SIFALI BITKILER

Sehirler buyudukce ve teknoloji gelistikçe insanlarda ruh ve beden sagligi biraz daha bozulmaktadir. Derde derman olarak üretilen kimyasallarin yillar sonra yan etkileri oldugu ve zararinin daha büyük olduğu ortaya çikiyor. Bu durumda dogal ürünlere olan talepte her geçen gün artiyor. Bu çerçevede bitkisel ilaçlara karsi her gün artan bir ilgi söz konusudur. 

“Kocakari” ilaçlarina geriye dönüs kalkinmis ülkelerde daha hizlidir. Neden olmasin ki: 1940’li yillarda mucize böcek öldürücü diye üretilen, sivrisinek ve benzeri düsmanlar için gelistirilen sentetik bir ürün olan DDT’nin 15 yil gibi bir sürede kutuplardaki penguenlere kadar yayilmis bir kanserojen oldugu ve dogada parçalanmadan 50 yil kaldigi ortaya çikinca 1970’li yillarda yasaklanmasina baslanmistir. Bu durumda ilk yapilmasi gerekenin çareyi dogada aramak olduğu fark edilmistir. Bu gün ABD’de satilmakta olan bitkisel kökenli tıbbi ilaclarin orani %25’tir.  

Sifali bitkiler  “kocakarı ilacı” olmanin ötesinde bilgi ve tecrübe gerektiren bir bilim dalidir (Farmokoloji). Bitkilerin içerdigi alkoloit ve glikozit gibi sekonder ürünler sakaya gelmeyecek kadar tehlikelidir. Bilinçsiz kullanimda bu tehlike oldukça büyüktür. Anadolu’nun bir çok yerinde diş agrisi için “deli bad bad” (Hyasyamus niger) tohumu yutarak zehirlenme hikayelerini dinlemek mümkündür.

Ayrica şifali bitkinin bilinmesi yaninda onun kullanilmasi da ayri bir uzmanlik ve bilgi gerektirir. Bu bölüm ülkemizde çok zengin olan şifalı bitkilerin bazılarini  tavsiye etmek degil, tanitmak amaciyla hazirlanmistir.