Kullanımı | Gül Resimleri

Gül Resimleri

Çiçek Resimleri & Çiçek Çeşitleri & Çiçek isimleri & Şifalı Bitkiler & Bitkileri Tanıyalım

gül
Kapat !


ÇAY HAZIRLAMAK

ÇAY HAZIRLAMAK
1- Haşlayarak Demleme
Belirtilmiş oranda taze veya kurutulmuş bitki bir cam kaba veya metal olmayan bir başka kaba konur, kaynamaya başlayan su ocaktan alınır ve hazırlanmış olan bitkilerin üzerine dökülür. Taze bitkilerin demlenmesi için fazla beklemeye gerek yoktur (Bir buçuk-iki dakika yeterlidir).

Çay açık renkli olmalıdır; açık sarı veya açık yeşil. Kurutulmuş bitkilerin demlenmesi ise biraz daha uzun sürer (3-6 dakika kadar). Bu yöntemle hazırlanmış bir çay hem daha yararlıdır hem de daha güzel görünür.
Belirtilmiş oranda kök, gerekli görülen süre boyunca soğuk suda bekletildikten sonra, kısa süre kaynatılır ve 3 dakika kadar demlenmeye bırakılır. Günlük çay miktarı bir termosa konur ve gün boyunca ağır ağır yudumlayarak içilir.

Genel olarak, dolu bir çay kaşığı (yarım tatlı kaşığı) ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı (200 cc) dolusu suya yeterlidir. Değişik durumlarda ve bitkilerde, bu miktarlar reçetelere göre değişebilirler.

2- Soğuk Suda Yumuşatma
Bazı bitkiler (Örneğin ebegümeci, ökseotu ve eğir kökü), sıcaklığın etkisi ile şifalı güçlerini yitirebilecekleri için, kaynatılmamalı ve haşlanmamalıdır. Bu tür bitkilerden elde edilen çaylar soğuk su ile hazırlanır. Belirtilen ölçüde bitki,soğuk suda 8-12 saat süre ile bekletilir (Genellikle geceleri).
Süre dolduktan sonra içilebilecek derecede ısıtılarak, önceden kaynar suyla çalkalanmış bir termosa doldurulur.
Soğuk suda bekletme ve haşlama karışımından oluşan çay türü ise, şifalı bitkilerden en iyi yararlanma biçimi olarak belirtilebilir. Bitkiler belirtilmiş su miktarının yarısının içinde gece boyunca bekletilir ve sabahleyin süzülür. Suyu süzülmüş olan bitkiler, belirli su miktarının öbür yarısı ile haşlanır (kaynatılmaz) ve yeniden süzüldükten sonra, soğuk ve sıcak çay karıştırılır.
Bu yöntemle hazırlanan çaylarla, yalnızca soğuk veya sıcak suda eriyebilen maddeleri kazanabilme olanağını elde edebiliriz.

B) TENTÜR HAZIRLAMAK
Tentürler, 35-40 derece alkol içerikli damıtılmış içkilerin veya aynı derecede etil alkol, kanyak veya elma sirkesi kullanımı ile elde edilirler. Bir şişe veya ağzı kapanabilir bir kavanoz, ince kıyılmış bitkilerle gevşekçe doldurulur (Kuru bitkiler için kavanozun 1/5′ i, taze bitkiler için kavanozun 2/5′ i) ve üstüne etil alkol, kanyak veya elma sirkesi eklenir.

Sıvı, bitkilerin üstüne çıkmalı ve kavanozun çalkalanacak kadar bir kısmı boş kalmalıdır. Ağzı iyice kapatılan şişe veya kavanoz, 14 gün güneşte bekletilir ve her gün 2-3 kez çalkalanır. Süre sonunda ince delikli bir süzgeç veya tülbentle birkaç kez süzülür ve bitki posasının suyu sıkılır. 1-2 gün bekledikten sonra bir kez daha süzülür ve koyu renkli şişelere aktarılır.

Elde edilen bu başlangıç tentürü, serin bir ortamda saklandığında, kullanım süresi 2-3 yıl civarındadır. Tentürler, içten doğrudan veya çaya ve suya eklenerek, dıştan da kompres veya friksiyon (sürülme) biçiminde kullanılırlar.

Tentürün İnceltilerek Güçlendirilmesi
Bazı bitki tentürlerinin kullanımında yukarıda açıklanan başlangıç tentürü tercih edilir. Ama tentürler genellikle inceltilip-güçlendirilerek kullanılır.

İnceltme-Güçlendirme Yöntemi
1 ölçü başlangıç tentürü, 9 ölçü 30-35 derecelik etil alkol-su karışımı, kanyak veya elma sirkesi ile koyu renkli küçük bir şişede inceltilir ve iyice çalkalanır. Elde edilen tentür, desimal ölçüye göre; D1′ dir ve şişenin üstüne, kullanılan bitkinin adı, tentür yapımının tarihi ve incelti derecesi (D1) bilgilerini içeren bir etiket yapıştırılır. D1 inceltisinden alınan 1 ölçü, aynen yukarıdaki gibi 9 ölçü etil alkol-su, kanyak veya elma sirkesi karışımıyla inceltilirse D2 inceltisi elde edilir.

Böylece devam edilerek, kullanımı önerilen incelti derecesine ulaşılır. (D3, D4, D5, D6… gibi)
Homeopaty biliminde (tentür ile tedavi) 2 yüzyıl boyunca yapılan sürekli araştırmalar ve insan üzerinde yapılan deneylerle, hangi hastalıklara karşı hangi bitkisel, hayvansal veya mineral tentürün, hangi incelti derecesinde, hiç bir yan etki yapmadan başarılı olabileceği kesinlikle saptanmıştır. Homeopaty (Homeopathic- Homeopathie-Homöopathi) yöntemleriyle yapılacak tedavilerde, konu literatüründe yerini almış olan bu incelti derecelerine ve kullanım dozajlarına mutlaka uyulmalıdır.

Bazı hastalıklara karşı çok yüksek incelti dereceleri (Örnek: D30 gibi) önerildiğinde, konunun yabancısı olan kişiler şaşkınlığa kapılabilirler, ama bu tespitler kesinlikle doğrudur çünkü tentürlerin etkinlikleri genelde inceldikçe artar!
Tentürler, kullanım miktarları göz önüne alındığında, bitki çaylarından çok daha etkilidirler. Alkol almak istemeyen veya kesin alkol yasağı altında olan kişiler için sıcak su karışımı idealdir, çünkü alkol sıcak suyun içerinde kısa bir sürede uçar ve geriye yalnızca bitkisel etken maddeler kalır. Tentürler ayrıca, tam veya yarım banyolara eklenerek de kullanılabilir.


C) ÖZSU ÇIKARMAK

Bitkilerin taze özsuları, damla biçiminde kullanılmaya veya hasta organları nemlendirmeye uygundur. Bu özsular, evlerde kullanılan meyve sıkma aleti ile de elde edilebilirler. Bitkilerin özsuyu her gün taze olarak sıkılabilir. Ağzı iyice kapalı küçük renkli şişelerin içinde, buzdolabında bir kaç gün saklanabilir.

D) BİTKİ LAPASI
Saplar ve yapraklar, bir tahta tabla üstünde, bir bitki lapası haline gelene kadar merdane ile ezilir. Elde edilen lapa, bir keten bezin üstüne yayılarak, hasta organın üstüne yatırılır, sargı bezi ile sarılır ve sıcak tutulur. Bu lapa kompresi gece boyunca etkilemeye bırakılabilir.

E) BİTKİ-BUHAR KOMPRESİ
İçinde su kaynayan bir kabın üstüne yerleştirilen süzgecin içine taze veya kurutulmuş bitkiler konduktan sonra, süzgecin üstü kapanır. Bir süre sonra , yumuşamış olan bu sıcak bitkiler bir bezin üstüne yerleştirilerek, hasta organın üstüne yatırılır. Hepsi, bir yünlü kumaşla örtülür ve başka bezlerle sıkıca sarılır. Hasta kişi üşümemelidir.Örneğin: Atkuyruğu buğu kompresleri çok etkilidir. Buğu kompresleri, iki saat veya gece boyunca hasta organın üstünde kalabilirler.

F) MERHEM VE YAĞ HAZIRLAMAK
İki avuç taze bitki ince kıyılır. 500 gr içyağı veya bir doğal margarin, sanki kızartma yapılacakmış gibi, bir kabın içinde kızdırılır. Bitkiler bu kızgın yağın içine atılarak karıştırılır, 1-2 dakika sonra ateş söndürülür, kabın kapağı kapatılır ve soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra buzdolabına koyulur. Ertesi gün, kap yine ısıtılır (kızartılmaz) ve bir tülbentten geçirilerek süzülür ve hazırlanmış olan merhem kaplarına dağıtılır.
Bitki yağı hazırlamak için, çiçekler veya yapraklar gevşek biçimde bir şişeye doldurulur ve bitkilerin iki parmak üstüne çıkacak miktarda, sızma zeytinyağı eklenir. 14 gün boyunca güneşte veya sıcak bir ortamda bekletildikten sonra tülbentten geçirilerek süzülür.

G) OTURMA BANYOSU
Tam banyo için, gerekli bitkiler geceden soğuk suya koyulur. Bir banyo için bir kova dolusu (6-8 litre) taze bitki veya 200 gr kurutulmuş bitki gereklidir. Ertesi gün bu miktar ısıtılır (kaynatılmaz) ve süzüldükten sonra banyo suyuna eklenir (küvet). Banyo süresi 20 dakikadır. Kalp ve göğüs bölgesi suyun dışında kalmalıdır. Ilık ya da sıcak su ile belirtilen sınırları aşmayacak şekilde doldurulmuş küvete bitki suyunu süzüp boşalttıktan sonra 20 dakika süreyle oturmalısınız. Bu esnada ilgili sayfalarda belirtilen bitki çayını da yudum yudum içebilirsiniz. Banyodan sonra kurulanılmaz ve durulanılmaz. Bir bornozun içinde, sıcak yatakta bir saat kadar yatarak dinlenilir.

Yarım banyo için, yarım kova (3-4 litre) taze bitki veya 100 gr kurutulmuş bitki gereklidir. Yarım banyonun hazırlanışı ve uygulanışı da aynı tam banyo gibidir. Ancak, banyo suyu böbreklerin üstüne kadar çıkmalıdır. Yarım banyo süresi de 20 dakikadır. Banyodan sonra kurulanılmaz ve bir bornozun içinde, sıcak yatakta bir saat kadar yatarak dinlenilir. İlgili sayfalardaki bitki özelliklerine uygun önerilere dikkat edilmesi gerekir.


Papatya

Papatya (Mayıs Papatyası Faydaları - Kullanımı)

 
 
 Mayıs papatyası (Matricaria chamomilla L.), ülkemizde adi papatya, babunç,  tıbbi papatya yada sadece papatya adlarıyla bilinir. Papatya; genelde balçıklı topraklarda, orman çayırlıklarında, eğimli topraklarda, tahıl, mısır, patates ve şalgam tarlalarında yetişir. Gitgide yaygınlaşan yapay gübre ve kimyasal ilaçların kullanımı yüzünden, çok değerli papatyamızın yaşama alanları her geçen gün biraz daha daralmaktadır. Fakat, kar yağışlı kışlardan ve yağmurlu ilkbaharlardan sonra alışılmıştan daha fazla yetişir. Yabani papatya ile arasındaki fark, sarı çiçek tabanının içinin oyuk ve kokusunun daha etkili ve hoş oluşudur. Çiçekler sapsız olarak, mayıstan ağustosa kadar, öğlen güneşinde toplanmalıdır.

Çocuklara özellikle, kramplarda ve karın ağrılarında papatya çayı içirilebilir. Papatya çiçeği, gaz birikiminde, ishalde, deri döküntülerinde, mide rahatsızlıklarında ve balgamlanmalarda yardım eder. Ayrıca, adet görme aksaklıklarında, adet görememe hallerinde ve daha başka nitelikteki,  dölyatağı (rahim)  şikayetlerinde, uykusuzluk, testis iltihabı, yüksek ateş, yara  ve diş ağrılarında yardımcı olabilir. Papatya, terletici, sakinleştirici ve kramp çözücü etkilere sahip olmasının yanı sıra, her tür iltihaplanmalarda ve özellikle mukoza iltihaplarında dezenfeksiyon ve iltihap kurutucu olarak kullanılabilir. Göz ve gözkapağı iltihaplarında, kaşıntılı ve akıntılı deri döküntülerinde dıştan kompres ve yıkama olarak, diş ağrısında gargara olarak ve ayrıca yaraların yıkanmasında kullanılır. Bir olay yüzünden kızgınlığa kapıldığınızda veya sinirlendiğinizde, hemen bir bardak papatya çayı içiniz; kalbiniz zarar görmeden, hemen sakinleşeceksiniz. Ağrılı bölgelere, kurutulmuş papatya ile doldurulmuş sıcak yastıklar koymak (Bitki Yastığı) da özellikle önerilir. Yatıştırıcı etki içeren papatya banyoları ve yıkanmaları da tüm sinir sistemini en iyi biçimde etkiler. Ağır hastalıklardan, bitkinlik hallerinden sonra kendinizi çok iyi hissetmeye başlayacak ve rahatlayacaksınız. Yüz ve cilt güzelliği bakımında da papatyayı unutmamalısınız. Kaynatılmış bitki suyu ile haftada bir kere yüzünüzü yıkayacak olursanız, cildinizin nasıl tazelendiğini ve sağlıklı bir renk kazandığını göreceksiniz. Saç bakımında da, özellikle saçları açık renk olanlar, kaynatılmış papatya suyu kullanmalıdırlar. Böyle yıkanacak olurlarsa, saçlarınız güzelleşecek ve göz okşayıcı parlaklık kazanacaktır. Papatya merhemi, basura karşı kullanılabilir.  Papatya buğusu kullanarak, nezle ve sinüzit kısa sürede iyileştirilebilir. Antik çağda bile, sinir ağrıları ve romatizma, papatya yağı ile masaj yapılarak tedavi ediliyordu. Eski bitki kitaplarında yazdığına göre, papatya yağı, organların yorgunluğunu alır ve kaynatılmış bitki lapası hasta mesanenin üstüne uygulandığında, ağrıları hafifletebilir.


Kullanım Biçimleri:

Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu çiçek, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (Kaynatılmaz), 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür.

Banyo katkısı: Tam banyo için dört avuç dolusu, yüz veya saç yıkamak için bir avuç dolusu papatya çayı haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra banyo suyuna eklenir.

Kompresler: Bir bardak kaynar süt, bir yemek kaşığı dolusu çiçeğin üstüne dökülür, demlenmesi için 8-10 dakika beklenir ve posası süzüldükten sonra sıcak sütle kompresler yapılır.

Bitki yastığı: Keten bezinden yapılmış bir yastık, kurutulmuş çiçeklerle doldurulur ve ağzı dikilir. Kuru bir tavda iyice ısıtılır ve hasta organın üstüne koyulur.

Papatya yağı: Güneşli havada toplanmış çiçekler, bir şişenin içine gevşekçe doldurulur ve üstüne sızma zeytinyağı, çiçekleri örtecek kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca, arada bir çalkalanarak ve kapağı açılarak, güneşte bekletilir. süre sonunda tülbentten süzülür ve koyu renkli şişelerde, serin bir yerde saklanır.

Papatya merhemi: 250g içyağı ( veya margarin ) tavada iyice kızdırılır ve iki avuç dolusu taze çiçek içine eklenir. Tavadakiler köpüklenmeye başlayınca karıştırılır, ağzı kapanarak serin bir yere bırakılır. Ertesi gün yeniden ısıtılır, tülbentten geçirilerek süzülür ve cam veya porselen merhem kaplarına aktarılır. Buzdolabında saklanmalıdır.

Papatya Buğusu: İçinde su kaynayan bir kabın üstüne yerleştirilen süzgecin içine, taze veya kurutulmuş bitkiler konduktan sonra, süzgecin üstü kapanır. Bir süre sonra , yumuşamış olan bu sıcak bitkiler çıkan buhar genize çekilir.


ciceklerde gübreleme

Bitkilerin beslenmesi kendileri için gerekli olan elementleri ya topraktan kökleri ile yada yapraktan almaları ile oluşmaktadır. Besin elementlerinin insan ve bitki gelişimi için çok önemli görevleri vardır. İnsanlar ve bitkiler, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için besin elementlerini almak zorundadır. Bu nedenle insan ve bitki arasında çok önemli bir bağ vardır. Bitki beslenmesinde her besin elementinin rolü farklıdır, bunların dengeli bir şekilde bitkiye uygulanması, insan beslenmesi açısından ise her besinin dengeli bir şekilde alınması gerekmektedir.

Ticaret gübreleri bitkiler için mutlak gerekli olan besin maddelerini kapsayan kimyasal bileşiklerdir. Gübrelerin toprağa uygulanmasında yani gübrelemeden amaç, her yıl çeşitli yollarla topraktan uzaklaşan bitki besin maddelerini tekrar toprağa kazandırmak, böylece bitki gelişmesi için uygun koşulları toprakta sağlamaktır .

Hayvan ve insanın doğada var oluşu bitkisel üretime bağlıdır. Dengesiz ve kalitesiz gübre kullanımı zaman zaman bitkisel üretimde sorunlar yaratmaktadır.

Besin elementlerinin insan ve bitki üzerindeki görev ve fonksiyonları çok farklıdır. Azot; insan ve bitkide birçok biomolekülün yapısında yer alır. İnsan ve bitki gelişiminde önemli fonksiyonları vardır. Azot insan ve bitki için bir yapı taşıdır. Eksikliğinde insanlarda önemli hasarlar meydana gelir, bitkide ise vejetatif gelişim durur.

Fosfor ve kalsiyum insanların büyümesi ve gelişimi için gerekli olan besin elementleridir. Kemiklerin sertleşmesinde, diş oluşumunda çok önemli görevlere sahiptirler. Eksikliklerinde raşitizm görülür, büyüme ve gelişme yavaşlar. Fosfor bitkide kök gelişimini ve hastalıklara karşı dayanıklılığı arttırır. Kalsiyum ise meyvenin olgunlaşmasını sağlar.

Demir insanda hemoglobin taşınmasında etkin bir görev üstlenir. Eksikliğinde kansızlık meydana gelir. İnsanların gereksinimi olan demiri büyük oranda bitkilerden almaktadır.

Çinko, büyüme, deride sağlamlık, immun sistemini ve iştahı arttırıcı etkilere sahiptir. Bitkide ise çinko, metabolizma olaylarını düzenleyen enzim sistemi için gereklidir.

İnsan sağlığı açısından hava, toprak, su ve bitki kirliliğinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Gübrelemenin bu ortamların kirlenmesine olan etkisinin bilinmesi; gübreleme-insan sağlığı ilişkileri yönünden büyük önem taşımaktadır. Gübreleme ile kirlenme olasılığının ortaya çıkabileceği en önemli biyosfer öğesi sudur. Sonuçta bitkiler bu kirlenmeden etkilenmektedir.

Gübrelemenin su kirlenmesine etkisi gübre ile toprağa verilen bitki besin maddelerinin topraktan uzaklaşarak sulara karışması sonucu, içme ve kullanma sularında ve hayvansal besin üretiminde kullanılan sularda konsantrasyonun artması şeklinde olabilir. Bu konuda üzerinde en çok durulan iki besin maddesi azot ve fosfordur. Sonuçta sularda ötrofikasyon olayı meydana gelmektedir.Gübreleme- su kirlenmesi ilişkisinden sonra üzerinde en çok durulan ikinci konu gübreleme-bitki kirlenmesi ilişkisidir. Ancak bitkilerde kirlenme oluşturan elementlere özgü vejetatif organlarında morfolojik simptomlar göstererek bu yönde tüketiciyi önceden uyarmanın yanında verim ve ürün kalite öğelerinde depresyonlarda meydana getirmektedirler. İnsan ve hayvan beslenmesi açısından gerçekten büyük önemi olan protein, vitaminler, mineral maddeler gibi unsurların bitkideki miktarının gübreleme sonucu arttığını ve kalitelerinin yükseldiğini belirleyen pek çok sayıda araştırma yapılmıştır. Gübrelemenin kaliteyi yükselttiğinin genellikle kabul edilmesine karşın aşırı gübre kullanımı sonucu, sağlık açısından zararlı bazı maddelerin bitkide miktarının da arttığı ileri sürülmektedir.

Bu konuda üzerinde en çok durulan, sağlık açısından zararlı etkileri tartışılan nitrit ve sekonder aminlerin bitki bünyesinde oluşturdukları nitrosaminlerdir. Yüksek kanser yapıcı maddeler olarak bilinen nitrosaminler ile özellikle azotlu gübreler arasında bir ilişki kurulmamasına karşın yine hayvan ve insan sağlığı üzerine bazı olumsuz etkileri söz konusu olan nitrat ve nitrit miktarının bitkide gübreleme ile artması bazı tereddütler yaratmıştır. Nitrat, insan ve hayvanlar için yüksek toksitesi olan bir unsur olmamakla beraber insanlarda her bir kg vücut ağırlığı için l5-70 mg nitrat azotu sınır olarak kabul edilmektedir. Bu konuda üzerinde daha çok durulan nitrittir. Bitkilerde genellikle serbest nitrite rastlanmamakta hasattan sonraki dönemde bakteriyel aktivite veya enzimatik aktivite sonucu bünyede nitrat nitrite dönüşmektedir. Nitrit nitrata oranla çok daha toksik olup vücut ağırlığının her bir kg�ı için 20 mg nitrit azotu bünyede zehir etkisi göstermektedir. Bu nedenle bitkilerin nitrat dolayısıyla nitrit kapsamının yüksek oluşu sonucu bazı ülkelerde hayvanlarda nitrit zehirlenmesinden sık sık söz edilmektedir. Yine insanlarda görülen ve methemoglobinemia adı verilen hastalığın nitritin kandaki hemoglobin ile birleşmesi sonucu meydana geldiği bildirilmektedir. Bitkilerde nitrat başka bir deyimle nitrit birikimi üzerine doğal olarak daha çok azotlu gübreler dikkati çekmekte, özellikle sebzeler ve mer�alara uygulanan yüksek düzeydeki azotun bitkilerde nitrat ve nitrit yığılmasına neden olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bilinçli kullanılması koşulu ile gübrelerin bu olumsuz etkileri söz konusu olmamaktadır.

Ticaret gübresi tüketiminin bazı ülkelerde olağanüstü artması ve bu miktarların gelecekte daha da artma eğiliminde olması bu ülkelerde kullanılan gübre miktarı ile insan sağlığı arasında istatistiki bazı ilişkiler aranmasına neden olmuştur. Çoğu ülkelerde gübre tüketimi ile insan sağlığı arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilecek bir değerlendirme yapılmamakla beraber Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı tarafından bu konuda geniş kapsamlı bir araştırma yapılmıştır (Çizelge I).

Çizelge 1. Çeşitli ülkelerde gübre tüketimi, ortalama insan ömrü, çocuk ölümleri ve ulusal gelir (Karaçal, 1980).

Ülkeler

Gübre kullanım Kg/ekim alanıx (ha)

Kg/kişi

Kişi başına ekim alanı (ha)

Ortalama insan ömrü (Yıl)

Çocuk ölümü 1000 çocuk xx

Ulusal Gelir ($)

Y. Zelanda

507

131

0,27

71

17,7

1706

Avustralya

56

76

1,35

71

18,2

1620

ABD

52

49

0,95

71

22,9

2883

Hollanda

464

45

0,10

74

14,4

1265

İsveç

100

43

0,42

74

13,3

2204

İngiltere

200

28

0,13

71

19,6

1451

İspanya

37

24

0,66

70

34,6

594

Japonya

205

18

0,06

71

18,5

696

Çin

183

15

0,08

65-70

22,2

85

Şili

18

12

0,63

-

107,1

515

B.Ar. Emirlik.

96

8

0,08

50-55

110-130

130

Meksika

22

6

0,26

58-64

61

412

Malezya

13

5

0,36

57-65

50

250

Guatamala

13

4

0,34

50-60

92

291

Hindistan

4

1

0,33

45

140

86

Gana

0,3

0,2

0,67

40-45

150-170

245

Haiti

2

0,2

0,08

35-45

110-130

80

x = N-P2O5-K2O toplamı

xx=Doğan l000 çocuktan l yıl içinde ölenlerin sayısı


Çizelgeden de anlaşılacağı gibi bu ülkelerde kişi başına gübre tüketimi ile kişi başına düşen ulusal gelir arasında lineer bir ilişkinin bulunduğu yani ulusal geliri fazla olan ülkelerin çok gübre kullandığı görülmektedir. Buna paralel olarak gübre kulanımı ile ortalama insan ömrü arasında da bir ilişkinin bulunduğu; çok gübre tüketen ülkelerde insan ömrünün az tüketenlere oranla daha uzun olduğu anlaşılmaktadır.Yine bir yıl içinde, çocuklarda ölüm oranı, çok gübre kullananlarda , az kullananlara oranla çok düşük bulunmaktadır.

Diğer sağlık koşulları yanında çizelgedeki değerlere bakarak çok gübre kullanan ülkelerde insan ömrünün kısaldığını, başka bir deyimle gübrelerin insan yaşamı veya yaşam ortamı üzerinde olumsuz etkisi bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Aksine az gübre tüketen ülkelerde insan ömrünün bu kadar kısa, çocuk ölümlerinin bu kadar fazla olmasını az gübre kullanımına, bunun sonucu olarak yetersiz besin maddeleri üretimine yani beslenme yetersizliğine bağlayabiliriz.

Gübrelerin insan sağlığına etkileri, bunların formları yanında topraktaki kimyasal ve biyolojik değişimlere bağımlıdır. Örneğin amonyum formunda verilen N nitrifikasyona uğramakta, nitrat daha sonra insanlarda methemoglobin hastalığına neden olmaktadır. Bazı gübreler ham maddelerinde insan sağlığı için olumsuz elementler kapsayabilirler. Örneğin, ham fosfatlar, uranyum, flor, kadmiyum içermektedir. Uranyumun böbreklerde akümüle olması sonucu nefropati hastalığı meydana gelebilir. Flora ise dişlerde mine hastalığı (florosis) ve kemiklerde kalınlaşmaya neden olabilir. Kadmiyum ise akciğer, böbrek, idrar yolları, prostat kanserine ve böbrek yetmezliğine neden olmaktadır. potasyumlu gübrelerde K-4O izotoplardan ileri gelen bir miktar radyoaktivite bulunmaktadır. Sonuçta fosfor ve potasyumlu gübreler bir miktar radyasyon içerdiği için bunların radyasyon etkisi söz konusu olabilir. Bazı gübreler mikrobesin elementi içerdiği gibi bazı gübrelere ise üretim aşamasında ağır metaller kontamine olmaktadır.

Bir mikrobesin elementi olan manganez fazlalığında insanlarda manganez nörotoksitesi oluşabilmektedir. Çinko ise fazla alındığında tüm organları tutan kanserler, çeşitli deri hastalıkları nefes yollarında tahriş ve zatürree, nefes almakta güçlük, akciğerlerde su toplaması ve kanlı balgam oluşturma gibi hastalıklara neden olmaktadır. Bakır fazlalığı ise akut gastrid irridasyonlar ve karaciğer sirozu meydana getirir. Bor fazlalığı gastrointestinal irritasyonlar ve testis atrofisi hastalığı oluşturabilir. Demir fazlalığı hemokromatosize neden olabilir. Ayrıca gübrelerin üretimi aşamasında korozyonla gübreye ağır metaller bulaşmış olabilir. Bunların da insan ve çevre sağlığı yönünden önemi bulunmaktadır.


|