nane | Gül Resimleri

Gül Resimleri

Çiçek Resimleri & Çiçek Çeşitleri & Çiçek isimleri & Şifalı Bitkiler & Bitkileri Tanıyalım

gül


Baharatları Gruplandıralım.

BAHARATLAR

Baharatlar 7 ana grupta incelenir:

1- Köklerinden faydalanılanlar : Kara turp, kırmızı turp gibi.
2- Gövdelerinden faydalanılanlar :
Zencefil, tarçın gibi.
3- Yapraklarından faydalanılanlar :
Nane, kekik, merzengüç, maydanoz, defne gibi.
4- Soğan yapısında olanlar :
Mutfak soğanı, sarımsak gibi.
5- Çiçeklerinden faydalanılanlar :
Karanfil gibi.
6- Meyvelerinden faydalanılanlar :
Kimyon, anason, karabiber, kırmızı biber, vanilya gibi.
7- Tohumlarından faydalanılanlar :
Hardal, küçük hindistancevizi gibi.


Nane

NANE

 

Latince ismi : Mentha piperita

Bilimsel sınıflandırma

Alem:

Plantae

Şube:

Magnoliophyta

Sınıf:

Magnoliopsida

Takım:

Lamiales

Familya:

Lamiaceae

Cins:

Mentha

Tür:

M. × piperita

Nane (Mentha x piperita) tıbbi faydaları en fazla olan bitkilerden biridir. Dünyanın her yerinde birçok çeşidi yetişebilir. Yaprakları ve çiçekli uç kısmı kullanılır.

%1-3 oranında mentol, menton, flavonoidler, fenoller, triperten ve tanen içeren uçucu yağ taşır.

Sindirim sistemi

Nane sindirim sistemi için iyi bir bitkidir. Safra ve mide sekresyonunu uyarır, hazımsızlık ve gaz şikayetlerini hafifletir. Mide bulantısını önler. Antispazmodik özelliği sayesinde mide ağrıları ve gazdan doğan barsak kramplarında etkilidir. Kabızlık ve ishal şikayetlerinde de bu etkisini gösterir. İyi bir sindirim için yemeklerden sonra bir fincan nane çayı alınması önerilir.

Enfeksiyonlar

İçerdiği esansiyel yağlar antiseptik ve mantarları öldürücü özellik taşırlar. Bu özelliği gastroenteritlerde etkili olmasının bir başka sebebidir. Birkaç damlası ile bronşitli hastalarda göğüse, farenjitli hastalarda boğaza ve sinüzitli hastalarda sinüslerin üstüne yapılacak masaj etkili olur. (Bu masaj geceleri yapılırsa uyumayı engelleyebileceğinden sabahları yapılması tavsiye edilir.) Uyarıcı özelliği vardır.

Ağrı Kesici

Deriye uygulanmasıyla ağrı kesici özelliği vardır. Baş ağrılarında suyla karıştırılmış nane yağının 10 dakikalık uygulaması yeterlidir. Burkulmalarda da nane yağı ile masaj faydalı olur

Labiatae familyasında dahil olan nane, diğer uçucu yağ içeren bitkiler gibi kuvvetli kokuludur ve eskiden beri tanınan bitkidir. Nane Avrupa ve Asya kıtasında yayılma gösterirken 19. yy başlarında Alman göçmenler tarafından Amerika’ya götürülmüş ve orada geniş yayılma alanı bulmuştur.


Nane çok polmmorf bir bitkidir ve bunun 15-30 kadar Subgenustur. Ayrıca nane vegetatif üretme olanağına sahip olduğundan, her subgenu’ta çok sayıda tipler bulunmaktadır. Nane cinsi çok aromatiktir. Ancak uçucu yağın bileşimi aynı değildir. Mentha pulegium’un dahil olduğu subgenus pulegium’un uçucu yağında esas maddesi ise Menthol ve Menthon’dur.
Bu iki subgenus sitolojik olarak da birbirlerinden temel kromozom sayıları bakımından farklılıklar gösterirler.
İki subgenus arasında melezleme oldukça güç olmasına karşın kendi grupları içinde bir çok melezler vardır.
Nane cinsinin sistematiği form zenginliğinden dolayı henüz tamamlanmış değildir. Kültürü yapılanların yanında kültüre alınmamış çok sayıda türleri vardır.
 

Mentha piperita L.

Türkçe : NANE, İNGİLİZ NANESİ
İngilizce : Peppermint
Almanca : Pfeffeminze
Fransızca : Mentha poisree

 

Tanımı

Kökeni ve Yayılışı : Melez olan ve vegetatif olarak üretilen İngiliz nanesi özellikle İngiltere ve Kuzey Amerika’da üretilmekte, ancak daha sonraki yıllar bütün Avrupa’ya yayılmıştır.

 

Botanik Özellikleri : Sathi köklü olan M.piperita çok yıllıktır. Toprak üstü ve toprak altında çok sayıda uzun sürgünleri yayılır. Gövde dik, yarı dik veya yatık olabilir. Normal şartlarda 40-70 cm, çok iyi şartlarda 100 cm’ye yükselebilir. 4 köşeli yarı dallar çıplak veya çok ince tüylerle kaplıdır. Ana yapraklar 0.5-1.5 cm uzunluğunda saplara sahiptir. Yapraklar uzunumsu yumurta şeklinden uzun lanzet şekline kadar değişebilir. Genellikle uzunluk 2-7 cm, genişlik 1-3 cm’dir. Yaprak kenarları hafif dişlidir. Yapraklar çıplak veya hafifi tüyüdür. Özellikle alt kısımlarda ve damar kenarlarında tüyler bulunmaktadır.


Leylak renginde, küçük iki parçalı çiçekler başak görünüşünde ve kümeler halinde toplanmıştır. Çiçeklerin çanak yaprakları çan şeklinde ve çok hafif dişlidir. Belirli şekilde oyukludur ve çok sayıda yağ drüzelerini ihtiva eder. Meyve 4 tohumlu cevizciktir. Açık renkli bağlantı noktası ile mentha cinsi buna yakın cinslerden kolaylıkla ayırt edilebilir.

 

Kültürü

İklim ve Toprak İstekleri : Nane subtropik ve ılıman iklimlerde ve hemen hemen bir çok toprak tiplerinde yetişir. Ancak nanenin menşei düşünüldüğünde özellikle nemli bölgelere daha iyi adapte olacağı sonucuna varılır. Fakat nane uzun süren güz kuraklıklarına dayanabildiği gibi soğuklara karşı mukavemeti de fazla olduğundan soğuk bölgelerde de yetişebilir. Toprak istekleri yönünden çok seçici olmamakla beraber nemli ve humusça zengin yerleri tercih eder. Ayrıca menthol teşekkülü bakımından hafif topraklar daha uygundur. PH bakımından en uygun değerinin 5-7 olduğu zamandır.

 

Yetiştirme Tekniği : Nane bir melez olduğundan generatif organlarla yetiştirilmesi genel olarak yapılmaz, hatta bir çok ülkede üretiminin sadece vegetatif üreyen organları ile yapılması zorunluluğu konmuştur. Bu nedenle yetiştirme vegetatif organlarla yapılır. Bu üretim sisteminde iki yöntem uygulanmaktadır.


1. Koltuk altı sürgünleri 2. Stolonlarla

Koltuk altı sürgünleri ile yapılan yetiştirmede sürgünler belirli aralıklarla yapılır. Burada toprak üstünde kalan kısmında 1-2 yaprağın bulunması gereklidir. Bu yetiştirme şeklinde özellikle su durumuna özen gösterilmelidir. Yetiştirme sera şartlarında yapıldığında kontrol daha kolay olur. Tarla şartlarında toprağın kurumamasına özen gösterilmelidir. Tarla şartlarında koltuk sürgünleri sır a üzeri 20 cm mesafede dikilmelidir. İkinci metod uygulanacak ise bu durumda stolonlar söküldükten sonra 8-10 cm uzunlukta kesilir. Ancak her stolonda en az bir gözün bulunmasına özen gösterilir. kesilen stolonlar açılan çukurlara uçları birbirine değecek şekilde yerleştirildikten sonra toprakla temas etmesine çalışılır ve üstü kapatılır, açılan çizgilerin derinliği 5-8 cm arasında olmalıdır. Dikimde toprakta yeterince rutubetin olması arzulanan husustur. Sonradan sulama toprak yüzeyinde kaymak bağlamaya neden olduğundan pek arzu edilmez.
Nanede sıra arası mesafesi bölgeye, su ve besin durumuna göre 40-60 cm arasında değişmektedir.

Dikim Zamanı : Dikim İlkbahar ve Sonbahar mevsiminde yapılabilir. Özellikle ilkbahar dikiminde geç kalınmaması gerekir. Koşullarımızda Sonbaharda yapılması daha uygundur. Bu takdirde ilkbaharda erken gelişme olanağı sağlanacağı gibi, kış aylarında da uygun koşullardan yararlanılmış olunur.

Bakım ve Gübreleme : Nanede bakım özellikle önemlidir. Zira yabancı otlar kaliteye önemli ölçüde etkili olurken, bunlarla mücadele de çok güçtür. Mekanik yöntemler dışında herbicidilerin etkileri uçucu yağ ve kaliteye etkisi geniş olarak araştırılmadığından ve genel olarak çiçeklenme başında biçim yapıldığından herbicidlerin etkilerinin tam olarak gitmiş olduğu her zaman söylenemez. Bugün ancak herbicidlerden prometryni’in kullanılabileceği belirtilmektedir. Herbicidlerle mücadele dışında toprağı gevşetmek ve yabancı otları öldürmek için mekanik yoldan savaş yapılmaktadır.


Nanede sulama özellikle subtropik iklimlerde önemli bir sorundur. Koşullarımızda sulama zorunluluğu vardır.


Kültürel önlemlerden gübreleme verime etkili olan önemli bir faktördür. Verimi özellikle azotlu gübre arttırır. Fosfor ve potasın fazla etkisi yoktur. Nanede verim aynında özellikle uçucu yağ oranı da çok önemlidir. Uçucu yağ oranına gübrelemenin etkileri çok çeşitli bulunmuştur. Özellikle azotlu gübrenin gübrelemenin uçucu yağ oranını arttırdığı, potaslı gübrelerin ise azalttığı sonucuna varılmıştır.

 

Biçim Zamanı : Nane’de biçim zamanının saptanması, verim ile etken madde oranının en uygun devrenin ortaya konulması, uygulamada çok önemlidir. Genel olarak en uygun biçim devresinin çiçeklenme başlangıcı olduğu belirtilmektedir. Yapılan çalışmalarda uçucu yağın genel olarak en yüksek seviyeye çiçeklenme devresinde ulaştığı, ancak vegetasyon ilerledikçe bunun fazla bir düşüş göstermediği, hatta arttığı belirtilmektedir. Genel olarak vegetasyon ilerledikçe Menthon oranı azalırken, Menthol ve Menthylacetat oranı artmaktadır.

 

Verim : Nane’de evrim bölge ekolojik koşullarına göre değişmektedir. Özellikle yaprak oranı çok önemli olup, bu çeşide ekolojik koşullara ve biçim zamanına göre varyasyon göstermektedir.


Nane çok yıllık bir bitki olduğundan verimine ait veriler de değişiktir. Genel olarak dikim Sonbaharda yapıldığında en yüksek verimin 1.yıl alınacağı bildirilir. Genel olarak 3.yıl verim çok azalmaktadır.

 

Hastalık ve Zararlıları : Nanede verim ve kaliteye etkili olan hastalıkların en tehlikelisi nane pasıdır. Hemen bütün nane cinsleri bu hastalığa yakalanmaktadır. Pasın bitkide yayılışı alt yapraklardan üst yapraklara doğru olmaktadır. Bu nedenle alt yapraklarda hastalık görüldüğünde hemen biçim yapılmalıdır. Pas hastalığını özellikle yağışlı nemli havalar teşvik etmektedir.


Pas hastalığından başka nanelerde yaprak eke mantarı ve nane küllemesi de köklerde önemli zararlara sebep olmaktadır.

 

Tüketimi

Kullanılan Bitki Kısmı : Folia menthae piperitae, Herba menthae piperitae.

Etken Maddeleri : Nane yaprağının en önemli maddesi uçucu yağdır. Ancak bunun yanında tanenli, şekerli maddeler de bulunmaktadır. Uçucu yağ oranı yaş yaprakta % 0.2-0.4 arasında değişmektedir.


Nanede uçucu yağ oranı ve özellikle bileşimi bir çok faktörlere bağlıdır. Bu faktörler endogen ve exogen olarak gruplandırılabilir. Burada endogen faktörlerden en önemlisi çeşidin genotipidir. Buna göre içerdiği etken madde oranı farklı olur. ancak exogen faktörler buna büyük ölçüde etkili olurlar. Burada en fazla etkileyebileceğimiz exogen faktör topraktaki besin elementleridir. Özellikle mineral gübrelerin kullanımı ile topraktaki besin durumu ve bitkinin beslenmesi etkilenmektedir.


Nanede koku, tat ve uçucu yağındaki etki hemen 40 kadar mevcut çeşitli bileşiklerden meydana gelmektedir. Bileşimde bulunan ketonların nisbetinin % 25′i geçmemesi lazımdır. Menthofuron genellikle çiçek yağında bulunmakta ve hoş olmayan kokulara sebep olmaktadır. Bu sebepten bunlar istenmeyen maddelerdir. Başta Menthol ve Methylester’ler nanenin karakteristik koku ve tadını verirler. Bu kalite tayininde bunlar en önemli kısımları teşkil ederler. Esas etkili olan menthol nanenin karakteristik serinletme etkisine sebep olur.

 

Kullanımı : Nane eski devirlerden beri karminatif, midevi olarak kullanılmaktadır. Mide bulantılarını kesici ve koku verici olarak kullanılmaktadır. Ciklet, diş macunu, şeker ve daha bir çok sanayi dallarında çok fazla kullanılmaktadır.
 

Mentha arvensis L.

Kolayca melezlenebilen bu nanenin pek çok türü vardır. Bu yüzden klasifikasyona tabi tutmak çok zordur.

Ekonomik Önemi : M.arvensis eterik yağındaki yüksek menthol oranı bakımından tanınmıştır. Bu gün dahi bu özelliğinden dolayı tarımı yapılmaktadır.
M.arvensis’in kültür çeşitlerinin fertil olması, bunun diğer çeşitlerle melezlenmesinden sonra seleksiyon ıslahı ile başarı kazanılacağı kanaatini doğurmaktadır.

 

Mentha Pulegium L. (Yarpuz, Filisgin)

 

Mentha pulegium Avrupa’da, Akdeniz Bölgesin’de ve yurudmuzda özellikle nemli ve su basan yerlerde rastlanılan büyük yapraklara sahip, alçak buylu bir bitkidir. Bitki ortalama % 1-2 oranında uçucu yağ içerir. Bu uçucu yağın % 80-95′i Pulegon’dur. Bundan başka uçucu yağda Piperiton, Menthol, Menthon vs. bulunur.
Mentha pulegium aczacılıkta oldukça önem taşır. Pulegon toksik bir etkiye sahiptir. Karaciğer ve Gollen hastalıklarında kullanılır. Ayrıca pulegon’dan menthol elde etmede oldukça önemlidir.

 

Mentha spicata L.

A.B.D.’de geniş miktarda yetiştirilmektedir. Bu bitkiden elde edilen etken madde ciklet sanayiinde kullanılmaktadır.


BİTKİ YAĞLARI

BİTKİ YAĞLARI


ACI ELMA YAĞI - Salvia Triloba:
Gaz söktürücü, midevi, ter kesici, idrar artırıcıdır. Haricen yara iyi edici ve antiseptik olarak kullanılır.

ANASON YAĞI - Oleum Anisi: Sinir sistemi uyarıcısıdır.

BADEM YAĞI - Oleum Amygdalae:
Dahilen müshil, haricen yumuşatıcı ve yara iyi edici olarak kullanılır.

BİBERİYE YAĞI - Oleum Rosmarini
: Haricen romatizma ağrılarını dindirici olarak kullanılır.

CEVİZ YAĞI - Juglandis Regiae:
Müshil ve safra artırıcı olarak kullanılır.

ÇAM TERE - BENTİN YAĞI - Oleum Terebinthinae:
Neft yağı olarak da tanınır. Haricen romatizma ağrılarını giderici ve saçları besleyici olarak kullanılır.

ÇÖREKOTU YAĞI - Nigellae Sativae: Haricen saç dökülmesi ve kepeğe karşı kullanılır.

DEFNE YAĞI - Lauri Expressum:
Romatizma ağrılarını dindirici ve vücut parazitlerini öldürücüdür. Ayrıca, saç dökülmesini de önler.

HİNT YAĞI - Oleum Ricini: İnce barsak üzerinde etkili olan ve tahriş yapmayan bir müshildir

KAKAO YAĞI - Oleum Cacao:
Basur memelerini, kadınların göğüslerindeki yara ve çatlakları yumuşatmak için haricen kullanılır.

KARANFİL YAĞI - Oleum Caryophylli: Diş hekimliğinde antiseptik ve ağrı kesici olarak, dahilen ise gaz söktürücü olarak kullanılır.

KEKİK YAĞI - Oleum Thymi: Dahilen safra artırıcı, kurt düşürücü ve ağrı dindirici, haricen ise antiseptik olarak kullanılır.

KETEN YAĞI - Oleum Lini: Bezir yağı olarak bilinir. Yara ve yanık tedavisinde kullanılır.

KARABAŞ YAĞI - Lavandulae Romanae:
Haricen ve dahilen antiseptik olarak kullanılır.

LİMON YAĞI - Oleum Limonis:
Uyarıcı ve koku verici olarak kullanılmaktadır.

MERSİN YAĞI - Oleum Myrti:
Dahilen bronşit, verem ve belsoğukluğu gibi hastalıkların tedavisinde ve şeker hastalığına karşı kullanılmaktadır.

NANE YAĞI - Menthae Piperitae:
Hafif antiseptik, ferahlatıcı, koku verici ve mide bulantılarını giderici olarak kullanılır.

OKALİPTÜS YAĞI - Oleum Eucalypti:
Antiseptik olarak haricen kullanılır.

SIĞLA YAĞI - Styrax Liquidus:
Haricen antiseptik, yara iyi edici ve anti parazit olarak kullanılır.

SUSAM YAĞI - Oleum Sesami:
Dahilen müshil olarak etkilidir. Şeker hastalığına karşı da kullanılır.

TARÇIN YAĞI - Oleum Cinnamomi:
İştah açıcı ve midevi olarak dahilen kullanılır.


GÜNÜMÜZDE VE ESKİ DEVİRLERDE TIBBİ BİTKİLER

GÜNÜMÜZDE VE ESKİ DEVİRLERDE TIBBİ BİTKİLER

        İnsanoğlu tıbbî bitkileri, tarihin en karanlık devirlerinden beri bilmekte idi. Eski milletlerin tıbbî bitkiler hususundaki bilgilerini, yaşadıkları devirlerden kalma kitabelere ve arkeolojik materyallere istinaden anlamaktayız. Asurlar’dan kalma, kil tabakalara yazılmış, birçok hastalık ve bitki adları mevcuttur. Bunları hastaların tedavisinde kullandıkları bilinmektedir.

        Bununla beraber Asurlar’ın merkezi olan Ninova şehrinde, tıbbî bitkileri yetiştirdikleri de tespit edilmiştir. Asur kitabelerinde; Asur, Babil ve Sümer lisanlarında yazılmış tedavi usulleri de yer almaktadır. Bunlar, hastaların tedavisin-de, bu milletlerin, tıbbî bitkileri kullandıklarına birer delildir.

        Eski Mısırlılar, Asur ve Babil halkının tababetteki bu ilerlemelerini, daha da ileri götürmüşler, bu bitkilerden hastalarının tedavisinde, faydalanmışlardır. 1872 yılında Ebers tarafından keşfedilen ve milattan 1550 yıl evvel yazılmış papirusta 450 kadar hastalık kaydedilmekte, nebati ve hayvani menşeli ilaçlar bulunmaktadır. Edvin Smith tarafından bulunan papirusta da yara, kırık, burkulma vs. tedavi usulleri bulunmaktadır.

        Mısırlılar, tıbbî bitkileri te’min etmek maksadıyla, özel seyahatler tertip etmişlerdir. Mesela M.Ö. 1500 yılında, bugünkü Somali’ye 5 adet gemi gönderdikleri bilinmektedir. Buralardan, Mısırlı’larca bilinen nane (Mentha piperita), siyah hardal (Sinapis nigra L.) sinameki (Cassia acutofolia L), haşhaş (Papever somniferum L.) adasoğanı (Scilla maritima L), tatula (Datura stramonium) gibi tıbbî bitkiler getirmişlerdir. Hâlâ bu bitkiler tababette kullanılmakta ve Avrupa’da yetiştirilmektedirler.

        Tıbbî bitkileri eski Yunanlılar da ilaç olarak kullanmakta idiler. Yunan Tababeti’nin piri sayılan Hipokrates, (M.Ö. 460-377) zamanında kullanılan 236 tür tıbbî bitkiden, uzun uzadıya bahsetmektedir. Aristotales’in (M.Ö. 384-322) TABİİ İLMLER TARİHİ kitabında, o devirde bilinen, tıbbi bitkilerin kullanılışı üzerine geniş bilgiler verilmektedir. Eski Yunanistan’da Aristotales’in talebesi, botanik ilminin müssisisi sayılan Teofrastos (M.Ö. 372-287), “Bitkilerin araştırılması ve bitkilerin sebebleri” kitabında, botanik ilimler (ilmi nebatat) hakkında etraflı bilgiler vermiştir.

        Tıbbî bitkiler üzerinde, diğer Yunan bilginleri de çalışmışlardır. Mesela Ksenofontis; afyon, günlük, buhur vesaire bitkilerinin hususiyetlerini meydana çıkarmıştır. Fisagor da adasoğanı ve hardalın tıbbî te’sirlerini incelemiştir. Aristofanos da siyah banotu ile diğer bitkileri incelemişlerdir.

        Yunan tıb biliminin mirasçısı sayılan eski Romalılar, bu bilgiler üzerinde çalışarak ilerlemeler kaydetmişler ve bu konuları daha da zenginleştirmişlerdir. Romalı bilgin Plinius (23 veya 24-79 y.) “Tabiat tarihi” başlıklı birkaç ciltlik tabii bilgiler ansiklopedisini meydana getirmiştir. Bu kitaplarda, geçmişten, yaşadığı zâmâna kadar ki tabii ilimlerden elde edilen başarıları kaydetmiştir.

        Miladî birinci asırda, Yunan asıllı Romalı bilgin Dioskorides “Müdâvî ilaçlar” kitabında 600′den fazla tıbbî bitki hakkında etraflı bilgiler vermektedir.

        O devrin meşhur doktor ve eczacısı Klavdii Galen (131-201 y.) idi. Bu bilgin bitkisel menşeli yeni preparat formülleri tertip etmiştir ki, bu formüller bugüne değin kullanılmaktadır.

        Romalılardan sonra, ciddi çalışmaları ile, tıp dünyasında temayüz eden Araplar’dır. Araplar tıbbî bitkilerden hangisinin zehirli ve hangisinin zehirsiz olduğunu ayırt etmek için hayvanlardan istifade etmişlerdir. Onlar üzerinde tecrübeler yaparak, ilk araştırmanın temelini atmışlardır. Araplar II. asırda “TIP MEKTEBİ”ni açmışlardır. III. asırda ise İlimler Akademisini te’sis etmişlerdir. İlk defa tedavi pratiği eczacılıktan ayrılarak farmakope (ilaçlar bilimi) vaz’edilmiştir. O devrin Türk bilgini meşhur İbn-i Sina (980-1037) yüzden fazla ilmî eser bırakmıştır. En büyük eseri 3 ciltlik “Al-kanun fit-tıb”dır. Onun bu eserinde 900′den fazla tıbbi bitki, hayvani ve inorganik menşeli ilaç yer almaktadır. Müslümanlar 1600′den fazla tıbbi bitki bilmekte idiler.

        Çinliler, milattan 3000 yıl evvel nebati, madeni ve hayvani menşeli birçok ilaç kullanmışlardır. Milattan 2600 yıl evvel neşredilen BEN SAO adındaki birinci kitapta 900 cins bitki kaydedilmiştir. Daha sonraları, XVI. asırda Çinli doktor Li Şiç Jen 1900 dolayında tıbbi bitki kaydetmiştir.

        Eski Hindistan ve Tibet’tede tıbbî bitkiler ile tedaviler geliştirilmiştir. Milat-tan 2000 yıl kadar evvel yazılmış Susruta başlıklı eserde, eski Hinduların 700′den fazla tıbbî bitki tanıdıkları kaydedilmektedir. Onlar da o devirlerde halmugro yağını biliyorlar ve onunla cüzzâm hastalığını tedavi ediyorlardı. Aynı zamanda ışgın (Rheum palmatum L.) ve çavdar mahmuzu (Claviceps purpurea Fr.) bitkilerinin te’sirlerini de biliyorlardı.

        Avrupa tıp alanı, Amerika’nın keşfinden sonra, yeni birtakım bitkilerin ilavesiyle daha da zenginleşti; mesela koka (Erytroxylon coca Lam.) kinin ağacı (Cinchona sucdrubra Pav.), kakao ağacı (Theobroma cacao L), hidrastis (Hydrastis canadensis L), senega-sütotu (Polygala senega L.) ve bunun gibi, bitkiler o devirlerde yerliler tarafından bilinmekteymiş.

        Avrupa’nın uyanış devresinde, meşhur ilim adamı Parselez bitkilerin kimyevi terkiplerini incelemeye, ihtiva ettikleri müessir maddeleri araştırmaya başlamış; lakin kimyevi analizler ancak 3 asır sonra pratiğe alınabilmiştir. Bunun kurucusu da İsveçli eczacı Karl Şile’dir. Tıbbî bitkiler üzerinde geliştirilen inceleme ve tatbikatta görülen ilerleme ile XIX. asır öğünebilir. Bu sırada birçok ilaç sanayii kurulmuştur. Kurucular tıbbî bitkilerin kültür yetiştirilmesi, toplama, kurutma, ufalama gibi teşkilatları organize ettiklerinden, eczanelere tıbbî bitkiler artık yaş olarak getirilmemektedir. Hammaddelerin gözle tespiti de mümkün olamamaktadır. Bu ahval tıbbî bitkilerin anatomik yapılarının tayin edilmesi zaruretini doğurmuştur. Başta İsviçreli eczacı Aleksandır Cirh olmak üzere pek çok eczacılar bu yolda emek ve gayret sarfetmişlerdir. Böylelikle farmakognozi (tıbbî bitkiler) ilminin temeli atılmıştır.

        XIX. asrın ortalarında, bütün maddelerin kimyevi elementlerden mürek-kep olduğu, organik maddelerin karbondan hasıl olduğu ve muhtevasında oksijen, azot, fosfor, kükürt ve diğer elementlerin bulunduğu anlaşılmıştır. Yeni keşiflerin elde edilmesiyle, fitokimyada da hızlı ilerlemeler kaydedilmiştir. Eczacı Serturner, 1806 yılında afyondan saf morfin alkaloidi elde etti. O, morfinin alkalik hassasında uyuşturucu te’sir olduğunu keşfetti. Yeni maddeye, Yunan Mitolojisi’nde adı geçen Morfey’e izafeten “morfin” adı verildi. Serturner’in bu keşfi, dünya ilim adamları arasında merak ve heyecana sebeb oldu. Bu hadise, ilim adamlarını bitkilerin aktif maddelerini araştırmaya teşvik etti. Nite-kim Fransız eczacılarından Kaventi ve Peletie kısa bir zamanda striknin, veratrin ve kinin alkaloidlerini izole ettiler. Bitkilerden XIX. asrın ortalarında, diğer aktif maddeler (glikozidler) keşfedildi. Bundan başka sepi maddeler (saponinler, reçineler vs.) keşfedilmiş ve incelenmiştir. Bitkilerin devai te’sirleri hakkında XIX. asrın sonlarında ve XX. asrın başlarında, vitaminlerin keşfi ile, ilim dünyasında yeni sahifeler açıldı. Asrımızın ortalarında da, bakterilerin öldürücü hassasına sahip olan “fitonsidler teorisi” ortaya çıktı. Bu zaman zarfında muayyen tür mantarlardan ve onlara yakınlığı olan organizmalardan ayrılan antibiyotikler keşfedildi. Bu hadise bitki araştırmacılığında yeni dalgalanmalara sebeb oldu ve hâlâ da devam etmektedir. Halbuki, orman ve ovalarda, meçhuller deryasında yetişen mütevazi bitkiler, daha nice yıllar insan sağlığını korumaya devam edecektir.