothis spp.), mısır yaprak afiti (Rhopalospium maidis Fith) dir.

- Koçanda beslenen zararlılar: Bunlar taneleri yiyerek beslenen zararlılardır. Başlıcaları; kokulu böcekler (Nezara viridula), mısır yeşil kurdu, güz tırtılları ve şark mısır kurdudur.

- Sapta beslenen zararlılar: Bunlar bitki sapına saldırarak yeşil aksam ve koçan kaybına neden olurlar. Başlıcaları; şark mısır kurdu, mısır kök kurtları, pembe sap kurdu ( Sesemia spp.) ve güney batı mısır kurdu ( Diatreaea grandiosella Dyar.) dur.

Dünya’da mısır bitkisinde 60 dan fazla hastalığın bulunduğu kabul edilmektedir. Bu hastalıklar genel olarak altı grupta toplanırlar.

Tohum ve fide hastalıkları, yaprak hastalıkları, sap çürüklükleri, koçan çürüklükleri, viral hastalıklar ve nematotların neden olduğu hastalıklardır.

Hastalık ve zararlılarla etkili bir mücadele için ön koşul hastalık ve zararlı etmeninin doğru teşhis edilmesidir. Kesin bir teşhis için genellikle uzman kişilere ve laboratuvar analizlerine geksinme vardır. Zira, bazen mısır bitkisinde bir hastalık veya zararlı etmeninin yol açtığı sanılan bazı sorunlar, toprak pH’sı, toprak sertliği, genetik bozukluk veya iklim koşullarından kaynaklanabilmektedir. Hastalık ve zararlılarla mücadeleye başlamadan önce, hastalık ve zararlı etmeninin doğru teşhisi, zararın boyutunun ekonomik zarar eşiğine ulaşıp ulaşmadığı, uygulanacak mücadelenin maliyeti, mücadele zamanı ve mücadele programının kombinasyonu konularına aşırı özen göstermek gerekir.

Gübreleme

Azotlu gübreler : Mısır bitkisi Karbon, Hidrojen ve Oksijeni serbest havadan alabilirken, havadaki azotu hiç kullanamaz. Toprağa verilen azotun ancak yarısının mısır bitkisi tarafından kullanılabilmesi, gere kalan kısmının ise çeşitli şekillerde kaybolması nedeniyle azot gübrelemesi gübreleme programının en güç kısmını oluşturur.

Azot, mısır bitkisinin tüm yaşam dönemi süresince kullandığı bir besin elementidir. Azotlu gübre gereksinimi büyüme peryodu başlarında pek fazla değilken, ekimin üçüncü haftasında birden artar ve püskül oluşumunun 10 gün öncesinden başlayarak 25-30 gün sonrasına kadar en yüksek düzeye ulaşır.

Fosforlu gübreler : Bitkinin gelişmesinde azottan sonra en önemli besin elementi fosfordur. Topraktaki ve bitkideki fosfor miktarı azot ve potasyuma göre daha düşük düzeydedir. Ancak fosfor, azotun aksine topraktan yıkanıp kaybolmaz. Mısır bitkisinin fosfor bakımından en hassas dönemi mevsim başlangıcıdır. Zira, bitki genç döneminde (60-65 cm boya ulaşıncaya kadar) normal büyüme sağlayabilmek için dokularında yüksek oranda fosfora ihtiyaç duymaktadır.

Bu döneminde bitkinin yeterince fosfor alabilmesi için gübre mibzerle sıranın yanına uygulanmalı, en az %50’si suda eriyen fosfor gübresi verilmeli ve bir kısım azot, 3-4 kısım p2O5 içeren gübreler seçilmelidir. Fosforla birlikte sıraya verilen azot fosforun alımını artırmaktadır. Yapılan araştırmalar sıraya fosfor uygulamasının serpmeye göre daha ekonomik olduğunu göstermektedir.

Potaslı gübreler : Potasyum bitkilerde karbonhidrat oluşması ve taşınması için gerekli bir besin maddesidir. Potasyumun mısır bitkisinde sap gelişmesini kuvvetlendirir. Eksikliğinde sap iyi gelişemeyerek kırılma ve yatmalar görülür. Bunun dışında potasyum kök gelişimini olumlu etkiler, bitkinin soğuğa dayanıklılığını artırır ve azottan en iyi şekilde yararlanmayı sağlayarak verim düzeyini yükseltir. Bu nedenle mısır potasyum ihtiyacı yüksek olan bitkidir. Ancak potaslı gübreler yüksek dozda tuz konsantrasyonu içerdikleri için uygulama çimlenmekte olan tohumdan 4-5 cm uzağa yapılmalıdır.

Mısır yetiştiricilğinde makro veya ana besin elementleri olarak adlandırılan azot, fosfor ve potasa genellikle tüm topraklarda ihtiyaç duyulmaktadır. Sekonder mikro-besin elementlerinde (kalsiyum, magnezyum vd.) ise durum farklıdır. Bunların ancak bitkinin gereksinmesine ve toprağın durumuna göre uygulanması gerekir.

Gübrelerin uygulama zamanını belirlemede temel prensip, bitkinin gelişme dönemlerinde toprakta her an alıma hazır besin maddesi bulunmasını sağlayacaktır. Bunun için, mısır büyümesi sırasında hangi dönemde, hangi besin maddesini ne kadar aldığını bilmek gerekir.

Hasat Harman

Mısırda hasat olgunluğu tanelerdeki nem oranı ölçülerek tayin edilir. Nem ölçme olanağının olmadığı durumlarda olgunluk tanedeki değişim gözlenerek anlaşılmaya çalışılır. Fizyolojik olgunluğa ulaşan mısır taneleri yaklaşık %35 oranında nem içerir. Oran %30-32 düzeyine gerilediğinde mısır olgunlaşmış sayılır. En uygun hasat zamanı tanedeki nem oranının %25 civarında olduğu dönemdir.

Erken hasat genellikle tercih edilen bir durumdur. Böylece sap çürümesi ve rüzgardan dolayı yatma riski azalır, sonbahar yağışlarına yakalanma ihtimali azalır ve hasat kayıpları en aza indirilmiş olur. Erken hasadın en önemli dezavantajı ise, kurutma için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulmasıdır. Hasadın gecikmesi ürün kaybının artmasına ve kalitenin düşmesine neden olur.

Hasat işlemi elle veya bu iş için geliştirilmiş hasat makinalarıyla yapılır. Çeşitli hasat makinaları içinde en çok biçerdöver ve koçan toplayıcı hasat makinaları kullanılır. Makinalı hasatta makina ayarlarının ve çalışma hızının doğru belirlenmesi, hasat kayıplarının azaltılması bakımından büyük önem taşımaktadır.

Kurutma Depolama

Uzun süreli depolanacak mısırın depolanmadan önce kurutulması gerekir. Kurutma havalandırma suretiyle (doğal olarak) yapılabilmekle beraber bu yöntem pek kullanılmaz. Yaygın kurutma yöntemi ısıtılmış hava ile suni kurutmadır. Kurutma işlemi ile mısır tanesindeki rutubet oranının %13-14’e indirilmesi gerekir. Tanedeki nem oranının daha yüksek olması durumunda, depoda (siloda) solunumdan dolayı sıcaklık artar, buna bağlı olarak hava nemi yükselerek küflenme oluşur. Küf mantarı tarafından üretilen zehirli maddeye « aflatoksin » denir.


Yulaf

 

Yulafın Kökeni

Yulafın vatanını Decandolle, Doğu Avrupa ve Tataristan; Hausknecht ise orta Avrupa olduğunu iddia etmektedir. Meşhur tasnifçi Kornicke ise Güney Avrupa ve Doğu Asya olarak göstermektedir.

Yulafın Anadolu’da yetiştirilmesi de oldukça eski bir maziye dayanmaktadır. On yedinci asırda yaşamış olan yunan yazarı Galenus eserinde Anadolu’da yulaf yetiştirilmesinden uzun uzadıya bahsetmiştir. Yulafın insanlar tarafından bilhassa dane verimi için ziraata alınması diğer buğdaygiller kadar eski değildir.

Yulafta çavdar gibi buğday ve arpaya göre yeni bir kültür bitkisidir. Yulafın Anadolu’da önceleri yabani ot olarak, sonraları da atlar için tane yem olarak yetiştirildiği bilinmektedir. Son yıllarda dünyada yulafın insan beslenmesinde öneminin artması endüstride kullanılmaya başlanması, yeşil yem ve yapay otlaklarda kullanılması ekimin artmasına neden olmuştur.

Yulafın Yeri ve Önemi

Yulaf toprak seçiciliği, çavdardan sonra en az olan serin iklim tahıl cinsidir. Yeterli nemi olan fakir topraklarda bile yetiştirilebilmektedir. Yulaf bataklık alanların tarım arazisine çevrilmesinde kullanılabilecek bitkilerden biridir.

Ülkemiz tarımında yulafın oldukça eski bir yeri vardır. Selçuklu ve Osmanlılar yulaf yetiştiriciliğine büyük önem vermişlerdir. Kıtlık yıllarında yulaf Anadolu’da ekmeklik tahıl olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde yulaf ekim alanları 1960-65 yıllarına kadar sürekli artış göstermiş, 400.000 ha ekim alanına ve 600.000 ton üretime ulaşılmıştır.

Yulaf ekim alanları ve üretim miktarları dünyada ve ülkemizde önemli bir azalma göstermiştir. Ülkemizde son yıllarda önemli bir değişim göstermemekle birlikte 1960’lı yıllara göre azalmalar meydana gelmiştir. Ülkemizde en fazla yulaf üretimi Marmara Bölgemizde gerçekleşmektedir. Kocaeli ve Konya illerimizde yulaf üretim miktarı yüksek olup en fazla verim Yalova ilinde sağlanmaktadır.

Yulafın Bitki Özellikleri

Yulaf danesi tıpkı buğdayda olduğu gibi önce üç kökçük verir. Fakat kısa bir zaman sonra beş-altıya çıkar ve bundan kısa bir müddet sonra kaybolarak yerlerine toprak yüzüne yakın boğumlardan yeni kökler meydana gelir. Buğdaygiller içerisinde en kuvvetle kök sistemine sahip olan tahıl yulaftır. Çimlenme zamanında bile, yeni kökler meydana geldiği gibi mevcut kökleri de hayatta kalır.

Yulafta köklerin çoğu toprağın 20-25 cm derinliğe yayılmıştır. Yulafta kök sisteminin kuvvetli olmasından ötürü toprakta mevcut besin maddelerinden diğer buğdaygillere nazaran daha çok faydalanır.

Yulafın kardeşlenmesi orta derecelidir. Gövdesi ortalama 70-80 cm, bazen 113 cm kadar boy alır. Yaprakları 13-26, bazen 30 cm kadar uzunluktadır. 1-1,2 cm genişliktedir. Gövdesi kuvvetli olduğundan pek yatmaz, kulakçığı yoktur.

Yulafta dane rengi beyaz ve grimsidir. Sarı, siyah karışımı olanları da vardır. Danesi şekil bakımından uzuncadır, boyu 20-23 mm kadardır. Bin dane ağırlığı 19-30 gr tartar.

Hektolitresi 50-55 kg tartar, kavuz nispeti %27-29 dur.

Türkiye Yulaf Çeşitleri:

Türkiye için tescil edilen yulaf çeşitleri:

Arlıptan (Avena satıva)
Yeşilköy 1779
Ankara 76
Yeşil köy 330
İklim ve Toprak İstekleri

Serin iklim tahılları içerisinde, iklim istekleri en fazla olan cins yulaftır. Çiçeklenmeden başaklanmaya kadar, sıcaklığı 15 0C yi geçmeyen serin bir hava ve yüksek nem ister. 1 g. Kuru madde üretimi için tükettiği su miktarı 600 g. civarındadır. Yıllık yağışı 700-800 mm olan yöreler yulaf tarımı için en uygundur.

Kurağa dayanıklı olmayan yulaf, soğuğa da dayanıklı değildir. Yulafın vernalizasyon isteği belirgin olup, en düşük büyüme sıcaklığında uzun süre kalması gerekir.

Yüksek bir verim için toprakta bitki besin maddelerinin yeterince bulunması gerekir. Killi-tınlı, kumlu-bol humuslu topraklar yeterli nem bulunursa yulaf yetiştiriciliği için uygundur. Yulaf toprak tuzluluğuna da oldukça dayanıklı bir bitkidir.

Ekim Nöbeti

Yulaf bitkisinin kökleri toprakta güç eriyen fosforlu ve potasyumlu bileşikleri çözerek bu maddelerden kolayca yararlanabilmektedir. Güçlü kök sistemi ile yulaf toprakta fazla miktarda organik madde bırakır. Bu nedenle iyi bir ekim nöbeti bitkisidir.

Yulaf karışık ekime de uygun bir bitkidir. Yonca ve üçgüllerle karışık olarak ekildiği zaman bu bitkileri güneşten koruyarak daha iyi gelişmelerini sağlar. Yulaf fiğ karışımları yem üretiminde (kuru ot yada silaj) önemli bir yere sahiptir. Yulaf ayrıca yeşil gübre olarak da kullanılmaktadır.

Toprak Hazırlığı, Ekim, Bakım ve Gübreleme

Yulaf tarımında toprak işlemenin zamanı ve yöntemi; ön bitkiye, yulafın ekim zamanına, yörenin yağış-sıcaklık ilişkilerine ve tarlanın otlanma durumuna göre değişmektedir.

Yulaf serin iklim tahılları içinde en çok su tüketen bitki olduğundan, toprak işlemenin amacı toprakta yeterli su biriktirmek olmalıdır. Bu nedenle yazlık yulaf ekilecekse tarla kıştan önce derin sürülerek ve kesekli olarak kışa bırakılıp, toprakta bol su biriktirilmesi sağlanmalıdır.

Yüksek verim için yulafın kışa dayanabileceği yerlerde, ekimi kışlık yapmak gerekir. Kışı çok sert geçen yörelerde erken yazlık ekim yapılmalıdır. Bitkilerin kışa 3-4 yaprakla girebileceği, yazlık ekimlerde ise sıcak ve kurak bastırmadan başaklanabileceği tarihe göre seçilmelidir. Yulafta vernalizasyon süresi uzun olduğundan, yazlık ekimler mümkün olduğunca erken yapılmalıdır. Vernalizasyon isteği tamamlanmayan yulaf sapa kalkamaz, dolayısıyla salkım oluşturamaz.

Yulaf ekimi, buğday için kullanılan ekim makineleriyle yada serpme olarak yapılabilir. Ağır tavlı topraklarda ekimi yüzlek, kuru tarım alanlarında ekimi derin yapmak uygundur. Tohumluğun 1000 tane ağırlığı 25 g’ın altında olması istenmez. Dekara 17-18 kg tohum yeterlidir.

Yulafın ilk gelişme dönemi ve besin maddesi alımı yavaştır. Gelişmenin başlangıcında yavaş olan azot alımı, zamanla artar ve çiçeklenme zamanında en fazladır. Fosfor ve potasyum alımı büyümenin başlangıcında yavaştır, sapa kalkmayla birlikte, bitkinin tüm besin maddeleri alımı ve su tüketimi artar. Yulafa verilecek gübre miktarı; ön bitkiye, yetiştirilecek yulaf çeşidine, iklim ve toprak koşullarına göre değişmektedir. Genellikle 4 kg azot (N) ve 4-6 kg fosfor (P2O5)lu gübre uygulaması yaygındır. Fosforun tamamı ekimle birlikte, azotun ise yarısı ekimle, diğer yarısı başaklanmaya kadar verilmelidir.

Hasat ve Harman

Yulaf tarımında en uygun hasat zamanının seçilmesi önemlidir. Kardeşlenme fazla olduğundan, bir bitkideki tanelerin tümünün olumu için gerekli süre, öteki serin iklim tahıllarına göre daha uzundur. Yulaf genellikle ana saptaki tanelerin sarı olum ile tam olum arasında olduğu devrede biçilmelidir. Saplar hasat sonrasında tarlada 3-5 gün yeterince kurutulduktan sonra harman edilmelidir.

Harmandan sonra elde edilen taneler belli bir süre kurutulduktan sonra depolanmalıdır. Eğer yulaf kuru ot için yetiştirilmişse sarı olumdan biraz önceki, silaj için yetiştirilmişse süt olum döneminde biçilmelidir. Kışlık ekilen yulaflar, yazlık ekilenlere göre birkaç hafta daha önce hasat olgunluğuna geldiği gibi, kışlık yulaflar daha fazla tane ve saman verimi sağlamaktadır.

Yulafın Değerlendirilmesi

Düşük üretim maliyeti ve tanelerinin besin değerlerinin yüksek olması nedeniyle, diğer tahıllarla karşılaştırıldığında, yulafın kahvaltılık olarak kullanımı ve evcil hayvanların beslenmesindeki önemi giderek artmaktadır. Yulafın başlıca kullanım alanları aşağıda özetlenmiştir:

Hayvan Yemi:

Yulaf öncelikli olarak hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Her türlü hayvan için çok iyi bir yem olan yulaf tanesi, kırma yada ezme olarak gene sığırların beslenmesinde, koyunların yem rasyonlarında öncelikli olarak kullanılmaktadır. Yulaf tanesindeki avenin maddesi genç organizmaların gelişmelerini, kasların güçlenmesini, süt ineklerinin verimini arttırmakta, tavukların birbirinin tüylerini gagalamalarını önlemekte, civciv ölümlerinin azalmasını sağlamaktadır.

Yulaf samanı, buğdaygil samanlarının en iyilerindendir, çünkü sapları yumuşak, yaprağı daha boldur, organik ve mineral maddelerce buğday ve arpa samanından daha üstündür.

İnsan Gıdası:

Yulaf insan beslenmesinde de kullanılmaktadır. Yulaf unu, yulaf ezmesi ve kepeği kahvaltılık olarak gelişmiş toplumlarda kullanılmaktadır. Bisküvi, bebek maması, çorba, sosis, salça ve ekmek yapımında yulaf tanesi kullanılmaktadır.

Yulaf tanesinin protein, yağ, vitamin, fosfor, demir ve kalsiyum içeriği yönünden zengin oluşu besleyici değerini artırmaktadır.

Gıda ve Tıpta Kullanımı:

Yulaf, lif içeriğinin yüksek olması, kolesterolü düşürmesi, koroner kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltması gibi yönleriyle insan sağlığı açısından da önemli bir bitkidir. Yulaf ezmesi şeker hastalarının diyetlerinde, kansızlığı önlemede ve kandaki yağ oranının düşürülmesinde kullanılmaktadır. Yulaf unu antioksidant özelliği nedeniyle yağlı besinlerin eksime ve kokuşmasını önlemektedir. Yulaf kavuzlarından da furfurol maddesi elde edilir. Bu madde bitkisel yağların rafine edilmesinde, plastik maddelerin çözülmesinde ve dezenfektan olarak kullanılmaktadır.

Yulaf Yetiştiriciliğindeki Sorunlar ve Çözüm Yolları

Bu denli önemli bir bitki olan yulafın ülkemiz tarımında yeterince yer alamayışının başlıca nedenleri aşağıda özetlenmiştir.

Kışlık çeşitlerin üreticiye yeterince ulaştırılamaması; Türkiye’de güvenilir kışlık yulaf çeşitlerinin ekimi yalnız kıyı bölgelerimizde yapılabilmektedir. Bu bölgelerde ise yulaf öteki tarla bitkileri ile ekonomik olarak yarışamamaktadır. Asıl tahıl ekim alanlarımız olan iç bölgelerimizde, yazlık yulaf ekimi yapılmakta, yetersiz yağış nedeniyle düşük verim sağlanmaktadır.

Yulaf ekim alanlarını genişletmek ve üretimi artırmak için tescilli kışlık yulaf çeşitlerinin çiftçiye ulaştırılması gerekmektedir.

Yulafın Hasat ve Harman Sorunları:

Yulaf bitkisinin kardeşlenme yeteneği fazladır, ancak fazla kardeşlenme gelişmiş salkım sayısını artırmaz, olumu geciktirir ve hasadı güçleştirir. Bitkideki salkım sayısının fazla olduğu durumlarda tanenin tümünün olumu için gerekli süre uzamaktadır. Genellikle ana saptaki tanelerin sarı olum ile tam olumu arasındaki devrede yulaf biçilmelidir. Bu durumda biçilen saplar 2-3 gün kurutulduktan sonra harman yapılmalıdır.

Ekim Nöbetinde Yeterince Yer Alamaması:

Yulaf gelişmiş kök sistemi nedeniyle, topraktaki besin maddelerinden öteki tahıllara göre daha iyi yararlanır.

Yulafın toprak seçiciliği ve toprak reaksiyonuna duyarlılığı fazla değildir. Çok ağır ve havasız topraklarda, yulaf yüzeye yakın kökler oluşturarak havalanmayı sağlar. Taban suyu yüksek arazilerde ekim nöbetine alınması gereken bir bitkidir. Aynı zamanda toprak tuzluluğuna dayanıklı olması nedeniyle sulu tarım alanlarında ekim nöbetinde yetiştirilebilecek başlıca tahıldır.

Yulaf ekim nöbetinde kullanılabilecek önemli bir bitki olmasına rağmen bugün hak ettiği yeri alamamıştır. Bunun nedeni sulu tarım alanlarında yetiştirilen diğer bitkilerle ekonomik olarak rekabet edememesidir. Sulu tarım alanlarında yetiştirilen yulafın veriminin yükseltilmesi ile bu rekabetin sağlayabileceği düşünülmektedir.

Yulaf Veriminin Düşük Oluşu:

Ülkemizde yulaf verimi dünya ortalaması civarında olmasına rağmen istenilen düzeyde değildir. Verimi artırmak için; kuru tarım alanlarında yetiştirme tekniklerinin kullanılması, sulu tarım alanlarında yulaf yetiştiriliciliğine yer verilmesi, gübre kullanımının sağlanması, uygun çeşit ve iyi tohumluk kullanımının sağlanması gerekmektedir.

Hastalıklar

Yulaf hastalıkları verim ve kalite düşüşlerine neden olmaktadır. Bu hastalıkların başında pas hastalıkları gelmektedir. Yulaf kara pası (Puccinia graminis avena Ericks), yulaf taçlı pası (Puccinia coronata avenae Pers.) olmak üzere 2 türlü olan pas hastalıklarına karşı en iyi mücadele dayanıklı çeşit kullanmak ve kültürel önlemlerdir. Bir diğer yulaf hastalığı rastık olup, yulafta zarar yapan iki türü vardır. Yulaf açık rastığı (Ustilago avenae) ve yulaf kapalı rastığı (Ustilago levis, ustilago kolleri). Ekim zamanını kaydırmak yada tohum ilaçlaması yapılmasının yanında, dayanıklı çeşit kullanılmalıdır.

Tüketimin Yeterli Düzeyde Olmaması:
  Ülkemizde üretilen yulafın büyük bir kısmı hayvan yemi olarak tüketilmektedir. Hayvan beslenmesindeki sayısız yararları nedeniyle yulafın hayvan beslenmesinde daha da çok kullanılması gerekmektedir. Çünkü yulaf tanesinde bulunan avenin maddesinin, genç organizmaların gelişimini hızlandırmak, süt verimini ve yağ oranını artırmak, koyun ve kuzuların beslenmesine uygun olması gibi sayısız yararları vardır.

Yulaf insan beslenmesi ve sağlığı açısından da önemli bir bitki olmasına rağmen bu önemi insanlarca yeterince bilinmemektedir. Bu önemin anlatılması ve kullanımının yaygınlaştırılması gerekmektedir.


Buğday

 

Hızla artan nüfusumuzun beslenmesi ve stratejik bir ürün olan buğdayda dünyanın gerisinde kalmamak için hububat yetiştiriciliğinde yetiştirme tekniğine uygun olarak üretim yapmalıyız.Bölgemiz için ana ürün olan buğday bitkisi bizden günümüzde verim ve kaliteyi bir arada bulunduran tarımsal uygulamaları talep etmektedir.

Un, Makarna ve Bisküvi sanayinin talep ettiği buğdayı üretmemiz bunu yaparken de bölgemizin iklim koşullarını dikkate almamız gerekmektedir.

İklim ve toprak isteği:

Buğday dünya genelinde ve ülkemizde çok geniş bir yayılma göstermiş çeşitli iklim ve toprak şartlarına uyum sağlayan bir bitkidir. İklim isteği olarak önemli olan bölgenin iklim şartlarına en uygun çeşidi seçmektir.Çünkü bazı ekmeklik buğday çeşitleri kar örtüsünde -35 dereceye dayanabildikleri halde bazıları -10 derecede zarar görebilmektedir.Bu seçim yapılırken uzun yıllar ortalamaları dikkate alınmalı ve çeşit seçiminde en önemli unsur olarak soğuklara dayanmayı göz nünde bulundurmalıdır.

Buğday belirgin bir toprak seçiciliği göstermez. Bununla birlikte belli cins,tür ve çeşitler için en uygun olan toprak tipleri de vardır. Genellikle tınlı alüviyal topraklar buğday için uygundur.

Çeşit seçimi :

İlimiz için tavsiye edilen Ekmeklik buğday çeşitleri şunlardır;

Bezostaya-1, Gerek-79, Kıraç-66, Atay-85, Sultan-95, Kırgız-95, Pehlivan, Gün-91, İkizce-96, Yakar-99, Aytın-98, Demir-2000,Bayraktar-2000, Karahan-99, Konya-2002, Altay-2000, Sönmez-01, Harmankaya-99, Yunak, Eser, Tosunbey,

Makarnalık buğdaylardan ilimizde Çeşit 1252, Kunduru-1149, Meram-2002, Ankara-98, Kızıltan-91, Yelken-2000, Mirzabey-2000 tercih edilebilir.

Bunların dışında diğer bölgelerin bilhassa ılıman ve geçit bölgelerinde o bölgenin iklim şartlarına uyan çeşitlerin ilimizde üşüyerek zarar görebileceği bilinmelidir.

Toprak işleme:

İlimizde hububat tarımı 3 şekilde yapılmaktadır.

1- Kuru alanlarda nadas yapılarak,

2- Yağışın yeterli olduğu alanlarda,

3- Sulu alanlarda .

Bu üç şekil tarımın kendine has özellikleri vardır.İyi bir ürün almak için her birine uygun toprak işleme metotlarını uygulamak gerekmektedir.

Kuru koşullarda nadas uygulamalı buğday tarımı yapılıyorsa amaç toprakta suyun birikmesi olduğu için yapılan bütün toprak işlemelerinde toprağı fazla hareket ettirmemeye, yırtarak işlemeye dikkat etmeli ve biriktirilen yağışları yabancı otlarla zamanında ikileme ve üçleme yaparak muhafaza etmek gerekir.

Yağışın yeterli olduğu alanlarda toprak işleme her yıl farklı derinlikte yapılmalı bu sayede pulluk tabanı oluşması engellenmeye çalışılmalıdır.Bu yapılmadığı takdirde oluşan sert tabaka bitki köklerinin derinlere inmesine, su ve besin maddelerine ulaşmasına engel olur. Bu olumsuzluğu gidermek için her yıl farklı derinliklerde toprak işleme yapılmalı ve 3-4 yılda bir dip kazan ile 60 cm derinden işlenerek bu tabaka bozulmalıdır. Bu işlem temmuz, ağustos, aylarında yapılmalıdır.

Ekim :

Bölgemizde güzlük ekimler için en uygun ekim zamanı 15 Eylül-15 Ekim tarihleri arasıdır.Bu tarihlerde ekilen buğdayın çim kökleri kışa kadar gelişecek bu sayede kışı daha kuvvetli geçirecek ve kıştan çıktıktan sonra baharda daha çabuk gelişip verimi artacaktır.

Tohumluk miktarı olarak sertifikalı tohumlarda dekara 20 kg önerilmektedir. Bu miktarı tohum yatağının hazırlanma durumu, kullanılan ekim makinesi veya işçilik şartları etkilese de uygun şartlarda

18-20 kg dan daha fazla tohum kullanılmamalıdır. Çünkü bilhassa kurak şartlarda atılan fazla tohum ileride bitki sıklığından dolayı susuzluğa bağlı yanmalara sebep olmaktadır. Uygun sıklıkta ekilen buğday yağışın iyi olduğu yıllarda zaten kardeşlenmeyi arttırarak tarlayı kapatacaktır.Sulu şartlarda ise sık ekim cılız dane ve kalite sorunlarına sebep olmaktadır.

Ekim sırasında tohumlarımız Mantari hastalıklara, ekin kurduna (zabrus) karşı ilaçlanmış, toprak tahlillerinde eksikliği ortaya çıkmış ise Çinko elementi ile kaplanmış olmalıdır.

Gübreleme:

Gübreleme toprak analiz sonuçlarına göre yapılmalıdır. Gübrelemede esas olan toprakta eksik olan bitki besin maddesini toprağın yapısına uygun formdaki gübreleri tercih ederek tarladan kalkacak sap ve dane miktarına göre gübre miktarını belirlemektir.

Genel olarak kuru tarım alanlarında 6-7 kg saf azot ve 7-8 kg saf fosfor sağlayacak şekilde gübreleme yapmak gerekir.Sulu alanlarda ise 12 -14 kg saf azot ve 8-10 kg saf fosfor kullanılmalı çeşidin verim potansiyeline ve sulama sayısına göre miktar ayarlanmalıdır.

Makarnalık buğdaylarda gübreleme ve sulama zaman ve miktarlarının iyi ayarlanamaması buğdayda dönmeye ( Ala getirme) sebep olacağı için aşırı gübreleme ve sulamadan kaçınılmalıdır.

Yancı ot Mücadelesi :

Kullanılan yabancı ot ilaçları her yıl değiştirilerek değişik etkili maddedeki ilaçlar ile tarlamızda bulunan yabancı otların ilaçlara karşı oluşan mukavemeti kırılmalıdır.

Sulama:

İklim şartlarına göre sulama zamanına ve miktarına karar verilmeli sapa kalkma döneminde sulamayı ihmal etmemeli, çiçeklenmeden önce ve sonra su vermeye çalışılmalıdır. Verilecek su miktarı tarla ve iklim şartlarına göre belirlenmelidir.

Hasat :

Hasat zamanı danedeki nem miktarı %13,5 e düştüğü zamandır. Hasatta geç kalınır ve nem %12 nin altına düşerse fabrikasyon işlemleri zorlaşacak ve kalite bozulacaktır.