limon | Gül Resimleri

Gül Resimleri

Çiçek Resimleri & Çiçek Çeşitleri & Çiçek isimleri & Şifalı Bitkiler & Bitkileri Tanıyalım

gül


Limon

Geliştirilen saklama teknikleri ve yatak limonculuğu sayesinde, yılın her zamanında limon adlı meyvesini piyasada bulabildiğimiz Limon ağacı, Turunçgiller’dendir (Narenciyeler). Anayurdu Hindistan ile Uzakdoğu ülkeleri olan limon ağacı, 12. yüzyılda Sicilya’ya getirilmiş, oradan Akdeniz havzasına ve daha sonra tüm sıcak ılıman iklimli bölgelere yayılmıştır.

Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde bolca yetiştirilen limon ağacı, 3-6 m. kadar boylanır ve kışın yapraklarını dökmez. Gövde ve dallarının kabuğu koyu gridir. Almaşık dizili, açık yeşil renkli, elips biçimli iri yapraklarının dokusu sert ve ucu sivri olur. Bazı limon çeşitlerinde ağacın yaprak koltuklarında sivri dikenler bulunur.

İlkbahar aylarında tek tek ya da birkaçı bir arada açan çiçeklerinin dışı pembemsi, içi beyaz renklidir. “Yediveren” limon çeşitleri, neredeyse yıl boyunca çiçek açar ve meyve vermeyi sürdürür. Genelde sonbahar mevsiminde olgunlaşan dışı açık sarı renkli limon meyvesi yumurta biçimli, bir ucu sivri çıkıntılı, içi sekiz-on bölümlü eti çok ekşi tatlı ve bol suludur.

Meyvenin içinde beyaz tohumları (çekirdekleri) yer alır. Bu tohumların biçimi oval ve bir ucu sivridir. Limon meyvesinin sıkılmasıyla elde edilen suyu, bazı çorba, yemek ve salatalara katılır. Limonatası yapılıp serinletici olarak içilir. Kimi sebze yemekleri ve reçeller yapılırken kararmamaları için içine limon suyu eklenir. Limon kabuğundan elde edilen esans, kozmetik maddeleri ve içki yapımında kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 mi. taze sıkılmış limon suyunun içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 7 kalori; 0,3 gr. protein; 1,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; eser miktarlarda yağ ve lif; 10,3 mgr. fosfor; 0,4 mgr. kalsiyum; 0,14 mgr. demir; 1,5 mgr. sodyum; 142 mgr. potasyum; 6,6 mgr. magnezyum; 0,02 mgr. B1 vitamini; eser miktarda B2 vitamini; 0.1 mgr. B3 vitamini: 0,06 mgr. B6 vitamini; 7 mcgr. folik asit ve 50 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda saydığımız besin değerlerinin yanı sıra;

o Limon, zengin C vitamini içeriğiyle iskorbüt hastalığını önler ve iyileştirir: Bu etkisinden yararlanmak için diyete bolca limon suyu katılır.

o Gene yüksek C vitamini oranı sayesinde birdenbire yükselen tansiyonun düşürülmesine yardıma olur: Bunun için yarım limon meyvesi bir bardak suyun içine sıkılır ve bu su içilir.

o Limon, içerdiği antioksidan maddelerle bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.

o İdrar söktürücüdür. İdrar yollarını temizler. Bu etkisinden yararlanmak için her şekliyle bolca limon suyu alınması yeterli olur.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Limon ağaçlan, tohumuyla (çekirdekleriyle) üretilebilir. Ancak bu yolla elde edilen çöğürden fidan ve ağaç elde edilebilmesi çok uzun zaman aldığından, genellikle limon ağacı, turunç anaçlarına istenen limon çeşitlerinin aşılanmasıyla çoğaltılmaktadır.

Oldukça uzun ömürlü ve üretken bir ağaç olan limonun fidanlarını karşımıza çıkan ilk üreticiden, çeşidini ve sağlık durumunu bilmeden satın almamız yanlış bir davranış olur. Bunun yerine inanılır ve güvenilir fidan üreticilerinden çeşidi belli ve sağlıklı fidanları almak gerekir. İlkbahar mevsiminde tüp içinde satılan böyle limon fidanlarım, hava sıcaklığı yükselip de toprak sıcaklığı 13 dereceye ulaştığında, bahçemizde açacağımız 30-35 cm. genişlik ve derinlikteki ocaklara dikmeliyiz. Limon ağaçları için ocak aralığı 7 m. olmalıdır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Tüm turunçgiller gibi, limon ağacının da önde gelen isteği, sıcak iklimli bir yerde yetiştirilmektir. Limon ağaçlarının yetiştirildiği yerde, hava sıcaklığının O derecenin altına düşmemesi iyi olur. Çünkü -8, -9 derecelerin altına düşen sıcaklıklarda, limon ağaçları donar ve ölür. Dayanamadığı en yüksek sıcaklıklar ise, 45 derece ve üzeridir.

Limon ağaçlarının gelişmesi 12 derece sıcaklıkta başlar. Ortalama 23 derece, limonun en hızlı geliştiği sıcaklıktır. 37-39 dereceden sonra limon ağacının gelişmesi durur. Soğuk ya da sıcak esen rüzgârlar limon ağaçlarını kötü yönde etkiler. Yörede esen hâkim rüzgârlara karşı rüzgârkıranlar kurulması yararlı olur. Ayrıca limon ağaçları, bulundukları yerin havasının nem oranından da etkilenir. Düşük nem oranları da limon ağaçlarının gelişim ve ürün verimini kötü yönde etkiler.

Toprak isteği: Tüm turunçgiller gibi limon ağaçları da en iyi, bol humuslu, derin, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu-tınlı ya da killi tınlı topraklarda yetiştirilir. İyice derinlere inen köklerinin oksijen gereksinimi fazla olduğundan, limon ağacı kesinlikle ağır topraklarda yetiştirilmemelidir. Limonun yetiştirildiği yerde taban suyunun, yüzeyden 1,5 m. aşağıda olması gerekir. Aksi takdirde toprakta drenaj işlemi yapılmalıdır. Toprağın kirecine karşı da duyarlı olan limon ağaçları için en uygun toprak pH’ı 5,5-6 olmalıdır.

Toprak işleme: Tüm turunçgiller gibi, limon ağaçlarının çok derinlere inen kökleri vardır. Ama, kök yapısının %90′ı, 0-90 cm. derinlikteki yüzlek toprak tabakasında yer alır. Bu nedenle toprak işlemesi yüzeyden 10 cm. derinliğe kadarki tabakada yapılmalı ve limonun kökleri kesinlikle parçalanmamalı-dır. Bahçenin, ilkbahardan başlayarak yılda dört kez, 15-20 gün aralıklarla çok yüzeysel olarak çapalanması yeterli olur. Böylece yabani ot mücadelesi sürdürülür. Ayrıca bu amaçla yabani ot öldürücü (herbisit) ilaçlar da kullanılabilir.

Sulama: Tüm turunçgiller gibi, limon ağaçlarının yıllık su gereksinimi de toprak ve iklim durumu ile ağaç gelişmesine bağlı olarak 800-1.200 cm. arasında değişir. Sulama dönemi olan nisan ortalarından ekim ayı ortalarına kadarki yedi aylık sürede, havaların kurak, sıcak ve yağışsız olduğu zamanlarda ağaçlara toplam 600-700 mm. su verilmesi gerekir.

Sulama yetersiz yapılırsa, limon ağacı köklerini toprakta yayar. Gelişimi yavaşlar, ürün verim ve niteliği düşer. Aşırı sulamada kökler havasız kalacağından kök çürüklüğü hastalığı oluşur. Yine ağacın meyve verimi ve niteliği düşer. Limon ağacının sulama zamanının gelip gelmediği en kolay şöyle anlaşılır: Ağacın yaprakları akşam saatlerinde güneş batmadan önce solgunluk gösteriyor ve gece canlanıyorsa sulama zamanı gelmiş demektir, öğle zamanında meydana gelen geçici solgunluğa aldanılmamalıdır.

Gübreleme: Tüm turunçgiller gibi, hepyeşil yapraklı limon ağacı da topraktan fazla besin kaldırdığından, gübreye gereksinimi çok olur. Ağaçlara, bulunduğu ortam, yaş ve gelişmelerine uygun ve dengeli gübreleme yapmak için bütün bu faktörlerin ortak etkisini ortaya koyan yaprak ve toprak analizleri uygulanmalı; buna göre verilecek azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübre miktarları saptanmalıdır.

Ayrıca limon ağaçlarına, eksikliği duyuluyorsa magnezyum, demir, mangan ve çinko da verilir. Limon ağacına, mineral gübrelerden başka, gerek görülürse iyi yanmış çiftlik gübresinin 2-3 yılda bir verilmesi de büyük yararlar sağlar.

Budama: Tüm turunçgiller gibi, limon ağaçlarına da şekil ve ürün budaması uygulanır ve genellikle bu ağaçlara kâse biçimi verilir. Şekil budaması ağaçların ürünlenmesiyle birlikte başlar. Turunçgillerden olan ağaçların budanması ustalık isteyen bir iştir. Bu nedenle budamanın, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından uygulanması olumlu sonuçlar verir. Ağaçların kurumuş, kırılmış, ezilmiş, hastalanmış, yaralanmış ve berelenmiş, yaşlanmış dalları kesilip çıkarılmalıdır. Ayrıca obur dalların da ayıklanıp çıkarılması gerekir.

Hasat (Derim): Tüm turunçgiller gibi, limon ağaçları da sonbaharda başlayıp ilkbahara kadar meyveler tam olgunlaştıkça hasat edilir. Hasatta meyveler elle tutulup sapı bükülerek kopardır ya da daha iyisi meyve sapı keskin bir bıçakla kesilir. Hasat sırasında dal uçları kesinlikle kırılmamalı; meyve toplama işi açık, kuru, güneşli ve ılık havalarda yapılmalıdır. Meyvelerin üzerinde çiy ve kırağı varsa bunların kuruması beklenmelidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Limon ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, en yakın tarım kurumuna danışılıp tavsiyeleri alınarak ve uygun koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.


Turunçgiller

TURUNÇGİLLER HANGİ İKLİMDE YETİŞİRLER

Prof.Dr. Mahmut AYFER
  Prof.Dr. Selahattin İREN
  Prof.Dr. Neşet KILINÇER
  Prof.Dr. Turan GÜNEŞ
  Yurdumuz, dünya turunçgil üretim alanının en kuzey
  sınırın dadır. Bu nedenle, turunçgil yetişen tüm
  bölgelerimizde, zaman zaman dondurucu düşük
  sıcaklık zararları görülür. Şu halde turunçgil
  yetiştiriciliğinde başarının ilk ve en önemli
  koşulu, bahçeleri, don tutmayan, ya da çok az don
  tutan yörelerde kurmaktır. Ayrıca bahçe yerinin
  soğuk havaya ve soğuk rüzgarlara açık yönlerde
  olmamasına dikkat edilmelidir.Bazı turunçgil tür
  ve çeşitlerinin soğuğa dayanımları da farklıdır,
  örneğin, limonlar dondurucu düşük sıcaklıklara çok
  dayanıksızdır.
  Portakal ve altıntoplar ise limonlardan biraz
  daha dayanıklıdırlar. Mandarinler ve özellikle
  Satsuma mandarini (Rize mandarini) belirtilen
  türler ve çeşitler arasında düşük sıcaklığa en
  dayanıklı olanlarıdır.
  Ayrıca, soğuk bölgelerde, toprak özellikleri
  elverişli ise, üç yapraklı portakal ağacı
  üzerine aşılı turunçgil fidanı kullanmak daha
  yararlıdır.
  Bazı turunçgil çeşitleri de, iklim ve toprak
  istekleri bakımından seçicidir. Ancak uygun
  koşullarda yeterli ve kaliteli meyve verirler.
  Örneğin Yafa portakalı, Mersin yöresi kıyı
  kuşağında üstün kaliteli meyve vermektedir.
  TURUNÇGİLLER HANGİ TOPRAKLARI SEVERLER?
  Turunçgiller, gevşek yapılı, verimli, orta
  derinlikte, süzek tokraklarda daha iyi yetişir.
  Turunçgil ağaçlarının kökleri yüzlektir ve
  çoğunlukla toprağın 60 - 65 santimetre
  derinliğine kadar yayılırlar. Dolayısıyla
  turunçgilleri derin olmayan topraklarda
  yetiştirmek mümkünse de, sulama ve gübreleme
  gibi uygulamaların tam zamanında ve gereği gibi
  yapılmasına özen göstermek gerekir. Suyun çok
  güç sızdığı ağır ve yapışkan çok killi topraklar
  sulama gübreleme gereksinimini arttırır. Üst
  toprağı gevşek, süzek ve kolay işlenebilir
  yapıda, alt toprağı da suyu tutacak derecede
  killi olan ve taban suyu yüksekliği bu- metrenin
  altında kalan yerler turunçgil yetiştiriciliğine
  çok elverişlidir.
  TURUNÇGİLLERDE TÜR VE ÇEŞİT SEÇİMİ
  Yeni turunçgil bahçeleri, bölgeye en iyi
  uyabilen, dış satıma ve aynı zamanda iç pazar
  isteklerine elverişli, standart biçimde
  kurulmalıdır. Kolay pazar bulmanın temel koşulu
  da budur.
  Portakallar arasında WASHiNGTON NAVEL portakalı
  erkenci çeşitlerin en iyisidir. Kalitesi,
  özellikle Antalya ve Muğla (Fethiye, Köyceğiz,
  Marmaris) yörelerinde daha iyidir. Bunun bir
  kardeşi olan THOMSON daha düzgün ve pürüzsüz
  kabuklu, fakat daha az sulu ve daha açık
  renklidir. YAFA portakalı ise iklim ve toprak
  istekleri ba-
  bakımından seçicidir.özellikler Mersin yöresinde
  iyi yetişir. elverişsiz koşullarda meyveler çok
  iri ve susuz, meyve kabuğu çok pürüzlü kalın ve
  kaba olur . Ağaçların verimi azalır VALANCIA geç
  olgunlaşan bir çeşittir (özellikle Mart ayın:
da)
  limon çeşitleri arasında en erken olgunlaşan ve
  daha çokta,
  dış satımda değerlendirilen .INTERDONATA’dır.
  LAMAS limonu Intcrcionata’dan sonra olgunlaşır
  ve Yatak limonu bittiği dönemde tüketilir.
  İTALYAN çeşidi La-mas gibi, kısa süreli
  muhafazaya elverişlidir. KÜTDÎKEN çeşidi uzun
  süre muhafaza edilir ve yurt içi limon
  gereksinimini karşılar.
  Mandarin çeşitlerinden SATSUMA, ihraç edilmesi
  ve soğuğa dayanıklı olması nedenleriyle daha
  yüksek kaliteli olur. Özellikle batı Akdeniz ve
  Ege kıyılan için uygun çeşittir. Bu arada
  CLEMANTÎ.NE de kaliteli, erkenci ve dış satıma
  elverişli bir çeşittir.
  Altıntoplar, sıcağa en fazla gereksinim gösteren
  turunçgil türüdür. Bu nedenle erken toplamaktan
  sakınmalıdır. Sıcak yörelere dikilirse kalite
  daha yüksek olur. MARSH, SEEDLESS ve THOMSON en
  iyi çeşitlerdir.
  TURUNÇGİL BAHÇESİNİN KURULMASI
  a) Bahçe Yerinin Seçimi
  \Turunçgil yetiştiriciliğinde başarının ilk
  koşulu, bahçenin en az don olan yörede
  seçilmesidir. Yüksek verim ve kaliteli ürün bu
  yerlerden sağlanabilir.
  Sürekli ve yeterli bir suyun varlığı ise
  turunçgil bahçeleri için çok değerli bir
  olanaktır. Orta derinlikte, hafif yapılı, kumlu,
  killi, iyi havalanır, geçirgen ve verimli
  topraklarda turunçgil meyveleri bol ve yüksek
  kaliteli olur. Kurutucu sıcak veya dondurucu
  soğuk rüzgarlara açık ve şiddetli fırtınalara
  dönük yerlerde turunçgil meyveleri çok zarar
  görür.
  b) Bahçe Yerinin Hazırlanması
  Düz alanlar, pullukla derince sürülür. Meyilli
  veya dalgalı bahçeler düzlenir veya teraslanır.
  Sulama tava veya karık yöntemi ile yapılacaksa,
  toprağın tesviyesi daha çok önem kazanır. Üst
  toprağın taşınması gerekebilir. Engebeli
  bahçelerde yağmurlama usulü sulama daha
  elverişlidir. Suyun göllenmemesi sağlanmalıdır.
  Dikim aralık ve mesafeleri, türe, çeşide,
  toprağın tipine, anaca ve yörenin iklim
  özelliğine bağlı olarak değişir. Genel olarak,
  portakal ve altıntoplarda 6-8 metre, limonlarda
  7 - 8 metre ve mandarinlerde 4 - 6 metre aralık
  ve mesafeye ihtiyaç vardır.
  c) Fidan Dikimi
  En iyi turunçgil fidanı, kökü 4-5 yaşında, iyi
  gelişmiş sağlam ve sağlıklı olandır. Fidanların
  daima en iyisi satın alınmalıdır.
  Fidanların en uygun dikim zamanı, genellikle
  Mart sonundan, Mayıs sonuna kadarki ilkbahar
  dönemidir. Erken dikilen fidanlar erken gelişir
  ve soğuklara daha dayanıklı olurlar. Fazla don
  tutmayan bölgelerde sonbahar fidan dikimleri de
  başarılıdır. Aslında turunçgil fidanları, hemen
  her mevsim dikilebilir.
  Dikimde fidan köklerinin kuvvetli güneş
  ışınlarına veya rüzgarlara bırakılmamasına büyük
  özen göstermek gerekir. Çünkü kökler çok
  hassastır, hemen kurur ve ölürler. Nemli
  tutulmaları zorunludur. Bu nedenle fidanlar
  topraklı sökülür. Çuvala sanlı olarak veya
  teneke ve plastikler içinde yetiştirilip
  satılır. Topraksız fidanlar nemli sandık veya
  balyalar halinde taşınmalı, hemen
  dikilmeyecek-lerse gölge bir yerde
  hendeklenmeli, üzerleri toprakla kapatılıp
  sulanmalıdır. Kurumanın önlenmesi için,
  yaprakların hemen hemen tamamı sökümle birlikte
  kopanlmalı ve fidanlar kesinlikle su içinde
  bırakılmamalıdır.
  Daha önce, çeşitli şekillerde açılmış çukurlara,
  dikim tahtaları kullanılarak dikilen fidanlar
  hemen sulanmalıdır. Fidanların çok derine
  dikilmemelerine büyük özen gösterilmelidir.
  Biraz yüksek dikmek, derin dikmekten daha
  iyidir. Aşı yeri tamamen toprağın üstünde
  kalmalıdır.
  Yeni dikilmiş fidanların sulanmasına özen
  gösterilmelidir. Fidanın etrafına yaklaşık
  120-130 santimetre çapında açılacak yalak,
  gerektiği zaman bol su ile doldurulmalı ve
  toprağın nem durumu titizlikle izlenmelidir.
  İlk yıllarda güçlü bir dal sisteminin oluşmasına
  yardımcı olunmalı, budama ile fazla kesimlerden
  kaçınmalı, iyi bir gelişmenin sağlanması ve dal
  kırılmalarının önlenmesi isteniyorsa, bir ilâ
  iki yaşındaki ağaçların meyveleri irileşmeden
  koparılmalıdır.
  TURUÇGİLLERİN BAKIMI
  a) Turunçgillerin Su İstekleri
  Turunçgil ağaçlan, yüksek kaliteli bol ürün
  verebilmek v büyüyüp gelişebilmek için, toprağın
  her zaman nemli olmasını isterler. Özellikle
  çiçeklenme ve meyve bağlama dönemlerinde
  turunçgil ağaçlan suya çok duyarlıdırlar. Su
  noksanlığı halinde önce çiçek ve meyvelerin,
  sonra yaprakların, daha sonra da dalların zarar
  göreceği unutulmamalıdır. Fazla nem de
  meyvelerin iri ve sulu olmalarına, kabuğun ince
  kalmasına ve tadının azlığına neden olur.
  Bahçeye su verme zamanının gelip gelmediğine,
  ağaçların susuzluk nedeniyle gösterdiği
  solgunluk belirtilerine bakarak karar verilir.
  Ancak solgunluk belirtisi hissedilir edilmez
  suyun hemen verilmesi gerekir. Çünkü biraz
  gecikilirse meyvenin büyümesi yavaşlar ve verim
  azalır. Bazı tecrübeli yetiştiriciler ağaç
  diplerinin, 10 -15 santimetre derinliğinden
  aldıkları toprağa bakarak sulama zamanını
  oldukça doğru biçimde belirleyebilirler. Son
  yıllarda, biri köklerin en fazla dağıldığı
  derinliğe, diğeri de sadece bazı köklerin
  inebildiği daha derin yerlere yerleştirilmiş iki
  tansiyometre ile, bahçenin sulanma zamanı tam
  olarak belirlenebilmektedir.
  Uygulanacak sulama yönteminin seçimine suyun
  miktarı, bahçenin düz, eğimli veya engebeli
  oluşu ile, toprağın yapısı büyük ölçüde etki
  eder. Bahçe, dikimden evvel suyun düzenli bir
  biçimde dağılmasına uygun şekilde düzeltilmiş ve
  tavalara ayrılmışsa, su bu tavalar içine
  verilebilir. Veya her iki ağaç sırası arasına,
  çoğu zaman geniş tabanlı üç karık açılıp su bu
  karıklara salınır. Karığa verilecek su, tüm
  bahçe toprağını kök derinliklerine kadar
  ıslatacak* miktarda olmalıdır.
  b) Turunçgillerin Budanması
  Turunçgiller genellikle, fazla budamaya
  gereksinim göstermez. Dallar sıklaşıp
  birbirlerini gölgelemeye başlayıncaya kadar kuru
  dalların ayıklanması ile hastalıklı ve obur
  dalların kesilmesi yeterlidir, ilke olarak,
  şekil budaması uygulayarak ağaçların normal
  şekil ve büyüklüğünü almalarına yardımcı olunur.
  Çünkü fazla budamalar ağacın hem verimini ve hem
  de gelişmesini olumsuz şekilde etkilemektedir.
  Kök zararları, don, ilaç etkileri ve hastalık
  veya zararlılar nedeniyle sürgün gelişmesinde
  durma, yaprak dökülmeleri ve dal kurumaları
  olmuşsa, kuvvetli bir sürgün gelişmesine kadar
  hiçbir kesim yapılmamalıdır. Yapılan
  araştırmalar göstermiştir ki, iyi gelişen
  sağlıklı bahçelerde yapılan fazla budamalar,
  ürünü azaltmaktadır. Şu halde, yaşlı bahçelerde
  dalların sıklaşmasını ve birbirini gölgelemesini
  önlemek için, her yıl veya iki yılda bir
  yapılacak hafif dal seyreltmeleri çok
  yararlıdır. Ancak limon ağaçlarının her yıl
  budanması gerekir ve bu uygulama limonların iri
  olmasını sağlar.
  En uygun budama zamanı kış sonudur, ilkbahar
  sürgün gelişmesi başlamadan önce budama
  tamamlanmalıdır. Budamanın sonbaharda veya
  şiddetli soğuklar geçmeden kışın yapılması
  sakıncalıdır. c) Turunçgillerin Gübrelenmesi
  Turunçgülerden en fazla verim ve en yüksek
  kalitede ürün elde edilebilmesi için, iyi bir
  gübrelemenin yapılması zorunludur. Toprağa hangi
  gübrelerin ne miktarda verileceği, denemelerle
  ve yaprak analizleriyle anlaşılır. Etkin ve
  ekonomik bir gübreleme.için yaprak analizleri
  yaptırmamız zorunludur. Bu analizi yapan
  kuruluşlar, hangi gübreleri, ne zaman ve ne
  miktarda kullanacağımızı da önermektedirler. Bu
  arada toprak analizleri yaptırmak da yararlıdır.
  Bu amaçla en yakın tarım kuruluşları ile
  işbirliği yapılmalıdır.
  Eğer bahçemizin yaprak analizleri yoksa, ağaç
  başına hangi gübreden ne kadar verileceğini
  aşağıdaki tabloya bakarak kararlaştırabiliriz:
  Azotlu gübre olarak amonyum sülfat kullanılır.
  Belirtilen miktarlara uyarak, birinci gübreleme
  Ocak ayının sonlarında yapılır, ikinci gübreleme
  Mayıs ortasında başlar, Haziran başına kadar
  sürdürülür. Son gübreleme ise Haziran biterken
  başlatılır ve Temmuzun sonunda tamamlanır.
  Fosforlu gübre olarak Trible Süper Fosfat
  kullanılır. Bu gübre Ekim - Kasım ayı içinde
  çiftlik gübresi ile 2 yılda bir verilir.
  Potasyumlu gübre olarak potasyum sülfat
  kullanılır. Bu gübre Ekim - Kasım ayı içinde,
  çiftlik gübresi ile 2 yılda bir kullanılır. .
  Çizelge 1. Akdeniz Bölgesinde Turunçgillerde
  Ağaç Başına Verilecek Gübre Miktan ve Zamanı:
  Fidandikiminden
  sonra geçen yol sayısıAzotlu
  gübreler(gram)Fosforlu gübrePotaslı
  gübre Çiftlik gübresi
  1. gübreleme- 2. gübreleme- 3.gübreleme
  (gram)(gram)(kg)

1. Yıl………….. 250………………
  125………….. 125
  …………………—-………—-…….—-
  2. Yıl………….. 500………………. 250
  ………….
  250………………..——……..—–…..—-
  3. Yıl……………750 ……………….375
  …………..375
  4. Yıl ………….1000
  ……………….500………….. 500
  ………… ………360 ……—…….40 .
  5. Yıl ………….1250……………….
  605…………. 625
  6. Yıl ………….1500……………….
  750………….. 750………………….
  540…. 600 ….60
  7. Yıl…………. 1750……………….
  875…………… 875
  ………………..—-…….—-…….—
  8. Yıl………….. 2000 ………………1000
  ……….. 1000…………………720
  ….800.. …80
  9. Yıl………….. 2250…………….. .1125
  …………1125
  ………………..—-…….—-……—
  10. Yıl…………. 2500…………….. 1250
  ………….1250……………….. 900..
  1000.. 100
  11. Yıl…………. 2750
  ……………..1375…………. 1375
  ………………..—……—…….—
  12. Yıl ………….3000
  ……………..1500………….
  1500………………..1000.. 1200.. 120
  Kaynak: R. Pamir ve Ş. Göral, Turunçgillerde
  Gübreleme, Turunçgiller Araştırma Enstitüsü
  Yayını, Antalya 1981′den değiştirilerek
  alınmıştır.
  Çiftlik gübresi her ağaca yaş başına 10 kg.
  hesabı ile ve iki yılda bir. Ekim ve Kasım ayı
  içinde verilir. Ancak fidan dikimi sırasında
  fosforlu ve potaslı gübrelerle birlikte çiftlik
  gübresinin temel gübre olarak verilmesine özen
  gösterilmeli ve unutulmamalıdır.
  Oniki yaşdan itibaren verilecek gübre miktarı,
  12′inci yıldaki miktarın aynıdır ve bu miktarda
  her yıl aynen devam edilir.
  Ayrıca, bakır, demir, manganez, çinko ve bor da
  ağaçların gelişmesi ile meyve verim ve
  kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu
  konularda da ilgili tarım kuruluşlarından bilgi
  alınabilir.
  Gübreler, meyveye yatmış bahçelerde sıralar
  arasına serpilmelidir.
  Turunçgillerde, meyve iriliği, kabuk kalınlığı,
  kabuğun düzgünlüğü ve rengi .meyvenin su oranı,
  besin maddelerinin yetersizliği veya
  fazlalığından çok etkilenir, Örneğin fazla azot
  meyveyi küçültür. Sofralık olarak pazarlanacak
  kaliteli ürün oranını düşürür. Meyve suyunu
  artırdığı için işlenmeye elverişli meyve oranını
  yükseltir. Meyve miktarı artar, fakat kalite
  düşer. Fazla potas meyvenin iri olmasını sağlar.
  Bu, bazen kaliteyi bozar. Bu nedenle bir kural
  olarak bahçeye verilecek potas miktarı azot
  miktarına eşit hesaplanır. Meyveler çok küçükse,
  azottan fazla potas kullanılabilir. Fazla fosfor
  da meyvenin kalitesiz ve kaba olmasına neden
  olur.
  d) Bahçe Toprağının İşlenmesi
  Genellikle, Şubat sonu ve Mart başlarında yani
  kış yağışlarından sonra, toprak diskle hemen
  işlenir ve bu işlem düzenli biçimde sürdürülür.
  Özellikle büyümenin hızlı olduğu Mayıs sonuna
  kadarki dönemde, yabani otların gelişmesine
  imkân verilmemelidir. Turunçgil ağaçları yüzlek
  köklü olduğundan toprağın işlenmesi sırasında
  köklerin kopmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca
  yüzlek toprakların mümkün olduğu ölçüde az
  işlenmesine özen gösterilmelidir. Yabani otlarla
  da, çeşitli ilaçlar kullanarak mücadele
  etmelidirler.
  TURUNÇGİL HASTALIKLARI VE BUNLARLA SAVAŞ
  Turunçgiller çeşitli hastalıklardan dolayı zarar
  görürler. Bu hastalıklar turunçgillerin kök,
  gövde, dal, yaprak ve meyvelerinde olur. Yeşil
  ve mavi çürüklükler de meyvelere zarar verir.
  Turunçgillere zarar veren başlıca hastalıkları
  şöylece açıklayabiliriz :
  a) Faraziler Olmayan Zararlılar
  Bunların en önemlileri don, susuzluk, demir,
  çinko ve bakır noksanlıklarıdır.
  Turunçgil türleri dona karşı hassastır.
  İçlerinde nispeten en dayanıklı olanı
  mandarindir. Sonra sırası ile turunç, portakal,
  greypfurt, limon gelir. Dona karşı bahçelerin
  korunması gerekir.
  Susuzluk, turunçgil ağaçlarının meyvelerinde
  çatlamalara neden olur ve bu yüzden yapraklan
  iyi gelişemez. Sulamalar zamanında yapılmalıdır.
  Kökte fazla rutubet, kök çürüklüklerini
  kolaylaştırır. Derin dikme sonucunda toprağın
  altındaki gövde kısmı ikinci bir kök sistemi
  teşkil eder ve böyle ağaçların ömürleri çok uzun
  olmaz. Dikimin uygun yapılması gereklidir.
  Demir noksanlığı yapraklarda sandan beyaza kadar
  anormal renk değişikliklerine neden olur. Çinko
  noksanlığı ülkemizde en önemli zararlı
  durumundadır. Çinko noksanlığında yapraklarda
  orta ve yan damarlar boyunca yeşil bir bölge ve
  bunun dışında ise jenk açıklığı görülür. Bakır
  noksanlığına bakirli ilaçların kullanılmadığı
  bazı bahçelerde rastlanır. Bakır noksanlığı
  nedeniyle meyvelerde ve kabuk içinde zamk
  lekeleri oluşur, sürgünlerde boğum aralan şişer,
  kıvrılmalar görülür.
  Çeşitli zararlara yol açan eksik gıda maddeleri
  usulüne göre, ya yaprağa püskürtülmeli, ya da
  kökten verilmelidir. Daha fazla bilgi için bölge
  tarım teşkilatlarına başvurulmalıdır.
  b) Dal ve Gövde Hastalıkları
  Dal ve gövde hastalıktan, ülkemizde en önemli
  turunçgil hastalığıdır. Bunlarında en önemlileri
  Uçkurutan ile Sürgün ve Yaprak Yanıklığıdır.
  Uçkurutan hastalığına yakalanan ağaçlarda
  sürgünler uçlardan itibaren gerîye doğru
  kururlar. Hastalık, dallara Sodyum Hidroksit
  sürülmek suretiyle kolayca anlaşılabilir. Bu
  taktirde hastalıklı dokular kırmızı renge
  dönerler. Mücadele için hastalıklı dallar
  kesilerek imha edilmelidir. Kesilen kısımların
  üzerine bir aşı macunu sürülür. Sürgün ve yaprak
  yanıklığı, bakteriyel bir hastalıktır. Hastalık
  taze sürgün ve yapraklarda yanıklık yapar.
  Sürgünler üzerinde uzunluğuna kahverenkli
  lekeler oluşur. Bu hastalığa karşı da hastalıklı
  dallar kesilip yakılarak mücadele edilir.
  c) Turunçgil Virüs Hastalıktan
  Başlıca Turunçgil Virüs hastalıkları; Göçüren,
  Kavlama, Palamutlaşma, Gözenek, Cüceleşme,
  Taşlama ve Tıkanıklıktır.
  Bu virüs hastalıkları, türlerine göre ağaçlarda
  cücelik, sararma, çalılaşma, gövde ve dallarda
  kabuk kavlamaları, anormal çukurluklar, kabuğun
  iç kısmında diken gibi çıkın tılar ve
  zamklaşmaya neden olurlar. Aşı yerlerinde şişme,
  yapraklarda küçülme, kıvrıl ma, mozayik lekeleri
  meydana getirirler. Ayrıca hastalık, meyvelerde
  döküme, şekil bozukluğuna, küçülmeye, renk
  bozukluğuna, sertleşmeye de neden olur.
  Virüs hastalıklarına karşı mücadele için tamamen
  virüs-süz damızlıklardan aşı kalemi almak,
  çekirdekten iyi cins turunçgil ağacı yetiştirmek
  gerekmektedir. Viıüslü ağaçlar sökülerek
  yerlerine sağlıklı fidanlar dikilmelidir.
  Göçüren hastalığı görüldüğü takdirde, bu gibi
  ağaçların derhal sökülüp yakılması, bu virüsü
  taşıyan zararlılarla kimyasal müca dele
  yapılması, uygun ve sağlıklı ağaç kullanılması
  ve dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi gerekir.
  TURUNÇGİL ZARARLILARI VE BUNLARLA SAVAŞ
  Turunçgillerin ülkemizdeki başlıca zararlıları
  ve bunlarla mücadele yöntemleri şöylece
  özetlenebilir.
  a) Limon Sıçanı
  Limon sıçanları ülkemizin turunçgil yetiştirilen
  bölgelerinde ve özellikle Ege bölgesinde bütün
  turunçgil tür ve çeşitlerinde önemli ekonomik
  zararlara neden olurlar. Limon sıçan larının
  kuyruğu vücudundan daha uzundur. Vücut uzunluğu
  15-20 santimetre, kuyruk uzunluğu ise 19-22
  santimetre kadardır. Sert tüylerinin rengi kızıl
  kahverengi, karnı ise kirli beyaz veya limon
  rengindedir. Vücut ağırlıkları ortalama 150
  gramdır. Genellikle geceleri beslenirler.
  Limon sıçanları meyve ağaçlarının gövde ve
  dallarını kemirir, kabuklarını soyarlar ve bu
  dalların kurumalarına neden olurlar. Daha sonra
  meyve döneminde ağaçlardaki limon, portakal,
  mandarin ve turunçların kabuklarım kemirir ve
  etli kısımlarını tamamen yerler. Ayrıca
  depolarda bulunan narenciye ürünlerine de aynı
  şekilde zarar verirler.
  Limon sıçanlarına karşı çeşitli tipte kapanlar
  kullanılarak mücadele yapılabilir. Ancak en
  etkili yöntem zehirli yemlerle yapılan
  mücadeledir. Bu amaçla 100 kg buğday 2.5 litre
  su ile nemlendirilir, üzerine 2.5 kg eritilmiş
  vazelin yağı döküldükten sonra 2.5 kg çinko
  fosfür ilave edilerek iyice karıştırılır.
  Böylece hazırlanan zehirli yem, güvenli bir
  yerde, beton veya kağıt zemin üzerinde
  kurutulur. Zararlıların bulunduğu yerlere küçük
  kümeler halinde bırakılır.
  b) Örümcekler (Akarlar)
  Bunların en önemlisi Kırmızı Örümcek olup, Ege
  ve Akdeniz Bölgelerinde bulunmaktadır. Çok
  küçük, oval, kırmızı renkte bir zararlıdır.
  Vücudu üzerinde ufak kabarcıklar bulunur,
  bunlardan uzun kıllar çıkar.
  Kırmızı örümceğin limonu tercih ettiği
  söylenirse de, tüm turunçgillerde zararlıdır.
  Yapraklarla, meyve ve genç sürgünlerde
  beslenirler. Beslendikleri yerlerde şekil ve
  renk bozukluklarına neden olurlar. Çok miktarda
  örümceğin bulunduğu yapraklar gümüşi renkten
  kahverengine kadar değişen çeşitli renkler
  alırlar. Meyveler grimsi san renge dünüşürler.
  Yaprak ve erken meyve dökümüne neden olurlar.
  Ağaçta kalan meyveler de cılız kalırlar. Sürgün
  faaliyeti zayıflar.
  Örümceklerle mücadelede ilaç kullanılırken çok
  dikkatli olmak gerekir. Bugün ülkemizde
  biyolojik savaş en etkili biçimde turunçgil
  zararlılarına karşı uygulanmakta, parazitlerden
  ve yararlı böceklerden en üst düzeyde, yine
  turunçgil bahçelerinde faydalanılmaktadır. Bu
  nedenlerle rasgele yapılacak ilaçlamalar, mevcut
  “Yararlı - Zararlı” böcek dengesini
  bozacağından, ileride ortaya daha büyük sorunlar
  çıkabilir. Bu nedenle ilaç kullanımından önce
  uzmanlara danışılması yararlı olur.
  c) Kabuklu Bitler ve Koşniller
  Bu böcekler turunçgillere önemli zararlar
  verirler. En önemli türleri şunlardır:
  Turunçgil Kırmızı Kabuklu Biti
  Turunçgil yetiştirilen bölgelerimizde çok yaygın
  ve önemli bir zararlıdır. Kırmızı bir kabuk
  altında yaşar ve kolayca tanınabilir. Çoğunlukla
  yapraklar ve meyveler üzerinde bulunurlar.
  Yaprakların ve meyvelerin, sararmasına,
  kurumasına ve dökümüne neden olurlar. Savaş
  yapılmazsa ince dallar ve sürgünlerde de
  kurumalar görülür. Genel olarak ağaç zayıflar ve
  ürün azalır. Ayrıca ürünlerin pazar değerleri de
  geniş ölçüde düşer.
  Turunç Virgül Kabuklu Biti
  Dişinin kabuğu, midye kabuğu şeklinde uzunca,
  oval 2 - 3 milimetre kadardır. Virgül şeklinde
  görülen kabuğa ağacın hemen her yerinde
  rastlanır. Rengi koyu kahverengidir.
  Yumuşak Vücutlu Koşnil
  San veya açık kahverenkli, oval ve yassı bir
  böcektir. Boyu 3 - 4 milimetredir. Gruplar
  halinde yapraklarda ve dallarda bulunur.
  Beslendiği yerlerde renk değişmelerine neden
  olurlar. Ballı madde çıkarırlar, yaprak ve
  meyveleri kirletirler.
  Yıldız Koşnili
  Kirli beyaz veya kırmızımtrak kahverenginde, 3 -
  4 milimetre uzunluğunda ve 2-3 milimetre
  genişliğindedir. Vücudundaki çıkıntılar nedeni
  ile Yıldız Koşnili adı verilmiştir. Üzeri mum
  salgısı ile örtülüdür.
  Bitki dal ve yapraklarını emerek zayıf
  düşürürler. Ayrıca ballı madde salgılayarak,
  yaprak ve meyveleri kirletirler.
  İncir Mumlu Koşnili
  incirlerin önemli bir zararlısı plan bu koşnil
  turunçgillerde de zararlıdır.
  Küre şeklinde 4 - 5 milimetre uzunlukta, 3 - 4
  milimetre eninde ve 2 - 3 milimetre yükseklikte
  kirli beyaz, grimsi pembe renklidir. Böcek
  ezilince kırmızı renkli bir sıvı çıkar, bu
  nedenle kanlı balsıra adı da verilir.
  Bitkinin zayıflamasına ve ballı madde de
  salgılayarak yaprak ve meyvelerin kirlenmesine
  neden olur.
  Turunçgil Unlu Biti
  Oval, 3 - 5 milimetre uzunlukta turuncu, san
  veya açık kahverengi, üzeri un gibi beyaz salgı
  maddeleri kaplı bir böcektir.
  Turunçgil Unlu’ biti, meyve yaprak ve dallarda
  beyaz kümeler halinde beslenir. Böceğin yoğun
  olduğu bahçelerde meyve dökümleri görülür.
  Meyveler cılız kalırlar. Yaprak ve meyvelerde
  lekeler görülür. Ayrıca ballı madde salgılarlar.
  Bu ballı maddeler üzerinde bazı mantarların
  gelişmesi sonucu gerek yapraklar ve gerekse
  meyvelerde is şeklinde kararmalar görülür.
  Ülkemizde turunçgillerde zararlı olan kabuklu
  bit ve koşnillerin pek çoğuna karşı biyolojik
  mücadele başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
  Bu zararlılara karşı ilaçlı mücadelede dikkatli
  olmak, çok zorunlu olmadıkça ilaç kullanmamak ve
  böylece bahçelerdeki yararlı böcekleri korumak
  gerekmektedir.
  Kabuklu bit ve koşnillerin pek çoğuna karşı
  bugün başarılı bir şekilde petrol yağlan (Beyaz
  yağlar) ile mücadele yapılmaktadır. Bu yağlar
  faydalı böceklere de fazla zarar
  vermediklerinden, her zaman tercih edilmelidir.
  98 litre suya 2 litre Beyaz yağ kanştınlarak
  ilaç hazırlanır. Hazırlanan ilaç iyice
  kanştınldıktan sonra, bekletilmeden
  kullanılmalıdır. İlaçlama mutlaka günün serin
  saatlerinde yapılmalı, sıcaklık gölgede 32
  dereceyi geçince ilaçlamaya son verilmelidir.
  Aksi takdirde ağaçlarda ilaç yanıkları görülür.
  Bahçede kükürtlü ilaç kullanılmışsa beyaz
  yağların kullanılabilmesi için en az 30 gün
  geçmesi gereklidir, ilaçlamadan önce özellikle
  yaz aylarında ağaçların sulanması icap
  etmektedir. Bu yapılmazsa ağaçlarda ilaç
  yanıkları görülebilir.
  ilaçlamaya ağacın iç kısmından başlanmalı, tüm
  dal ve yaprakların iyice ıslanmasına dikkat
  edilmelidir. Ağacın her tarafının ilaçla
  ıslanmasına özellikle özen gösterilmelidir.
  Hacın etkisi açısından, ilaçlama zamanının
  tayini önem taşımaktadır. Böceklerin yeni döl
  meydana getirdiği zaman ilacın etkisi yüksek
  olmaktadır.
  21 d) Akdeniz Meyve Sineği
  Turunçgillerin önemli bir zararlısıdır. Tüm
  Akdeniz ülkelerinde bulunmaktadır.
  Turunçgillerden başka elma, armut, ayva,
  şeftali, kaysı ve Trabzon hurmasında da zarar
  yapmaktadır. Meyvelerin çürümesine ye
  sararmasına neden olurlar.
  Akdeniz meyve sineği 5 milimetre uzunluğunda
  küçük bir sinektir (Şekil: 3). Bu sineğin
  kurtlan (larvaları) 6-8 milimetre uzunluğunda,
  bacaksız ve beyaz renklidir.
  Yumurtadan çıkan kurtlar meyve etinde
  beslenirler. Olgunlaşan kurtlar meyveyi
  terkederek toprağa geçerler. Bu zararlıların
  erginlerine karşı, mücadele, henüz yumurtlamadan
  önce yapılmalıdır.
  Son yıllarda bu zararlılara karşı, özellikle
  büyük ve kapama bahçelerinde, cezbedici (çekici)
  maddeler kullanılarak sıra veya dal ilaçlaması
  yöntemi uygulanmaktadır. Böylece hem daha az
  ilaç kullanılmakta ve hem de ilaçların yararlı
  böcekler üzerine etkileri azaltılmaktadır.
  22
  ilaçlamaya meyveler sararmaya yüz tuttuğu zaman
  başlanır ve hasada 20 gün kalıncaya kadar devam
  edilir. Normal bir ağaca 150 gr ilaç kullanılır.
  c) Siyah Turunçgil Yaprak Biti
  Turunçgiller üzerinde görülen değişik türden
  yaprak bitkilerinin en önemlisidir. Siyah ve
  kızıl - kahverenginde ve 2 milimetre boyundadır.
  Çoğalma gücü çok yüksektir. İlkbahar ve
  Sonbaharda daha çok görülür. Ege ve Akdeniz
  Bölgelerinde yaygın olarak bulunur.
  Yaprak biti, yaprakları emer, onların
  sararmalarına, kurumalarına ve kıvrılmalarına
  neden olur. Ayrıca çıkardığı ballı maddeler
  üzerinde bazı mantarların gelişmesi ile de,
  yaprak larda kirlenme ve kararmalar görülür.
  Fakat en korkulan zararı, bazı virüs
  hastalıklarını taşıması ve bu-laştırmasıdır.
  Siyah Turunçgil yaprak biti 30 derece sıcaklığın
  üzerinde gelişemediği için, yaz ayla rında
  Akdeniz Bölgesinde zararlı değildir. Ancak
  ilkbaharda zarar yapabilir. Akdeniz bölgemizde
  bu zararlının doğal düşmanı olan pek çok yararlı
  böcek bulunmaktadır. Özellikle bazı gelin
  böcekleri çok etkilidir. Bu nedenle zorunlu
  kalınmadıkça kesinlikle ilaçlama yapılmamalı ve
  bu zararlı, doğal düşmanları ile baskı altında
  tutulmaya çalışılma lıdır. ilaçlamaya çok
  zorunlu
  durumlarda başvurulabilir, Sadece zararlının
  bulunduğu ağaç ve dalların ilaçlanması bir
  dereceye kadar faydalı böcekleri
  koruyabilir.Ayrıca faydalı böceklere daha az
  zararlı ilaçlının seçilmesine de özen
  gösterilmelidir.
  TURUNÇGİL MEYVELERİN HASADI
  Turunçgil meyveleri henüz yeşil renkli iken de
  toplanabilmektedir. Bu nedenle uluslara rası
  olgunluk standartlarında, özellikle meyve suyu
  oranları dikkate alınmıştır, örneğin limon,
  mandarin ve altıntoplarda, hatta bazı
  portakallarda belli ölçülerde yeşil renkli mey
  velerin pazarlan-ması uygun görülmüş ancak su
  kapsamları da belirlenmiştir.
  Birleşik Milletler, Avrupa Ekonomik Komisyonu
  (UN-ECE) tarafından belirlenen en az su oranları
  şöyledir :
  Limonlarda % 25, Satsuma Mandarinde % 33,
  Clemantine Mandarininde % 40, diğer
  mandarinlerde % 33, Thomson göbekli
  portakallarda % 30, Washington göbekli porka
  llarda % 33,diğer portakallarda % 35,
  Altıntoplarda % 35.
  “-
  Turunçgil meyveleri en az bu belirtilen
  oranlarda su bulundurdukları zaman ağaçlardan
  koparılabilir.
  Hasat (Derim), sofralık olarak pazarlanacak
  yüksek kaliteli çeşitlerde meyve saplan makasla
  kesilerek yapılmalıdır. Makas kullanılmayacaksa,
  meyve avuç içine alınıp hafif döndürüldükten
  sonra yukarı doğru itilerek koparıl-malı,
  çekerek alınmamalıdır. Turunçgil meyvelerin
  kabuklan, hasat zamanında ve özellikle erkenci
  çeşitlerde olağanüstü körpe, gevrek ve
  gergindir. En küçük basınca karşı duyarlıdırlar.
  Zedelenir, berelenirler. Daha sonra da
  buralardan çürümeye başlarlar. Bu nedenle
  toplayıcılar bir yumurta eller ve taşır gibi
  meyveleri çok dikkatli tutmalıdırlar. Aynı
  zamanda meyveler yüksekten dökülmemeli ve
  çarpmamalıdır. Toplama kapları ve taşıma
  kasaları keskin kenarlı ve çatlak olmamalıdır.
  Makasla kesilen meyvelerde de dışarı taşan sap
  parçası taşıma ve işleme sırasında birçok
  meyveyi zedeleyebilir.
  Kasalar özenle taşınmalı ve içindeki meyveler
  bir gece veya 24 saat bekletilip biraz
  soldurulmalı, kabuk yüzeyindeki gerginlik
  kaybolduktan sonra boylama ve diğer işlem lere
  geçilmelidir. Turunçgil meyvelerimizin yabancı
  ülkelere çürük ulaşmalarının başlıca nedeni,
  hasada gereken önemi vermememizdir.


Çiçeklere yer açın…

Çiçeklere yer açın…

      Evlerde yetiştirilen çiçekler bir türlü bahçelerdeki gibi olmuyor. Nedeni ise bahçenin rüzgar, bakı ve gölge şartlarının balkonlarda oluşmaması. Bu nedenle saksı çiçekleri daha kısa ömürlü oluyor.

Sıcak havalar ile birlikte hemen hemen her köşe rengarenk açan çiçekler ile süslendi. Sardunyalar, yukkalar, begonyalar, laleler. Peki ya siz evinizi ya da balkonlarınızı süslediniz mi? İşte size çiçekler ile ilgili bir kaç küçük ipuçu.

Balkonunuza, güzel kokulu bu çiçekler çok yakışacak
      Ortanca, açelya, kamelya, lavanta, yasemin, kanarya gülü, ağaç minesi, filbahri, zakkum, leylak, kartopu, morsalkım, yasemin, tatar hanımeli (sarılıcı olan türü, güzel bakılırsa balkon demirlerini ve duvarları sarar), meilland gülleri (kokusuz peyzaj gülü), yediveren gülleri.

Ayrıca, kazayağı, buz çiçeği, lale, begonya, aslanağzı, Meryem Ana kandili, gardenya, hazine çiçeği, çuhaçiçeği, camgüzeli, sakız sardunyası, süsen, petunya, ipekçiçeği, ateşçiçeği, kadife çiçeği, hercai menekşe ve lale türleri de balkonunuzu çiçek bahçesine çevirebilir. Camekanlı balkonlara limon ve portakal ağaçları çok yakışır. Ancak yetişmeleri için iyi ışık almaları ve Akdeniz iklimine göre nem ayarının olması gerekir.

Menekşe yetiştirmek gerçekten emek istiyor
      Bitkilerin, nemini kaybetmeyecek şekilde sulanması gerekir. İşte menekşede de bu ince ayara çok dikkat etmek büyük önem taşır. Yazın 3 günde bir sulanması, suyun yaprak ve köküne değmeden doğrudan toprağa konması, güneş alması ve suyunu hiç kaybetmemesi gerekir.

Oturma odanız için çiçeksiz yeşil bitkiler ideal
      Özenle aranje edilmiş, koltuk ve halılarınızın rengiyle uyumlu buketler, odaya farklı bir hava katar. Ama siz sadece yeşil bitkiler seviyorsanız, salon çiçekleri tabir edilen çiçeksiz bitkileri de tercih edebilirsiniz.

Yatak odasına yapma çiçekler
      Çiçekler, geceleri karbondioksit verdikleri için yatak odalarında çiçek bulundurulması pek tavsiye edilmez. Ama ille de sabahları mutlu ve enerjik uyanmam için çiçek şart diyorsanız, o halde siz de yapma çiçekleri kullanabilirsiniz.

Kapıyı açtığınızda mis gibi kokan çiçekler karşılaşın sizi
Misafirlerinizi güleryüzünüzle birlikte çiçeklerle karşılamak için, evinizin girişi eğer aydınlıksa yani güneş alan bir yerse canlı çiçekler, karanlık bir girişi varsa da o zaman yapma çiçekleri kullanabilirsiniz. Koridorların da uygun yerlerine veya duvarlarına yerleştirilmiş çiçekler, evinize neşe ve canlılık katar.

Mutfaklarınız da, banyolarınız da çiçek açsın
      Rengarenk, küçük saksı çiçekleri mutfaklara da neşe getirir. Tezgahta, masada, rafta. Sabah kahvaltınızı, akşam yemeğinizi, komşu muhabbetini şenlendirir, içinizi ısıtır, ruhunuzu tazeler.

Ya banyolar? Düşünün tasarımı gayet modern bir banyonuz var ama bir şeyler eksik. Mesela aynanın önünde, dolaplardan birinde, belki de kapının kenarında. Şık dekore edilmiş banyoları renkli, fazla ışık istemeyen, nemli ortamlara alışık çiçeklerle baştan yaratabilirsiniz.


Limon

 

LİMON

Latince ismi : Citrus

Bilimsel sınıflandırma

Alem:
 Planae

Bölüm:
 Magnoliophyta

Sınıf:
 Magnoliopsida

Alt sınıf:
 Rosidae

Takım:
 Sapindales

Familya:
 Rutaceae

Cins:
 ”Citrus”

Tür:
 C. × limon

Binominal adı

”Citrus × limon”
(L.) Burm.f.

Limon, ılıman iklime sahip bütün memleketlerde kültür şekilleri yetiştirilen yaprak dökmeyen, uçucu yağ taşıyan küçük ağaçların meyvesidir. En çok bilinen Narenciye türlerinden biridir.

Yumurta biçiminde, kabuğu güzel kokulu, suyu ekşi olan meyvedir. Kabuklarından limon esansı çıkarılır. C vitamini, şeker, müsilaj, sitrik asit ve tuzları bakımından zengindir.

Kullanıldığı yerler:
Ateşi ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır. Gribin çabuk atlatılmasını sağlar. Mide, bağırsak ve idrar yollarındaki mikropları öldürür. Gıda zehirlenmesini önler. İdrar söktürür. Böbrek ve mesane kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Yüzdeki sivilceleri geçirir. Cildin güzelleşmesini sağlar. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Dişleri beyazlatır ve diş etlerini kuvvetlendirir. Nezlede şikayetleri geçirir. Skorbüt hastalığında faydalıdır. Boğaz ve bademcik iltihaplarının giderir. İshali keser. Kansızlığı önler. Fazla aybaşı kanamasını önler. Nasırları söker. Mide ağrılarını dindirir. Baş ağrılarını ve vücut ağrılarını keser. Yüz çillerinde faydalıdır.

LİMON NEDEN EKŞİDİR?

Bu soru ‘limonun ekşi olmasına yol açan nedir’ şeklinde sorulsaydı cevabı basitti, ‘içindeki asit oranı.’ Ekşiliğin asit oranının yüksekliğinden kaynaklandığı kabul edilir ama ikisi arasındaki bağ bu kadar basit değildir. Değişik asitler farklı tatlardadırlar. Ekşilik asidin miktarı ve çeşidinin yanı sıra gıdanın diğer bileşenleri özellikle şekerlerin varlığı ile de ilgilidir.

‘Limonun tadı niçin ekşidir’ sorusunun cevabı ise tam belli değildir. Tabiat kurallarına göre limonun ekşi olmaması gerekiyor. Limon parlak renkli, hoş kokulu bir meyvedir. Meyve ise bitkide tohumlan taşıyan organdır. Genellikle tatlı, sulu ve etli olur. Meyvelerin en temel görevlerinden biri tohumların olabildiğince uzak bir alana yayılmalarını sağlamaktır. Böylece tohumların ana bitkinin dibine düşerek onun besinini bölüşmesi ve burada çimlenen fidelerin sıkışık biçimde büyümeleri önlenmiş olur.

Bazı meyve türlerinde tohumlar paraşüte benzeyen tüy demetlerinin yardımıyla uçarak bitkiden uzaklaşırlar. Bazı kuru meyveler kendiliklerinden yarılıp açılırlar ve bitki rüzgarda sallandıkça tohumlan çevreye saçılırlar. Bazıları ise birdenbire patlayarak tohumlarını hızla çevreye fırlatırlar. Doğadaki meyvelerin çoğunluğunda ise tohumlar başta kuşlar olmak üzere çeşitli hayvanlar tarafından çevreye yayılırlar.

Meyveler parlak renkleri, hoş kokuları ve tatları ile hayvanların dikkatlerini çekerler. Hayvanlar, yedikleri meyvelerin etlerini sindirip sert çekirdeklerini yani tohumlarını dışkılarıyla kilometrelerce öteye atarlar. Böylece tohumların çok uzaklara yayılmalarına aracı olurlar.

Limon meyvesinin etli içi o kadar ekşidir ki, insanlar tarafından doğrudan yenmez, daha çok sıkılarak yemeklere, salatalara, içkilere katılır. Öyleyse limonu diğer meyvelerden ayıran nedir? Niçin tadı, hayvanların ilgisini çeksin, tohumları dağılabilsin diye tatlı değildir?

Aslında limonun ekşi tadından hoşlanan başta maymunlar olmak üzere birçok hayvan vardır. Bunların gerçekten ekşi tattan hoşlandıkları için mi limon yedikleri yoksa vücutlarındaki C vitamini dengesini sağlamak için içgüdüsel olarak mı böyle davrandıkları tam bilinmemektedir.

Anayurdunun Hindistan’ın kuzeybatı kesimleri olduğu sanılan limon ağaçları yüzyıllardır Güney Asya’da ve Anadolu’da yetiştirilmektedir. 12. yüzyılda Araplar tarafından İspanya’ya götürülmüş ve oradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Turunçgillerin en önemli özelliği eski çağlardan beri insanlar tarafından bilinçli olarak yetiştirilmeleridir.

Turunçgiller ailesinin fertlerini yani limon, portakal, turunç ve greyfurtu ticari olarak sınıflandırmak oldukça kolaysa da türlerin bitki bilimi açısından ayırt edilmesi son derecede güçtür, çünkü günümüzde birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilen turunçgiller fertlerinin yüzyıllar boyu melezlenerek nasıl oluştuklarını, hele tabiattaki ilk hallerini kestirmek zordur.

Limon ağaçları hala üstün nitelikli ağaçlardan alınan sürgünlerin dayanıklı anaçlarla çapraz şekilde aşılanmaları yolu ile çoğaltılırlar. Bu iş için de anaç olarak genellikle tadı ekşi ve acı olan turunç ağaçlan seçilir.

Görünen odur ki, limona ekşilik tabiat tarafından verilmemiştir. Muhtemelen ilk limonlar tatlıydı. Tohumlarının saçılması için artık hayvanlara ihtiyacı kalmayan limon, insanlar tarafından sürekli aşılanarak istenilen özelliği kazanması sağlandı ve ekşi hale getirildi

SAĞLIKTA LİMON

Dolaşım sorunlarına limon suyu eğer dolaşım sorunlarından yakınıyorsanız limon günlük beslenmenizde yer almalı. Her gün yarım limon suyunu ılık suya ekleyip balla tatlandırın.

Yorgunluğa karşı limonata
Spor yapanlar için bir bardak ılık suya ilave edilmiş birkaç damla limon suyu hem susuzluğu gideriyor hem de terleme ile kaybedilen mineralleri geri kazandırıyor. Özellikle bal ya da şeker eklenmiş limonata, ani enerji verici etkisiyle spor sonrası için ideal.

Strese karşı limon yaprağı

Limonun rahatlatıcı etkisi var. Birkaç taze limon yaprağını 2 bardak suda haşlayıp süzün. Bal ilave edip ılık olarak günde birkaç çay bardağı için. Stresten uzak durmak için limon yaprağı çayı kürünü birkaç hafta devam ettirin.
İştahsız çocuklara birkaç damla limon suyu
Çocuğunuz iştahsız ise yemeklerden önce birkaç damla limon suyu içirin. Bu mideyi etkileyip iştahını artıracaktır.

Hazımsızlığa limon çayı
1 limonu dilimleyin ve üzerini örtecek kadar su ekleyip kaynatın. Süzüp ılık olarak için. Ya da sıcak suya birkaç damla limon suyu damlatıp 1 çay kaşığı şeker ile tatlandırın ve 1 hafta boyunca her gün 1-2 bardak sıcak olarak için.

Mide bulantısına
Mide bulantısından şikayetçiyseniz 3-4 limonu dilimleyip çaydanlığa alın. Üzerine 1 litre su ilave edip kaynatın. Süzüp sıcak olarak için
LİMON, İLAÇ GİBİDİR

Limon ilaç gibidir ve faydası sayılamayacak kadar çoktur.

Bunlardan bazıları:

ağız kokusunu giderir,

kalp çarpıntısını teskin eder,

balgam yaptırmaz,

karaciğerdeki harareti söndürür,

safrayı söktürür,

basur hastalığına iyi gelir,

iştahı arttırır, ağrı ve sızıyı dağıtır,

mide bulantısını önler,

cilde sürülünce güzelleştirir,

kusmaları keser,

yüzdeki çillere faydalıdır,

hazmı kolaylaştırır,

parlatıcı ve temizleyicidir,

şişkinliği giderir,

mürekkep lekesini çıkarır,

mideyi kuvvetlendirir,

kabuğu güvelenmeye engel olur,

Susuzluğu teskin eder,

kabuğu yakılınca odayı temizler


|