şifalı bitki | Gül Resimleri

Gül Resimleri

Çiçek Resimleri & Çiçek Çeşitleri & Çiçek isimleri & Şifalı Bitkiler & Bitkileri Tanıyalım

gül


papatyalar

Die Grafik "http://www.lienz.com/bergrettunglienz/bergwelt/pflanzen/2margerite_gr.jpg" kann nicht angezeigt werden, weil sie Fehler enthält.


Muz

MUZ TARIMI

1. ANAVATANI, YAYILIŞI, DÜNYA VE TÜRKİYE’DE
  ÜRETİMİ
  Muz, Güneydoğu Asya’dan çıkmıştır. Anavatanı Güney
  Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya
  arasında kalan adalardır.[1] Muzu ilk kültüre
  alanların balıkçılar olduğu sanılmaktadır.
  Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından
  yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı
  başlamıştır.[2] Muzla ilgili ilk eser M.Ö. 600-500
  yıllarına aittir ve Hindistan’da bulunmuştur. Muz
  bitkisi ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır’la
  ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi
  olarak, Mısır’dan Alanya’ya getirilmiştir. O
  yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen
  Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930′lu
  yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla
  yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde
  sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya
  ilçeleri ile çevresinde Musa Cavendish dediğimiz
  bodur muz üretimi yapılmaktadır.
  Dünya Üretimi : Dünyadaki muz üretimi en fazla
  Asya kıtası ülkelerinde yapılmakta, bu kıtayı
  sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika,
  Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir.
  Dünya muz üretimi 1975 yılı istatistiklerine göre
  37 milyon tondur. Ekiliş alanı ise 29.150.000
  dekardır.
  Türkiye Üretimi ve Tüketimi: Muz ülkemizde Anamur,
  Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros
  dağlarının koruduğu mikroklimalarda, çok sınırlı
  alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim
  miktarı azdır. 1994 de 12.000 dekar alanda 30.000
  ton iken 2000 yılında 20.000 dekar alan ve 80.000
  ton üretime ulaşmıştır. Ülkemizin yıllık muz
  tüketimi ise 400.000 ton civarındadır.
  MUZUN BAZI ÖZELLİKLERİ
  2.1. Tüketim Alanları
  Muz yukarda anılan özellikleri yanında çiğ olarak
  yenebilen en güzel meyvelerden biridir. Meyve
  salataları arasında da yer alır. Muz yeşil iken
  pişirerek de yenilir.
  2.2. Diğer Özellikleri
  Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodiziyak
  olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda
  ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan
  elyafdan ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat
  örüldüğü biliniyor. Muz liflerini Afrika’daki
  yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapım
  ında kullanıyor. Avrupa’da gemi halatı, oto
  döşemeleri yapımında kullanılıyor. Muz gövde
  sinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü
  bir kan kesicidir.

MUZUN SİSTEMATİĞİ VE ÖNEMLİ ÇEŞİTLERİ
  3.1. Muzun Sistematiği
  Kültürü yapılan muz, Scitamineae takımı, Musaceae
  ailesi, Musa cinsine girer. Bu cinste çok sayıda
  partenokarp meyve veren klonlar vardır. Tek
  Çeneklidir.
  3.2. Muzun Önemli Çeşitleri
  3.2.3. Ticari Olarak Yetiştirilen Önemli Klonlar
  3.2.3.1. Gross Michel (AAA)
  Ticari önemi en fazla olan muz çeşidi Gross Michel
  ‘dır. 5,4 - 6 metreye kadar boylanabilen bu muzun
  meyveleri çok lezzetlidir. Dona ve ulaşıma diğer
  muz çeşitlerine göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde
  azman muz veya çikita olarak adlandırdığımız
  muzlar bu gruptaki muzlardır.
  3.2.3.2. Cavendish Grubu (AAA)
  Ticari muzların en bodur olanıdır. 2,5 - 3 metre
  boyunda olan bu muzun meyveleri ince kabuklu ve
  lezzetlidir. Çin kökenli olan bu muz ülkemizdeki
  en yaygın muz çeşididir.
  BOTANİK ÖZELLİKLERİ
  4.1. Kök
  Muz kökleri toprak altında bulunan ve esas gövdeyi
  oluşturan yumrudan ve yumrunun daha çok üst
  taraflarından çıkar. Bu çıkış dörder adetlik
  gruplar halindedir. Muz kökleri 5-8 mm. çapında ve
  uzunlukları boyunca aynı kalınlıktadırlar. Bu
  kökler yumrudan biraz uzaklaşınca kendilerinden
  daha ince yan kökler meydana getirirler. Bunlar da
  4-5 mm. çapa ulaşır ve aynı kalınlıkta kalırlar.
  Kılcal kökler bu yan kökler üzerinde bulunur. Muz
  köklerinin dış kısmı koyu kahverengi, siyaha
  yakın, iç kısmı ise beyazımtrak krem rengindedir.
  Kılcal köklerin ise görünüşü beyazdır.
  Muzda meydana gelen kök sayısı bitkinin sağlık
  durumuna bağlıdır. Bir yumru 200-300 ve daha fazla
  kök meydana getirebilir. Ülkemizde kökler en fazla
  ilkbahar mevsiminde meydana gelir. Uygun şartlarda
  kökler, 5 m. yanlara ve 75 cm. derinliğe kadar
  gidebilir. Köklerin çoğunluğu 15-40 cm.
  derinliktedir. Bununla birlikte 140 cm. derinliğe
  kadar inen köklere de rastlanmıştır. Muzun kökleri
  kısa ömürlüdür.
  4.2. Gövde
  4.2.1. Gerçek Gövde
  Toprak altı gövdesi veya yumru da denir. Çok
  yıllıktır. Gerçek gövde aslında bir rizomdur. Yani
  toprak altındaki gövdedir. Yedek besin deposu
  görevini de görür. Kuru madde miktarı fazladır.
  4.2.2. Yalancı Gövde
  Buna toprak üstü gövdesi de denir. Yalancı gövde
  toprak üzerinde sanki yaprak saplarının
  birleşmesinden meydana gelmiş bir kütük gibidir.
  Bodur muzlarda gövdenin boyu 1,5-2,25 m.ye kadar
  çıkar. Üst kısmında dört bir tarafa açılmış
  yapraklar bulunur. Yeni yapraklar gövdenin orta
  kısmından meydana gelirler. Yalancı gövde
  yeşilimtrak görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir
  örtü ile kaplanır. Elle dokunulduğu zaman bu
  beyazlık ele bulaşır.
  Yalancı gövde, yapraklarını tamamladıktan sonra
  meyve salkımını andıran bir tomurcuk (hevenk, dal)
  oluşturur. Bu olaya muz üreticileri “muz doğurdu”
  demektedirler. Tomurcuk olayı bir defa
  gerçekleşmekte ve daha sonra görevini
  bitirmektedir. Meyvesini vermiş olan yalancı
  gövde, muzun hasadından sonra, yanında bırakılacak
  olan fidenin beslenmesi için kesilmemeli, yerinde
  bırakılmalıdır. Sadece tepesinden (yaprakların
  ayrıldığı bölgeden) vurulmalı, kesilen kısım da
  toprakta organik gübre olarak bırakılmalıdır.
  Yerinde bırakılan yalancı gövde, yanındaki fideyi
  besleyecek, zaman içinde pörsüyerek, çökecektir.
  Bir sonraki onarma döneminde bu kısım toprak
  altına gömülerek, ayrışması hızlandırılarak,
  toprağın organik madde içeriğinin zenginleşmesi
  sağlanmalıdır.
  4.2.3. Yapraklar
  Muzun yaprakları ilk çıkışta boru şeklindedir.
  Sonra uç kısmı yavaş yavaş açılarak karakteristik
  muz yaprağını oluştururlar. Muzun yaprakları
  büyüktür. Yaprak uzunluğu 2 m. ve genişlik de
  genellikle 60-90 cm. olabilir. Yaprak sapı
  daralmış kanal görüntüsünde ve alt tarafı
  yuvarlaktır. Yaprak ayasında ortada toprağa bakan
  kısmı bükey, yukarı bakan kısmı ise yalancı
  gövdeye doğru oluklu bir ana damar vardır. Ana
  damara dike yakın bir açı ile ve birbirine paralel
  olan yan damarlarla bağlıdır. Bu yan damarların
  arası yaprak yüzeyini meydana getirir. Rüzgarlı
  havalarda bu yan damarlar ana damara kadar
  yırtılır ve yaprak dilim dilim olur. Yapraklar
  yeşil görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir madde
  ile örtülürler. Yaprağın uç kısmında, yaprak ucu
  denen bir kısım vardır. Bu yaprak uzama olanakları
  ararken yaprak ayasının gideceği yolu açmak için
  kullanılan bir organdır. Yaprak oluşumu
  tamamlanınca düşer.
  Yaprak üzerinde, damar aralarında, sapında ve
  kınında stoma dediğimiz gözenekler bulunur. Sap ve
  kında milimetrekarede 6-7 tane, ayada 160-170 tane
  stoma (gözenek) vardır. Ayanın alt kısmında üste
  göre 4-5 misli fazla stoma vardır.
  4.2.4. Tomurcuk ve Çiçekler
  Muzda tomurcuk, çiçekler ve meyve salkım
  şeklindedir. Meyve salkımının gelişmesi bir çok
  haftayı bulur. Ticari çeşitlerde bir yandan
  çiçekler topluluğu meydana gelirken, bunları örten
  mor renkli brahtelerin oluşturduğu konik kitle
  yere doğru eğilir. Çiçekler topluluğundan oluşan
  konik kitlenin aşağı doğru eğilmesi ve altındaki
  çiçek tomurcuklarının farklılaşma düzenine göre,
  eğilme olayından bir iki gün sonra brahteler
  kalkmaya, geriye doğru kıvrılarak kuruyup düşmeye
  başlarlar. Bu farklılaşma düzeni içinde meyve
  elleri (taraklar) ortaya çıkar.[1]
  Bir fide büyüyüp bütün yaprakları açıldıktan sonra
  (ortalama 14-20 ay) topu andıran. Mor renkli
  yaprakçıkların (Brahte) örttüğü tomurcuk (muz
  çiçeği) meydana gelir. Tomurcuk hızlı büyür ve
  brahteler sırayla açılarak altlarında ikişerli
  sırayla (tarak) çiçekler görülür. Muz
  salkımlarında 3 çeşit çiçek bulunur. İlk açılan
  brahtelerin altlarında çıkan çiçekler dişi çiçek
  olup daha sonra muza dönüşürler. Dişi çiçeklerin
  muza dönüşmesi için döllenme olması gerekmez. Bu
  nedenle muzlara bu özelliklerinden dolayı
  partenokarpi denir. Kuruyan stigmalar hasada kadar
  dökülmeden meyve ucunda kalabilirler. Salkımdaki
  çiçek sayısı ne kadar fazla olursa, salkım
  ağırlığı da o kadar fazla olacaktır. Salkımdaki
  dişi çiçek sayısı sıcaklığa bağlı olup, sıcak
  aylarda artar, soğuk ve ılık aylarda azalır.
  Dişi çiçeklerin hemen altında çift organlı
  çiçekler bulunur. Bu çiçeklerden oluşan meyveler
  küçük ve kalitesizdir. Çift organlı çiçeklerin
  hemen altında ise erkek çiçekler bulunur. Bodur
  muzlarda erkek çiçekleri örten brahteler meyve
  sapına bağlı kalır ve genellikle açılmazlar.
  Salkımdaki tarak sayısı kaynağı yalancı gövdede
  olan dişi çiçek sayısına bağlıdır. Dişi çiçek
  sayısı da sıcaklıkla ilgilidir. Dişi çiçeğin
  oluştuğu anda iklim ne kadar soğuk olursa tarak
  sayısı da o kadar az olur. Parmak büyüklüğüne ise
  toprak verimliliği, kullanışlı su ve fotosentez
  derecesi gibi etmenler etkili olmaktadır.
  4.2.4.1. Salkımların yetişme süresi: Haziran
  ayında çiçeklenen muzların hasadı en kısa 76 gün,
  en uzun ise 110 gün sonra olmuştur. Temmuz ayının
  ilk haftasında çiçeklenen muzlar ortalama 124 gün,
  son haftasında çiçeklenen muzlar ise ortalama 138
  gün sonra hasat olgunluğuna gelmiştir. Ağustos
  ayının ilk haftasında oluşan çiçekler 27 aralık
  ile 18 ocak tarihleri arasında hasat olgunluğuna
  (ortalama 153 gün) erişmiştir. Bu süre ağustosun
  2., 3. ve 4. Haftalarında oluşan çiçeklerde sıra
  ile 162, 164 ve 173 gün olmuştur.
  Ortalama 13 tarak yöre için optimal bir rakamdır.
  Diğer ülkelerde Musa cavendishii muzunun optimal
  tarak sayısı hakkında bir literatür bulunmamıştır.
  Salkım başına ortalama 262-266 adet parmak sayısı
  tesbit edilmiştir.
  4.2.5. Meyve
  4.2.5.1. Meyve Gelişmesi
  Taraklar üzerinde bulunan meyveler karşıdan
  bakıldığında sağdan sola doğru gelişirler ve çift
  sıralı, satranç şeklinde dizilmişlerdir. Bu
  nedenle gelişme devresi sonunda parmaklar 5 köşeli
  ve sağdaki meyveler daha iri olur. Her tarakta
  10-26 parmak bulunur. İlk taraklarda parmak sayısı
  fazla ve meyveler iridir. Uca doğru gidildikçe
  meyveler sayıca azalır ve küçülürler.
  4.2.5.3. Meyve Bileşimi ve Değişimi
  Muz meyvesi % 70 oranında su, önemli miktarda
  karbonhidratlar ve az miktarda protein ve yağ
  içerir.[6]
  Olgun muz meyvesi şekerce zengindir ve kolay
  sindirilir. Çocukların beslenmesinde fazla
  kullanılır. Bağırsak bozukluklarında ve özellikle
  çocuklara verildiğinde içerdiği şekerler
  kolaylıkla ve hastalığı kötüleştirmeden
  sindirilir. Oysa diğer kaynaklardan gelen şekerler
  hastalığı şiddetlendirirler. Muz ayrıca karaciğer
  gelişmesi için de çok yararlıdır. Yapısında
  bulunan fenol aminler muzun sindiriminde olumlu
  durumu sağlayan bileşiklerdir. Bunlar mide
  salgısını azaltır ve düz kasları uyarırlar
  (Seratonin), damarları büzücü etki yaparlar.[7]
  MUZUN İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ
  5.1. İklim İstekleri
  Muz, nemli, tropik iklimlerin bitkisidir. 30°
  Kuzey ve 30° Güney enlemleri arasında kalan
  bölgenin uygun alanlarında, tarımı rahatlıkla
  yapıldığı halde, bunun dışında kalan yerlerde
  istediği sıcaklığı bulamaz. Denize
  yakınlık-uzaklık ve denizden yüksekliğe göre bu
  enlemler dışında kalan bazı yerlerde de
  yetiştirilmektedir. Akdeniz bölgesinde muz yetişen
  yerlerimiz 36-37 enlem derecelerinde Toros dağları
  tarafından korunmuş, dağların eteklerindeki
  mikroklima yerlerdir. Buna rağmen muz bahçeleri
  zaman zaman soğuktan zarar görmektedir. Muz
  yetiştiriciliği bakımından önemli iklim faktörleri
  sıcaklık, yağış, rüzgar ve doludur.
  5.1.1. Işık
  Muzun doğal ortamı tropikal bölgelerde yüksek
  boylu ağaçların altıdır. Yarı gölgede bulunurlar.
  5.1.2. Sıcaklık
  Yıl boyunca aylık ortalama 26-27 sıcaklık ister.
  15-16 °C’nin altında gelişme gerilemekte, 2-3
  °C.de zararlı olmaktadır. O°C ve hemen altındaki
  sıcaklıklarda üst kısım ölmekte, -4 °C’nin altında
  tatlı gövde zarar görmektedir. Sıcaklık 10-15
  dakika süre ile -1,5 ile -2 °C dereceye düşerse
  şiddetli zararlanmaya neden olur.
  5.1.3. Nem
  Muz yüksek sıcaklık yanında, yüksek neme de
  ihtiyaç duyar. Oransal nem % 60’dan aşağı
  düşmemelidir. Ancak bazı hastalıkların yayılmaması
  ve muzda gelişmenin devam etmesi açısından % 90
  ‘ın üzerindeki doygun nemin de ortamda olmaması
  gereklidir.
  5.1.4. Yağış
  Aylık yağışın 120-150 mm. olduğu yerlerde muz
  sulanmaya ihtiyaç duymayabilir. Muz
  yetiştiriciliğinde hava nemi de önemli olup % 60’
  ın altına düşmemelidir. Yıllık ortalama 2.500
  mm’lik bir yağış bütün aylara dağılmış olmalıdır.
  Aksi halde sulama yapılması gerekmektedir.
  5.1.5. Rüzgar
  Çok büyük yapraklara sahip muz bitkileri şiddetli
  rüzgardan zarar görmektedir. Daha şiddetli
  rüzgarlar yalancı gövdenin kırılmasına yani
  ağaçların yıkılmasına neden olur.
  5.2. Toprak İstekleri
  Muz yetiştiriciliği için en iyi topraklar; derin,
  besin maddelerince ve humusça zengin, geçirgen,
  iyi havalanan, hafif bünyeli (Kumlu-Tınlı) ve
  hafif alkali, killi Tınlı, Kumlu karakterdeki,
  derin topraklardır. Toprak taşsız, iyi işlenmiş
  olmalıdır.
  Muz bitkileri toprak ve su tuzluluğuna çok
  hassastır. Bu nedenle bahçe tesisi yapılacak yerin
  toprağı ve kullanılacak suyun tuzluluğu mutlaka
  analiz ettirilmelidir. Ancak yine de organik
  maddece zengin, orta bünyeli, drenaj sorunu
  olmayan ve hafif asidik (pH=6) olan topraklarda
  daha iyi gelişir.

MUZ BAHÇESİ KURULMASI, SULAMA, GÜBRELEME, BAKIM,
  BUDAMA
  6.2. Fide Sağlanması
  Muz doku kültürü ile, tohumla, yumru parçasıyla ve
  dip sürgünleri ile üretilmektedir.
  Ülkemizde yaygın şekilde yapılan fide sağlanması,
  muzların toprakaltı yumrusundan çıkan dip
  sürgünleriyle yapılmaktadır.
  6.3. Bahçe Yerinin Dikime Hazırlanması
  Muz bahçesi yeri olarak genellikle kuzeyi kapalı,
  soğuktan korunmuş yerler seçilir. Muz bitkileri,
  genel olarak güneye bakan, hafif eğimli yerlerde
  iyi gelişmektedir.
  6.4. Dikim Zamanı, Fidan Seçimi ve Dikim
  Aralıkları
  6.4.1. Dikim Zamanı: Ülkemizde muz dikimi iklim
  durumuna göre Mart-Mayıs ayları arasında yapılır.
  Örtü altında Eylül dikimi güzel sonuçlar
  vermektedir.
  6.4.2. Dikim Aralıkları: Tek sıra dikim için genel
  olarak 3 * 1,7 m. aralıkları önerilebilir.
  Bütün dikimlerde sıraların kuzey-güney
  doğrultusunda yapılması en iyi güneşlenmeyi
  sağlayacaktır. Kuzey-güney doğrultusundaki dikim,
  doğu-batı doğrultusundaki dikime göre en az % 10
  verim artışı sağlamaktadır.
  6.5. Dikim
  6.5.1. Normal Dikimler: Fidanlar yeni kurulacak
  muz bahçesine sokulmadan önce bahçe girişinde
  yapılacak olan ilaçlı su havuzunda en az bir saat
  kadar bekletilerek, kök bölgesindeki nematodların
  ölmesi sağlanmalı, ayrıca anadan ayrıldığı yara
  yerlerinin hastalık yapmaması, çürümemesi için
  uygun bir sistemik fungusitle ilaçlanması, yeni
  tesise nematod bulaştırmama ve sağlıklı fidan
  dikme yönlerinden yararlı olacaktır. Tesisin
  girişinde bir yere geçici olarak yapılacak yarım
  metre derinlikte, 2 metreye 1 metre boyutlarında,
  dikdörtgen şeklinde bir çukurun yüzeyine döşenecek
  bir plastik örtü ile bu havuz yapılabilir.
  İçerisine sistemik kök çürüklüğü ilaçlarından ve
  nematod ilaçlarından eklenerek ilaçlı su sağlanmış
  olacaktır. Hazırlanan ilaçlı su, daha sonra can
  suyu olarak, yeni dikilen fidelerin diplerine
  dökülebilir.
  Dikim çukurlarına toprak analizi sonucu önerilen
  miktarlarda gübre konmalıdır. Toprakta organik
  madde, N,P,K gibi elementler yeterli bulunmuşsa
  uygulanacak ortalama miktarlar aşağıda
  verilmiştir.
  Dekara ortalama 10.000 kg. meyve verimi alınacağı
  göz önüne alınarak, dekara 8.000 kg iyi yanmış
  kaliteli çiftlik gübresi, 58 kg. Azot, 30 kg.
  Fosfor ve 130 kg. Potasyum sağlayacak şekilde
  kimyasal gübre, sezona dağıtılarak verilmelidir.
  6.6. Sulama
  Muz yapraklarının geniş olması dolayısıyla terleme
  yoluyla çok miktarda su tüketir, sürekli nemli
  toprak ister. Bitki besin maddelerini bol miktarda
  almak için toprağın nemli olması gerekir. Bir çok
  meyve ağacı ile karşılaştırıldığında daha yüzeysel
  bir kök sistemine sahiptir. Topraktaki su miktarı
  tarla kapasitesine düştüğü zamanlarda, topraktan
  su alma yeteneği azalır. Topraktaki su eksikliğine
  çok çabuk fizyolojik tepki gösterir. Aşırı sulama
  muz köklerine zarar verir. Toprağı çoraklaştırır
  ve bazı yerlerde toprağın taşınmasına neden olur.
  Bütün bu nedenlerden dolayı muz bahçeleri azar
  azar, fakat sık sık sulanarak, su sıkıntısı
  çekmeleri önlenmelidir. Mümkün olduğunca haftada
  3-4 sulama yapılmalıdır.
  6.6.2. Damlama Sulama:
  Özellikle sulama suyunun yetersiz olduğu yerlerde
  meyve kalitesi üzerindeki olumlu etkileri
  nedeniyle damla sulama yöntemi kullanılmalıdır.[1]
  Suyun, ağacın etrafındaki belirli noktalara
  damlatılmak suretiyle verilmesine damlama sulama
  denir. Sulama ile gübrelemenin birlikte
  yapılabildiği (fertigasyon) bu sulama sistemi,
  tarımda verimi ve kaliteyi artıran en önemli
  sistemlerden biridir. Bu arada bu sistemde, sulama
  suyu içerisine istenen gübre miktarını ayarlayan
  aletler de geliştirilmiştir. Bu sulama sisteminde
  sulama, tarlanın her tarafına eşit bir şekilde
  uygulanır. Sulama ve gübreleme tek noktadan
  kontrol edilebilir. Böylece işçilik masrafları
  düşer. Etkili kök bölgesi daima ıslak tutulabilir
  ve gerekli su miktarı ayarlanabilir.
  6.6.3. Sprink Sulama
  Son dönemlerde örtü altı muz üreticiliğinde
  önerilen bir sulama sistemidir. Muz bitkileri
  arasına tek sıra halinde serilen damlama hortumu
  kalınlığında bir hortum ve bu hortum üzerine
  belirli aralıklarla yerleştirilmiş 30-40 cm.
  yükseklikte toprağa gömülü çubuklar ve çubukların
  üzerinde mini fıskiyeler şeklinde yapılan sulama
  şeklidir. Toprağa gömülen çubukların üzerindeki
  mini fıskiyeler 1,5 - 2 metre yarıçapında bir
  alanı (3 metre genişlik) eşit bir şekilde
  sulamaktadır. Bu da muzların kök bölgesinin geniş
  bir şekilde sulanması demektir. Damlama sulama
  sisteminde damlama hortumu çevresinde yayılan
  kökler, sprink sistemde çok daha geniş bir yüzeye
  yayıldıkları için, ağacın gelişmesi çok daha güçlü
  olabilmektedir. Yine damlamada olduğu gibi, sprink
  sistemde de sıvı veya eritilmiş mineral gübreler
  rahatlıkla uygulanabilir. Kök gelişmesini çok daha
  geniş bir yüzeye teşvik ettiği için, damlama
  sulamadan daha cazip olan sprink sulama sistemi,
  kuru havalarda ortam nemini de yükselterek olumlu
  katkıda bulunacaktır. Ayrıca toprak yüzeyine
  serilen bitki artıklarının ayrışma sürecini de
  hızlandıracaktır.
  6.6.4. Sisleme
  Örtü altı muz üretiminde, sera çatısına, içten,
  belli aralıklarla yerleştirilen sulama boruları ve
  bu borulara yerleştirilen sisleme veya fog
  (dumanlama) memeleri ile yapılan bir sulama
  biçimidir. Bu sistemin asıl amacı sulama değildir.
  Ama sulama ihtiyacının karşılanmasına destek
  vermektedir. Bu sistem, uygulandığı bahçelerde
  kışın don zararına karşı korunma amacıyla
  kullanılabilir. Ortalama 15-16 oC sıcaklıkta olan
  yer altı suyu, memelerden sis şeklinde bahçe
  içerisine verilince, ortam sıcaklığını da kendi
  sıcaklığına yaklaştırarak don zararının meydana
  gelmesini önleyecektir. Bu uygulama aynı şekilde
  yazın meydana gelen yüksek sıcaklıkların zararını
  da önlemektedir. Zaman zaman 40-45 oC’ye kadar
  çıkan yaz sıcaklarının yakıcı etkisi, yine 15-16
  oC olan yer altı suyunun memelerden sis şeklinde
  verilmesiyle ortadan kaldırılabilmektedir. Öğle
  saatlerinde ortalama 2 saat süreyle
  uygulanabilecek sislemeyle, aynı zamanda ortam
  nemi yükselmekte ve bitkilerin istediği uygun
  ortam sağlanmaktadır.
  Ayrıca sislemeyi belli bir sıcaklık ayarına bağlı
  termostat takılarak çalışacak otomatik bir sistem
  geliştirilmiştir.
  6.7. Gübreleme
  6.7.1. Organik Gübreleme
  Muz bitkisi topraktaki organik maddeyi oldukça
  yüksek oranlarda ister. Bunun nedeni doğal
  ortamdaki muzun, yüksek boylu ağaçların altında,
  dağınık güneş altında, çürümüş yaprakların
  üzerinde yetişmesidir.
  Organik gübre toprak sıcaklığını yüksek tutarak,
  salkım oluşumundan hasada kadar geçen süreyi
  kısaltmakta ve fidelerin kışın soğuktan zarar
  görmesini engellemektedir.
  Çiftlik gübresi kullanımında gübrenin iyi yanmış
  olmasına dikkat edilmelidir. Çiftlik gübresinin
  taze olması, iyi yanmaması sonucu, içinde bulunan
  yabancı ot tohumları, nematodlar ve tuz, bahçe
  içine taşınacaktır. İyi yanmış çiftlik gübresinde
  yabancı ot tohumu, nematod bulunmaz. Bu arada
  üzerinden 1-2 yağmur veya su geçirilirse toprak
  için zararlı olan tuzu da yıkanmış olacaktır. Bu
  nedenle, çiftlik gübresinin zararlı etkilerinden
  kurtulmak için, üretici, kullanacağı çiftlik
  gübresini en az 3 ay öncesinden alarak, bahçesinin
  bir kenarında yanmasını ve yıkanmasını sağlaması
  yararlı olacaktır. Ayrıca, organik gübre seraya
  sokulmadan önce yığın haline getirilip methil
  bromid veya benzeri bir fümigant ile ilaçlanırsa
  (tüp patlatma) çok iyi bir dezenfeksiyon yapılmış
  olacaktır.
  Organik gübre muzlarda bakım zamanı (Şubat-Mart
  aylarında) ve kışa girmeden (Kasım ayında)
  verilmelidir. Onarma zamanı verilen organik gübre
  mutlaka toprakla iyi bir şekilde karıştırılmalı,
  kışa girmeden verilen organik gübre ise toprak
  yüzeyine yorgan gibi serilmelidir.
  6.7.2. Mineral Gübreleme
  Muz bitkisi hem yeşil aksamın gelişme döneminde,
  hem de meyve gelişme döneminde yoğun şekilde besin
  isteyen bir bitkidir. Bu besinler genellikle en
  iyi topraktan muzlara verilebilir. Muz
  yetiştiriciliğinde sadece organik gübre uygulaması
  yeterli değildir. Ek olarak mineral gübre
  uygulaması da yapılmalıdır. Mineral gübre olarak
  özellikle Azot, Fosfor, Potasyum, Kalsiyum ve
  Mağnezyum gübrelemesinin yapılması gereklidir.
  6.7.2.1. Azot (N)
  Muzun azot ihtiyacı da fazladır. Özellikle yeşil
  aksam gelişmesi için azot gereklidir.[2] Yavru
  bitkilerin gözüktüğü ve büyümenin başladığı ilk üç
  ay içerisinde azot çok önemlidir. Gelişmenin
  başladığı ve atak haline geçtiği ilkbaharın ilk
  aylarında çok fazla azot kullanır. Bu dönemde
  hayat dönemi boyunca kullanacağı azotun büyük bir
  kısmını kullanır. Azot kullanımı ile kuru madde
  miktarı arasında doğrusal bir ilişki vardır. Azot
  kullanımı arttıkça kuru madde miktarı azalır.
  6.7.2.2. Fosfor (P)
  Muzun fosfor ihtiyacı, azot ve potasyuma göre daha
  az olmakla birlikte, kök gelişimi ve bitki besin
  maddesi alım kapasitesini artırarak salkım
  oluşumunu güçlendirmesi, tarak sayısını artırması
  yönünden çok önemlidir. Subtropik iklim
  koşullarında fosforun alımı, oldukça geniş zaman
  aralığında gerçekleşir. Fosforun topraktan iyi bir
  şekilde alınabilmesi için ortamda yeteri kadar
  suyun bulunması gerekir. Ayrıca doğumdan tahminen
  bir ay kadar önce uyguladığımız fosfor
  takviyesinin (2 sefer MAP) tarak sayısını
  artırdığı tesbit edilmiştir. Fosfor muz bitkisi
  için çok önemli değildir. Uygulamada bu elementin
  eksikliğine kolaylıkla rastlanmaz. Eksiklik
  belirtisinde yaprak kenarları ölerek testere dişi
  görünümü alır. Fosfor yeteri kadar ortamda varsa
  tarak sayısı ve dolayısıyla her taraktaki parmak
  sayısı artmaktadır. Ama fazla miktardaki fosfor
  uygulamaları da parmakların oluşmasına ters etki
  yapmaktadır. Ortamdaki fosfor fazlalığı, hem tarak
  sayısını azaltmakta, hem de taraktaki parmak
  sayısını azaltmaktadır.
  Sağlıklı bitki kökleri de beslenme ortamındaki
  fosfatı önemli ölçüde tüketebilme
  yeteneğindedirler.[3] Yine Fosfor meyve verimini
  artırmakta, ancak aşırı fosfor gübrelemesinde ise
  verim azalmaktadır.[4] Fosfor uygulanan
  topraklarda çinkonun demir ve alüminyum
  oksitlerince bağlanması ile bitkinin gelişmesini
  artırması sonucu, bitkinin çinko konsantrasyonu
  kritik düzeyin altına düşerken, bitkide fosfor
  toksisitesi görülebilmektedir, öte yandan
  bitkilerin çinko noksanlığı gösterdiği durumlarda,
  ortama fosfor katılması, bitkide fosfor
  toksisitesi gösterdiği gibi çinko noksanlığının da
  şiddetini de artırmaktadır.[5]
  Bitkilerin fosfor alımını, mağnezyum düzeyi de
  önemli ölçüde etkilemektedir. Düşük düzeyde
  mağnezyum, fosforun kökten alımını önemli ölçüde
  azaltarak, fosforun yukarı taşınmasını
  engeller.[6]
  Bitkinin fosfor ihtiyacının en fazla olduğu
  doğumdan bir, bir buçuk ay önceki döneminde,
  bitkinin fosfor ihtiyacının yeterince
  karşılanması, tarak ve parmak sayısının artmasını
  sağlayacaktır. Bölgemizde genellikle 11-12 olan
  tarak sayısını 15-16’ya çıkartmak, fosfor
  ihtiyacını zamanında ve yeterince karşılayarak
  mümkün olabilir.
  6.7.2.3. Potasyum (K)
  Potasyum, muz bitkileri için çok önemlidir.
  Özellikle salkım oluşumu ve gelişimi için gerekli
  bir besin maddesidir. Potasyum bitki büyümesini
  çabuklaştırır ve verimini artırır. Yeterli
  potasyum ile beslenen bitkilerde salkım ağırlığı
  artar, parmaklar daha büyük olur ve meyvenin
  pazarda daha uzun süre dayanması, hastalık ve
  zararlılara dayanıklılık artar. Potasyum, bitki
  metabolizmasında fotosentez sonucu elde edilen
  ürünlerin, faydalı olacağı bölgelere taşınmasını
  sağlar. Su dengesini ayarlar. Potasyum, azot ile
  birlikte ürünü artırır ve düzenli meyve tutumu ve
  olgunlaşmasında önemlidir.[7]
  Potasyum eksikliğinde uçlardan başlamak üzere
  yapraklar sararır. Bu sararma o kadar hızla
  gelişir ki, çoğu zaman uçtan başlayarak yaprağın
  2/3 ‘ü ölür. Çok az potasyum alan bir bitkinin
  meyveleri şekilsiz olur. Böyle bir salkımda çok az
  sayıda parmak oluşur. Çiçeklenme zamanında iklim
  koşulları uygun olmaz ise yine bu gibi salkımlar
  oluşur.
  Meyvede yüksek düzeyde potasyum alımı sadece
  düzgün meyve şekli ve olgunlaşma ile meyveye tad
  ve lezzet sağlamasından başka, meyve lezzet ve
  çeşnisinde ana öğe olan toplam asitlik üzerinde de
  olumlu rol oynayıp, çeşniyi önemli derecede
  etkilemektedir. Düşük potasyum seviyesi ise,
  lezzetsiz ve yavan meyve tadına neden
  olmaktadır.[8]
  6.7.2.4. Çinko (Zn)
  Muz bahçelerinde en çok görülen bitki besin
  elementi eksikliklerinden biri de Çinko’dur. Bu
  element eksikliğinin nedeni genellikle Fosfor
  fazlalığından kaynaklanır. (Ek Resim 26. Muzda
  Yaşlı Yapraklarda Çinko Eksikliği), (Ek Resim 27.
  Muzda Genç Yapraklarda Çinko Eksikliği)
  Muz bitkisinde en çok eksikliği görülen
  mikroelement çinkodur. Çinko eksikliğinde bitki
  bodurlaşır. Yapraklar küçük ve dar olup, ikinci
  damarlar arası sarı-beyaz şeritler halindedir. Bu
  görünüm daha sonra sarı-yeşil şeritlere dönüşür.
  İkincil damarlara paralel olan sarı şeritlerde
  uzun, kahverengi ölü benekler belirir. Bu gibi
  bitkilerde oluşan salkımların parmakları küçük ve
  normal kıvrık şeklinden daha kıvrık olup, en
  belirli özellik de parmak uçlarının açık yeşil
  olmasıdır. Fazla miktarda kireçleme veya toprakta
  fosfor fazlalığı çinko eksikliğine neden olabilir.
  Fazla derecede nematod salgınına uğramış
  bahçelerde çinko eksikliği benzeri belirtiler
  görülebilir. Çinko eksikliğinde bitki bodur kalır,
  yapraklar küçük ve dar kalırlar.
  6.7.2.5. Bakır (Cu)
  Bakır bitkilerde özellikle dokularda ligninleşme
  prosesine katılmakta ve bitkilerin generatif
  büyümesinde önemli rol üstlenmekte, polen oluşumu
  ve döllenme prosesleri ve dolayısıyla tohum ve
  meyve oluşumunu sağlamakta ve bitkiler bakır
  beslenmesinden doğrudan etkilenmektedir.
  6.7.2.6. Mangan (Mn)
  Mangan, bitkide fotoliz olayını, dolayısıyla
  fotosentezi etkileyerek protein ve lipid
  sentezlerine katılır ve böylece birçok enzim
  faaliyetlerini etkiler. Özellikle hücreleri toksik
  oksijen radikallere karşı koruyan superoksit
  dismutez enzim yapısında rol oynar ve sonuçta
  bitkilerin büyüme ve gelişmelerini etkiler. (Ek
  Resim 29. Muzda Mangan Fazlalığı-Yaprakta)
  6.7.2.7. Demir (Fe)
  Demir, bitki dokularında genellikle 50-200 ppm.
  arasında bulunur. Sayısız redoks reaksiyonları,
  enzim faaliyetleri, klorofil sentezi ve klorofil
  oluşum unu dolayısıyla protein ile fotosentezi
  etkileyen önemli bir mikroelementtir
  Genellikle topraklardaki kalsiyum fazlalığı demir
  alımını engeller. Demir eksikliği olan yapraklarda
  damarlar yeşil kalır, ancak damar araları sarı
  dır. Eksikliğin ilerlemesi halinde tam sararma ve
  sonra da kuruma görü lür.
  6.7.2.8. Kalsiyum (Ca)
  Ca eksikliği gösteren bitkilerin Ca içeriği azdır.
  Çoğunlukla kuru madde de % 0.5′in altında
  bulunur.[10] Kalsiyum, mağnezyum ve potasyum içe
  rikleri, topraktaki kil ve organik madde ile
  ilişkilidir. Bu nitrat, sülfat ve klor ile
  ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Kalsiyum
  eksikliğinde önce genç yapraklar aşağıya veya
  yukarıya doğru kırılır ve yaprak oluşması azalır.
  6.7.2.9. Mağnezyum (Mg)
  Mağnezyum eksikliğinde yapraklar uçlarından ve
  kenarlarından başla mak üzere yavaş yavaş
  sararmakla beraber orta kısımları yeşil kalır.
  Etki altında kalan dört ve beşinci yapraklardır.
  Yaprak sapları ana gövdeden koparak yaprağın
  ömrünün kısalmasına neden olur. Fosforun aksine
  genç piçler yaşlı rizomlardan kalsiyum ve
  mağnezyum absorbe ettikleri için yaşlı rizomlar bu
  elementlerce fakirdirler. Bu nedenle eğer yaşlı
  piçler dikimde kullanılacak ise kalsiyum ve
  mağnezyum için önlem alınmalıdır.
  6.7.2.10. Kükürt
  Kükürt eksikliği başta Natal olmak üzere diğer
  ülkelerde de görülmektedir. Çok eksik olursa
  kalite bozulur. Bu eksiklik süper fosfat, potasyum
  klorür yerine potasyum sülfat veya azot kaynağı
  olarak da amonyum sülfat uygulamak ile
  giderilebilir.
  6.7.2.11. Bor
  Muzda ender görülen eksikliklerden biri de Bor
  eksikliğidir. Özellikle yaşlı bahçelerde görülür.
  (Ek Resim 30. Muzda Yaprakta Bor Eksikliği), (Ek
  Diğer mikro element eksiklikleri muz
  yetiştiriciliğinde pek önemli değil dir.
  Diğer mikro elementlerden bakır, manganez, demir,
  bor ve molibden eksikliği muz bahçelerinde pek
  görülmemektedir. Analizler göstermiştir ki muz
  bitkisi manganezi de topraktan fazla miktarda
  almaktadır. Bu da bitkiye ve kök oluşumuna zararlı
  olabilir. Uygun miktarda kireçleme manganezin daha
  fazla alınmasını önler.
  6.7.2.12. Bitki Besin Elementleri Arasındaki
  İlişkiler
  Bitki besin maddeleri arasında toprak içinde
  bitkilerin besin alımı yönünden çok ciddi
  rekabetler veya teşvikler vardır. Bu nedenle
  gübreleme proğramlarının hazırlanması ve
  uygulanmasına çok dikkat edilmelidir. Bitki Besin
  Maddesi yığılmalarının en çok söz konusu olduğu
  sera alanlarında, toprak analizi yaptırmaksızın,
  sağlıklı bir gübreleme proğramı uygulamak mümkün
  değildir.


|